×
Îro dîsa li ser gorra te bûm !
admin
Îro dîsa li ser gorra te bûm !
Zinarê Xamo Salek dîsa pir zû derbas bû ! Aslan, sal dîsa zû derbas bû, me hew dît 9ê adarê hat jî. Ez û Hêvî îro dîsa bûn mîvanê te. Tu rastiyê dixwazî min ji bîr kiribû. Lê do ne pêr, nizanim çawa bû, wek heft kes ji min ra bibêjin, ”ma qe...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1676)


Li himberî êrîşên dagirkeran em hêza xwe bikin yek
admin
Li himberî êrîşên dagirkeran em hêza xwe bikin yek
Welatê me Kurdistan ji derveyî îradeya gelê me bi çar perçeyan ve hatîye perçe kirin. Eve nêzîkî sed salîye ku Tirkîye, Îran, Iraq û Sûrîye , di meseleya  Kurdistanê de hemû pirs û pirsgirêkên di navbera xwe de datînin alîyekî û bi hevdu re pla...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2164)


Radio Ashti
admin
Radio Ashti
Sipasdarê birayê Haci KardoxiAştî û Radio Ashtî me, sipasdarê dost û hevalên ku bi sebir 4 saetan li me guhdarî kirin û em bi tenê nehiştin im. Mixabin derfet nebû ku bersîvên temama pirsan bidim. Em di têkoşîna rizgarîya neteweyî de bi hev re n...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3098)


19 sal zû derbas bûn
Zinare Xamo
Sal zû derbas dibin, min hew dît salek din jî derbas bû û wa ye dîsa 9ê nîsanê hat. Erê pismamo, 19 sal di ser wefata te ra derbas bûn. Îro dîsa ez û Hêvî bûn mîvanên te. Lê vê carê em ne bi tenê bûn, Mumtaz Aydin Roza Kurdî, Erdal Kurdman, ez û Hêvî...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2315)


Xwezî gorr bihata zimên
Zinare Xamo
Xwezî gorr bihata zimên
Aslan, sal zû derbas dibin, me tew nedît 18 sal çawa derbas bû. Îro ez û Hêvî dîsa bûn mîvanê te. Li ber serê te me bi hesreteke kûr û bi xemgîniyeke mezin rojên borî yad kirin. Me bîstekê qala te kir. Hêvîyê got, qey qismet û nesîbê te ev ax, ev gor...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2913)


Dewleta Tirkîyê, li sê parçeyê Kurdistanê şerekî tûnd û dagirkerane dimeşîne.
Fuad Onen
Dewleta Tirkîyê, li sê parçeyê Kurdistanê şerekî tûnd û dagirkerane dimeşîne.
Dewleta Tirkîyê, li sê parçeyê Kurdistanê şerekî tûnd û dagirkerane dimeşîne.Dewleta Tirkîyê, li sê parçeyê Kurdistanê şerekî tûnd û dagirkerane dimeşîne. Li gorî rayedarên Sîstema Serwerîya Tirk, ev şer ji bo wan mijara bekayê (mayin-nemayinê) ye. H...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3015)


Me îro silavek da gorra hevalekî pir ezîz !
Zinare Xamo
  Mehmet Aslan Kaya 17 sal berê di rojeke wiha da di 51 saliya xwe da ji nişka ve, bêyî ku kesî nerehet bike, bêyî ku haya kesî pê xe wek çirayekê vemirî û çû gerdûneke din. Mirina wî ne malbata wî tenê, bi sedan, bi hezaran kesên ev kurdê fed...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2918)


Mirinê pir zû tu ji nav me bir lê navê te nemir e
Zinare Xamo
Mirinê pir zû tu ji nav me bir lê navê te nemir e
Min got pismam sal zû dibuhirin, 16 sal derbas bûn. Hemû dost û hevalên te, zarokên te dersa matamatîkê dida wan, xortên te alîkariya wan dikirin hemû mezin bûne û di civata Swêd da hatine der û meqamên muhîm, ji bo gelê xwe xebatên pir baş dikin. &n...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (4559)


Xusûsîyetên Rojhilata Nêzîk
Fuad Onen
Xusûsîyetên Rojhilata Nêzîk
Di sîyeseta Kurdistanê de du problemên esasî hene. Yek jê, taleba desthilatîya navendî lawaz e, taleba jêr desthelatîye, bi tirkî ”alt îktîdar” ew taleb xurt e. Lê taleba desthelatîyên navendî lawaz e. Sedemek ji, ku sernîvîsa vê panelê j...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (4651)


Serxwebûna Kurdistanê
Fuad Onen
Serxwebûna Kurdistanê
Sîyeseta partî, rêxîstin,saziyên bakurê Kurdistanê dev ji hedefa serixwebûnê berda ye. Ji delva hedefênserxwebûnê, otonomî, federalî an demokrasî te parastin. Di vir de anormalîyekheye. Yanî îro ji her demê betir taleba serxwebûn û yekîtîya Kurdistan...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (5122)


Page 1 of 6First   Previous   [1]  2  3  4  5  6  Next   Last   
29

Fuat Önen ile yaptığım bu röportajı sizlerle  buluşturmayı kendime bir görev bildim. Söyleşide Kürdistan Devrimine ve Kürdistan’daki siyasi gelişmelere dair  önemli değerlendirmeler yer almakta.  Kendisinin Kürdistan’da ulusal mücadele tarihinin dönemeçlerini ve bu dönemeçlerin Bağımsız Kürdistan mücadelesindeki politik anlamına dair  devrimci bakış açısını bulacaksınız. İyi okumalar.

Nefel Gün

Nefel Gün: «Hoca»ya  hoca diye hitap edilir sana da «Mamoste» diye hitap edeceğim.

Mamoste Fuat  seninle ne için söyleşi yapmak istediğimi ve ulusal soruna dair bakış açımı kısaca belirttikten sonra sorulara geçeceğim.

Seninle ilk röportaj yapma fikrimi söylediğimde “Neden benimle yapmak istiyorsun? Kuzey Kürdistan'da isminde komünist geçen başka yapılar var; oralara baş vur.” demiştin. Bu soruyu burada da yanıtlamak gerek diye düşünüyorum.
Sen  bir çok röportajında “Kimdir Fuad Önen?” sorusuna haklı olarak cevap vermiyorsun biliyorum;  bu soruya Fuad Önen'in yoldaşları, dostları cevap verir diyerek konuyu kapatıyorsun. Ben bu soruyu sormasam da neden seninle röportaj yapmak istediğimi söyleyerek aynı zamanda da kimdir Fuad Önen sorusunu da cevaplamış olacağım.

Fuad Önen  ömrünü Kürdistan davasına adamış, bu uğurda bedel ödemiş, aynı uğurda muhtelif birlik çabalarının bir parçası olmuş ama kimi zaman bir başına kalmayı göze alarak ilkelerinden ve asıl hedefinden ödün vermemiştir. Sorunu ve çözümünü tespit ettikten sonra “Sorunlar yakınmak için değil çözülmek içindir” diyerek  bu doğrultuda eylem ve girişimleri her daim olmuştur. Özellikle Kuzey Kürdistan'da hakim olan ideoloji tarafından  Özgür Kürdistan mücadelesi bu denli hasır altı edilip entegreci bir anlayış öne çıkartılırken “Ayrılıkçı” olmak gerektiğini her fırsatta her koşulda dillendirmeyi kendine görev bilmiş birisi.

“ilk kurşun, sömürgecilerin işgali altındaki beynimize sıkılmalıdır” vecizesini kabul edip ideolojik çarpıtmalara karşı  pratik politik faaliyeti içerisinde  olduğu gibi ideolojik mücadelesini yazılı ürünleriyle de desteklemiştir.

Lenin'in “bazıları gerçeklik tenekelerini çala dursunlar, biz kendi hayallerimizi gerçekleştirmeye çalışalım sözünü kendine rehber edindiğini söyleyerek Özgür Kürdistan hedefinden asla vazgeçmemiştir.
Fuat Önen bir komünist olarak her daim arkasında durduğu net ve ilkeli çizgisiyle bu röportajın muhatabı olmuştur.  

Ulusal soruna dair bir komünist olarak bakış açımı kısaca dillendirmek gerekirse;

Başkasını ezen ulus özgür olamaz, ezilen ulusun (İrlanda’nın) kurtuluşu ezen ulusun (İngiltere'nin) kurtuluşunun  koşuludur ilkesini takip eden bir komünistim. Bu bakımdan Dünyanın en kalabalık ve en kadim ezilen uluslarının başında gelen Kürdler'in kurtuluşunu özgürlüğünü bir dayanışma ve yardımlaşma sorunu olarak değil kendi özgürlüğümüzün bir koşulu olarak ele
almalıyız.

Oldukça yaygın olan bir nevi ezilen ulusa dalkavukluk tavrını ifade eden Kürdlerin de hakkını savunuyoruz, ötekileştirmiyoruz, onların yanındayız gibi söylemleri reddediyorum. Zira bu tutumun altında ezen ulus şovenizminin kibri yatmaktadır.  Türkiyeli komünistler olarak  Kürdlerin özgürlüğünü, Kürdistan'ın kurtuluşunu kendi sorunumuz olarak görmeliyiz.

Her ülkenin işçi sınıfının dolayısıyla ondan ayrı ve farklı çıkarları olmayan komünistlerinin önce kendi burjuvazisiyle hesaplaşma ödevi olduğunu da biliyoruz. Lakin Kürdistan dört gerici devlet arasında parçalanmış ve parça parça ilhak edilmiş olduğundan ve kendi topraklarında egemen bir devlete sahip olmadığından Kürdistan özelinde bu durum özgül bir anlam taşımak zorundadır. Kürd ulusunun özgür ve egemen bir ulus olmak için önce ulusun özgürlüğü ve ülkenin bağımsızlığı hedeflerini ifade eden bir kurtuluş hedefi ile yüz yüze olduğunu kabul ediyorum. Bu bakımdan öncelikli ve asgari hedefin ulusal kurtuluş mücadelesini başarıya ulaştırmak olduğunu kabul edip bu doğrultuda bütün girişim ve mücadeleleri kayıtsız şartsız meşru görmek gerek.

Başta da değindiğim  gibi  bu hak tanıma bir eğilim ve hoşgörü sorunu değildir. Bu hakkı sahiden tanımak demek Kürdlerin bu amaçla tam bağımsız örgütlenmesini tanımak demektir. Tanımak yetmez aynı zamanda tarihsel konumu gereği avantajlı konumda olan (bu söyleşiyi bile ezen uluslardan birinin diliyle yapıyoruz!) ezen ulus devrimcilerinin ve komünistlerinin borçlu olduğunu da unutmamak ve bu konuda Kürdistan devrimcilerine ve komünistlerine karşı bir ödevimiz olduğunu akıldan çıkarmamak gerek. Ancak bu takdirde kendimizi sosyal şovenlerden net çizgilerle ve tam anlamıyla ayırt edebiliriz.

Ne var ki bu da tek taraflı bir çabayla sağlanamaz.  Bunun için bütün eşitsizliklere rağmen ezen ulus komünistleriyle ezilen ulusun devrimcileri ve komünistlerini eşit muhataplar olarak kabul eden bir tutumu gerektirir. Bu tutumu komünist kimliğine içkin olan enternasyonalist bilincin bir gereği olarak görüyorum. Bu enternasyonalist bakış açısını da burjuva akımlarının «başkalarının iç işlerine karışmama» sahtekarlığından ayırırım. Aksine komünistler ortak amaç ve ilkeler çerçevesinde birbirlerinin «işlerine» karışmalıdır; zira bahis konusu olan ortak işlerimizdir.

Elbette ezilen ulus devrimcilerinin/komünistlerinin bizim işlerimize karışmalarını da onların bir hakkı ve ödevi olduğunu kabul etmek gerek. Komünist devrimcilerin enternasyonalizmi kavrayışının böyle olması gerektiğini düşünüyorum. (Sadece Komünist Enternasyonal İkinci Dünya Kongresinde Lenin ile  Roy arasındaki tartışma ve bunun sonucu bile ibretle akılda tutulması gereken bir örnektir).

Soruna yaklaşımımı böyle tarif ettikten sonra artık sorulara ve senin  görüşlerini almaya geçebiliriz. Ama röportaj senden  doğru soruları da içerebilir. Sen de bana soru sorabilirsin.
Fuad Önen: Teşekkür ettim. İnsanın Kendisi hakkında söylenenleri dinlemesi biraz zordur. Bir söz var kimindir bilmiyorum. Biri sana saldırınca  kendini savunursun ama  o biri seni övünce çaresiz kalıyorsun. Bu 5 dk'lık çaresizlikten sonra soru cevap kısmına geçebiliriz.  

Nefel Gün: Sana  çaresizlik yaşattığım için özür dilerim.  

Nefel Gün:  En başta sormak istediğim soru; Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesine önderlik etme iddiasıyla ortaya çıkan bir ulusal  devrimci akım sence nasıl tarif edilmeli?

Fuad Önen: Şimdi sorunun çözümü büyük ölçüde onun tanımlanmasındadır.
Kürdistan sorunu ya da Kürdistan meselesi yirminci yüzyılın başlarında birinci dünya savaşından  sonra kurulan yeni dünya nizamında ve dünya nizamının dayandığı devletler sisteminde Kürdler’e yer verilmemesinden doğan bir sorundur.

1870'te devlet sayılan yirmi beş örgütlenme var iken bugün iki yüz sekiz civarında devlet var. Yakın Doğu'nun merkezi ülkesi olan Kürdistan ise yok sayılmış, devletsiz bırakılmış, parçalanmış.
Devletsiz dediğimiz zaman da çoğu zaman eksik anlatıyoruz. Kürdistan devleti yerine dört tane işgalci devlet var. Kürdistan meselesi esas olarak budur.

Şimdi bu tariften çıkan sonuç bu meselenin çözümünün Bağımsız Birleşik Kürdistan'da olmasıdır. Birincisi bir ülkenin ve ulusunun parçalanması çok büyük bir zulümdür. İnsanlığa karşı işlenen suçlardandır. Öyleyse Kürdistan'ın birliğini savunmak, devrimci bir görevdir. Bir milleti yüz yıldan fazladır devletsiz bırakıp işgalci devletlerin yönetimine terk etmek de çok büyük bir zulümdür. O da insanlığa karşı işlenen suçlardandır.

O zaman, Birleşik Kürdistan’ı savunmak da  bağımsız Kürdistan'ı savunmak da dediğim gibi devrimci bir görevdir. Şimdi Kürdistan devriminin potansiyeli gerek Türkiye solcuları açısından gerek dünya komünistleri yani Komintern açısından anlaşılmış bir görev değildir.

Çoğu zaman Polonya'yla benzeştirerek açıklanıyor.  Şöyle bir ifade var. Polonya'nın bölünmüş olması, üç otokratik devleti birbirine bağlayan bir haçtır. Ve Polonya'nın birliğini, Komintern destekler.
Kürdistan'ın bölünük kalması ve işgal altında tutulması da bölge gericiliğini birbirine bağlayan harçtır. Bu harcın çözülmesi bölge devrimi bakımından da dünya devrimi bakımından da büyük bir potansiyeli taşır. Maalesef özellikle Komintern tarafından görülmemiş olması bir ölçüde bu meselenin devamında Sovyetler Birliği ve de Kominterne bir sorumluluk düştüğünü gösteriyor bize. Türkiye'de komünistlerin bunu geç anlamaları ya da hala doğru dürüst anlamamaları da şuna yol açmıştır.

Türkiye açısından; Türkiye bir ülke adı değil. Bir millet adı da değil. Yani Türkiye vatandaşlarından oluşan bir millet de yoktur. Türkiye bir devletin adı ve bu devletin egemenlik sahasında birden fazla ulus ve ülke hakikati var. Şimdi bunu böyle görmediğiniz zaman Türk devlet projesine isteyerek ya da istemeyerek hizmet ediyorsunuz.
Çünkü sonuçta Türkiye Cumhuriyeti devlet gücünü kullanarak ve jenoside başvurarak bu devletin egemenlik sahasında bir ulus ve ülke yaratma projesidir.
Bu proje  gerçekleşmemiştir.    

Bu projenin önünde kalan tek engel Kürd ulus ve ülke hakikatidir. Lazika, Pontus, Ermenistan, İskenderun Livası diye söylenilen Arap meselesi. Rum meselesi kısa süreli jenosidlerle çözülmüştür.


Kürdistan'ın payına zamana yayılmış Jenosid kalmıştır. Bu kavramları da yeniden tartışmamız lazım, çünkü ”jenosid” deyince akla sadece büyük katliamlar geliyor. Oysa ki siz hiç kimseyi öldürmeden de bir halkın ulus ve ülke hakikatini ortadan kaldırmaya çalışıyorsanız  bu bir jenosiddir. Dolayısıyla Kürdistan'daki devrimcilerin buradan bakmaları lazım. Ve Kürdistan dışındaki devrimciler, komünistlerle de bu temel üzerinde ilişkilenmeleri lazım. Bu birincisi.

İkincisi devrimcilik. Artık çok az kullanılan bir kavram. Seksenler  hatta Doksanlar öncesi biz kendimizi ilk önce devrimci olarak tanımladık. Kürdistan'da bizim adımız talebe ve devrimci idi. Yani talebeler geldi devrimciler geldi denirdi. 1990'dan sonra başlayan bir süreçle artık bu kavram çok az kullanılır oldu. Türkiye'de de Kuzeybatı Kürdistan'da da liberal demokrat ve İslamcısı, komünisti, sosyalisti bol. Ama devrimcisi kıt bir hale geldik.

Dolayısıyla Kuzeybatı Kürdistan'daki bir örgütün öncelikle devrimci olması lazım. İşgalcilikle her türlü uzlaşmayı reddetmesi lazım. Ve bu örgütün devrimcilerden oluşması lazım. Yani bir devrime    öncülük edecek bir örgüt  esas itibariyle profesyonel devrimcilerden oluşur. Bu açık alan mücadelesini ya da legal olanakları reddetmek anlamına gelmez.

Ama Lenin'in örgüt anlayışından benim anladığım bu profesyonel örgütün, profesyonel çekirdeğin geniş kitlesel örgütlerle, kitlesel mücadelesiyle örtülmesi gerektiğidir.
Yani örgüt anlayışı ikilidir. Merkezde devrimciler örgütü var. Ama bunun etrafında da sayısız başka tür örgütler var.
Kürdistan'da şu anda bana sorarsanız esas mesele böyle bir devrimciler örgütü yaratmaktır.

Burada da bir bilinç bulanıklığı var. Kuzeybatı Kürdistan’da bütün örgütlerin kendilerini kitle örgütü olarak ifade ettiği görülür. Kitlesel olan bir örgüt var; daha çok PKK'nin kontrolündeki siyasi partilerdir bunlar. Bunun dışındaki partiler kitleye de sahip olmadıkları halde kendilerini demokratik kitle partisi olarak tarif ediyorlar. Demokratiklikleri de tartışmalıdır ama  bir kitle yoksa ben kitle partisiyim demeleri de anlamsız. Kitleselleşmekle devrimciler örgütünü kurma görevi birbirinin alternatifi görevler değil. Sonuçta bir devrimciler örgütün yoksa, kitleselleşmen düzen karşıtı bir mücadeleye dönüşmüyor.

Bugün  Kuzeybatı Kürdistan'da on Kürdden dördü ben Kürd partisi değilim, ben Türkiye partisiyim diyen HDP'ye oy veriyor. Bu açıdan bakılırsa Kuzeybatı Kürdistan'da çok ciddi bir birlik sorunu yok. Yani yüzde kırk azımsanacak bir oran değil. Ama buna yön veren bir devrimci örgüt olmadığı için kitleselleşen bu hareket, Kürdistan'daki devrimci potansiyeli eritmeye, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Mücadelesi'ni Türkiye'deki işgalci sisteme entegre etmeye hizmet ediyor. Dolayısıyla kitle fetişizmi yanlıştır. Elbette ki devrim halkların mücadelesiyle olacak bir şeydir. Ama buna öncülük edecek ve oraya yönlendirecek olan devrimciler örgütüdür deyip burada noktalayayım.

Nefel Gün: Herhangi bir ulusal kurtuluş mücadelesinden farklı olan ve dört gerici devlet arasında parçalanıp tutsak edilmiş olan Kürdistan gerçekliğinde ulusal kurtuluş mücadelesinin özgün koşullarına uygun bir program perspektifi ve buna uygun örgütlenmenin özgül sorunları nelerdir?

Fuat Önen: Burada temel mesele Kürdistan’ın eşitsiz birleşik gelişmenin zembereğinde olmasıdır. Doğu Kürdistan'la Kürdistan'ın diğer parçaları arasında dört yüz yıla yakındır bir fiili ayrılık var

Nefel Gün: Kasrı Şirin Anlaşması'ndan bu yana demek istiyorsun.
Fuat Önen: Evet. İmparatorluk sınırları geçişken sınırlardır. Modern devletler gibi çok katı sınırlar değildir. Sınırlar biraz daha belirsizdir. Şimdiki devlet sınırlarının neredeyse tamamına yakını aslında 1919 Paris  barış konferansıyla çizilmiştir. Bu sınırlar o zaman çizilmiştir ama hala komşu olan devletler arasında neredeyse toprak sorunu olmayan bir devlet de yoktur.

Burada bir de  şunu söylemek lazım. Cemiyeti Akvam (milletler birliği) tarafından çizilen ve Birleşmiş Milletler tarafından da onaylanan mevcut siyasi sınırlar halkların, ulusların, toplumların tarihsel, sosyal gerçeklikleriyle çelişki halindedir. Sadece güçle çizilmiştir bu sınırlar. Çizilince tarihsel toplumsal hakikatler veri alınmamıştır. Emperyalist, kolonyalist devletlerin güçleri esas alınarak çizilmiş sınırlardır. Dolayısıyla yeni dünya düzeni bence aynı zamanda yeni sınırlar demektir. Giderek sınırların ortadan kalktığı bir dünyaya geçerken yeni sınırlar bir ölçüde olmazsa olmazıdır. Bu imparatorluk bakiyesi devletler küçültülmelidir. Bu başka bir konu.
Şimdi eşitsiz ve birleşik gelişme yasasına gelirsek.

Nefel Gün: Eşitsiz birleşik gelişme yasasına  dair bir sorum var. Örgütlenmenin özgür sorunlarını bitirelim.

Fuad Önen: Tamam. Sorunlar şunlar. Birincisi Kürdistan'ın böğrüne saplanmış beş tane hançer var. (Kürdistan topraklarından geçen devlet sınırları kastediliyor. Türkiye- İran, Türkiye-Irak, Irak-İran, Suriye-Türkiye, Suriye-Irak) Bu dört devletin Kürdistan’dan geçen sınırlarıdır. Bu sınırlar gayrimeşrudur, bu sınırlar haksızdır. Bunların ortadan kaldırılması lazım.  Ama diğer taraftan da bir realitedir. Ve bu sınırların varlığı, bu dört ayrı devletin de farklı toplumsal, siyasal gerçeklikleri olmasından dolayı Kürdistan'ın farklı parçaları arasında yer yer yani hem siyaset alanından hem toplum alanında  eşitsiz  bir gelişmeye yol açmıştır.


Dolayısıyla bu farklılıkları birbiriyle telif etmek işte birleşik bir Kürdistan'ı gerçekleştirmenin önündeki temel engellerden biri budur. Bu devlet sınırları en başta parça örgütlerinin oluşmasına yol açmıştır. Şu anda Kürdistan'da sanıyorum 103-104 yakın siyasi parti var ve bu partilerin tamamı verilen devlet sınırlarını esas alarak o devletin işgali altında bulunan Kürdistan parçalarında örgütleniyorlar.


Bunu bir çırpıda ortadan kaldırmak zordur. Hedef olmalıdır. Madem bu sınırların işgalci ve jenosidal sınırlar olduğunu söylüyoruz öyle ise yaşamın tüm sahalarında mevcut sınırları yok sayan bir anlayışa sahip olmamız gerek. Ama bunu gerçekliğe dönüştürmek önünde de böyle ciddi engellerimiz var.

Nefel Gün: Bu gerçeklik üzerine sorularım arasında olmayan senin kitabında olan bir takım şeylerde değinmeni isteyeceğim

Ahmed Arif bir şiirinde
”Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu,
Komşuyuz yaka yakaya
Birbirine karışır tavuklarımız”
diyor.
Sınırlar halk tarafından kabul edilmiyor. Gidiş gelişler devam ediyor, bayramlaşmalar devam ediyor. Var olan sınırlar halkı ayıramamış olsa da siyasi örgütlenmeler bu sınırları kabul etmiş ve buna göre kendilerine şekil vermiştir diyebilir miyiz?

Ikinci olarak ”Meşruiyetimiz Özgür Kürdistan olmalıdır” diyorsun. Bunu biraz açar mısın?

Fuad Önen:  Sadece Siyasi partilerle sınırlı değil. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra giderek halk içinde de karşılık bulan bir eşitsiz gelişmedir.
Orada İkinci Dünya Savaşı'nın milat olduğunu düşünüyorum. Çünkü II. Dünya Savaşı'na kadar Kürdistani örgütler, Kürd siyasileri, Kürd aydınları bu yeni durumu; parçalanmış Kürdistan'ı kabul etmediler. Ve 1945'e kadar yani 1920-22 den 1945'e kadar Kürdistani örgütlerin neredeyse tamamı ayrılıkçıdır. Bunun en güzel ifadesini Komela Jiyaneweyi Kürdistan (JeKaf ) örgütünün programında yer alır. Bu örgüt  stratejik hedefini Birleşik Kürdistan'da bağımsız devlet olarak ifade ediyor. İkinci Dünya Savaşının Kürdistani siyaset bakımından kötü sonlanması (Mevcut devlet sınırlarının yine esas alınması), Kürt siyasetinde çok ciddi kırılmaya yol açmıştır.

1945’te kurulan Doğu Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) bir yıl sonra Güney Kürdistan Demokrat Partisi ve ondan sonra kurulan örgütlerin neredeyse tamamı mevcut  devlet sınırları içinde çözüm aramışlardır. Ve hedefi de imparatorluk döneminden kalma bir zihniyetle otonomi olarak belirlemişler. Bu siyaset tarzının ardında işte neredeyse seksen yıllık süreç var. Ve bu deyim yerindeyse Kürd siyasetinin genetik kodlarına dönüşmüş durumdadır. Eğer halk yığınları içinde de bu karşılık bulmasa idi buna ciddi bir reaksiyon gösterilebilirdi. Yani bu alanda özellikle İran ve Türkiye devletlerinin (çünkü Kürdistan'ın işgalcisi devletler arasında ciddiye alacağımız iki devlet var: Türkiye ve İran.) İmparatorluk bakiyesi bu devletlerin Kürdistan hukukları çok eskidir.( Irak ve Suriye sonradan oluşturulmuş olduğu için zaten çözülmeye mahkumdurlar) Bu devletlerin jenosidal programlarında önemli başarılar kazandığını kabul etmek durumundayız. Bu devrimcilerin görevinin ne kadar zor olduğunu gösterir.

Bunu söylediğimiz her yerde haklısın, doğrudur denmekte. Ama realite ortada onun için Bağımsız Birleşik Kürdistan hedefi  bir hayaldir eleştirileriyle karşılaşıyoruz. Bu stratejik akla yönelik tek eleştiri budur. Bu eleştirilerin  karşısına Lenin’in ”başkaları gerçekçilik tenekesini çala dursunlar. Biz hayallerimizi gerçekleştirmeye çalışıyoruz” sözü, benim için bir tür pusuladır.

Meşruiyet meselesine gelince Türkiye solunda da son yıllarda yani bunun öncesi de var. Ama son yıllarda artan şekilde legal olanaklardan yararlanmak diye bir anlayış var.
Doktor kıvılcımlı da bu, daha anlamlı bir şekilde ifade ediliyor. Legalite istismarı diye söyleniyor. Orada hem Türkiye'nin solcularının ama özellikle Kürdistanlı siyasilerin anlamadıkları bir şey var. Hesaba katmadıkları  bir şey var. Bir devletle ilişkide tek taraflı kullanım söz konusu değil. Kullanmak kavramı karşılıklıdır. Evet siz bu devletin legal olanaklarından yararlanıyorsunuz, parlamentoya gidiyorsunuz, dernekler kuruyorsunuz, gazete çıkarıyorsunuz bunun karşılığında devlet sizi nasıl kullanmış oluyor?

Devlet eğer sizi kullanmıyorsa niye kendisini kullandırıyor? Şimdi burada bir devrimci kitlesel bir güç olur ve devleti buna mecbur edersiniz. Bu başka bir şeydir. Ama işte olağan denilen siyaset koşullarında devlet kendini size kullandırıyorsa mutlaka sizi kullanır.

Bunu seçim üzerinden söyleyeyim. Türk devletinin Kürdistan'daki varlığını işgalci ve jenosidcidir. Bu gayrimeşrudur. Sadece askeri var olma bakımından söylemiyorum; Ziya Gökalp Üniversitesi'nde verilen eğitim de Diyarbakır'da Ulu Cami'de yapılan hutbeler de, JİTEM de, ordusu da, polisi de bir bütün olarak, bütün kurumları gayrimeşrudur. Sadece askeri varlık değil, bütünsel varlıkları gayri meşrudur.

Sandıklar, seçim sistemi, cumhuriyetin temel mekanizmalarından biridir. Öyleyse eğer ki Ziya Gökalp Üniversitesinde  verilen eğitim gayri meşruysa bu devletin temel mekanizması olan sandıklar da gayri meşrudur. Burada meşruiyetin ölçüsü devrimciler için davalarıdır.

Şu anda Kürdistanlılar için söylersem stratejik amaç olarak davamız Bağımsız Birleşik Kürdistan’dır. Bunun dışında bir şer’iyeti kabul etmeyiz, reddederiz. Bu şartlarda siz Türk devletinin bu temel mekanizması olan seçimlere katıldığınız zaman Türk devletini Kürdistan'da meşrulaştırmış oluyorsunuz. ”Bu bizim de devletimizdir bir takım yanlışlıklar falan var. Parlamentoya gideriz  orada iyileştiririz.” Bu tümüyle reformist siyaset tarzıdır.

Türkiye'de bunu yaygınlığını anlamak mümkündür.  Ama Kürdistan'da neredeyse her adım devrim meselesidir. Demokrasi de devrim meselesidir.
Onun için meşruiyeti esas alan bir açık alan mücadelesinin legalite ve illegalitenin kesiştiği bir alandır. Bu alanın ulusal devrimci mücadele için verimli bir alan olduğunu söylemiştik.

Nefel Gün: Mamoste Fuad ben açıkçası senin bahsettiğin ”Meşruluk” meselesini Komünist Manifesto'nun sonunda yer alan bir sözle uyumlu olduğunu düşünüyorum ve doğru bir noktaya parmak basıyorsun.
Yani temel de aslında şöyle diyorsun. Meşru görüşlerimizi, hedeflerimizi, bu tam Bağımsız Kürdistan, Özgür Kürdistan hedefi her yerde savunulmalı, legalite, illegalite  hedef olgusunu sınırlandıramaz diyorsun.
Komünist manifestonun son cümlesi komünistler hiçbir yerde görüşlerini ve hedeflerini gizlemeye tenezzül etmezler diyor ve onun takipçisi olan İbrahim Kaypakkaya da bir sorgusunda ”Ben bir komünistim ve bunu hiçbir yerde de gizlemem. Hedefim Komünist bir dünyadır. Ancak örgütsel bilgilerimizi açık etmeyiz” diyor.


Yani buradan aslında söylediği şey bu meşruluk özgür Kürdistan hedefi aslında komünistlerin de öne çıkarması ve her yerde Özgür Kürdistan hedefini söylemesi, gizlememesi gerektiği ile paralel olduğunu düşünüyorum. Davamız neyse bu davayı asla gizlemeye tenezzül etmeyiz.

Nefel Gün: Üçüncü soruya geçiyorum. Kürdistan’ın her bir parçasının mevcut parçalanmışlık nedeniyle bir nevi ayrı bir tarihi de olduğu bir gerçek. Ayrı lehçelerle konuşulması ve ayrı alfabelerle yazılması da ayrı ve hafife alınmayacak bir sorun (Örneğin Başure Kurdistan’daki Kürdistan Komünist Partisi Arap alfabesiyle yazıp okuyor; Rojhilat da benzer). Bunun gibi bahanelerle birleşik bir Kürdistan hedefinden yan çizme eğiliminde olanlar zaten bu hedefi benimsememiş olanlardır. Zira Dersim’le, Serhad veya Botan arasındaki benzeri farklar veya Behdinan’la Soran arasındaki farklar da az değil.


Bu durumda sizce dört parçaya bölünmesinin ötesinde birleşik bir Kürdistan hedefi gerçekleşmesi imkansız bir hedef midir? Molla Mustafa’nın Mahabad’da komutan olması Şeyh Said’in kardeşi şafi şeyhi Şeyh Abdürrahim ve yoldaşlarının «Kızılbaş Dersim»lilerin yardımına giderken katledilmesi gibi örnekler bunun aksini işaret etmiyor mu; yoksa  bu dinamikler artık sönümlenmiş midir?


Fuad Önen: Kürdistan'da birden fazla lehçe konuşulması, sayısız ağızın bulunması Kürdlere özgü bir şey değil. Öyle bir hale geldi ki sanki Kürdler dışında hiçbir dilin lehçesi ağzı yokmuş gibi algılanıyor. Öyle değil. Kürdistan'da hala bu lehçelerin özellikle şivelerin, ağızların (Türkçede öyle deniyor galiba) bulunmasının tek nedeni Kürdistan'ın devletleşmede gecikmesidir. Yani Fransızca dediğimiz dil yüz elli yıl önceki Fransızca değil. Amerikan İngilizcesi dediğimiz bir İngilizce var ki bunun ömrü herhalde yüz, yüz elli yıldır. Hala da yerleşmiş değildir. Amerikan İngilizcesiyle, İngiltere, İngilizcesi, aynı değildir.

Önce bunu belirtelim.  Bu aslında modernitenin tek tipleştirici anlayışının bir sonucudur. bana sorarsan bu yerelliklerin ortadan kaldırılması dünya insanlık kültürüne büyük bir saldırıdır. Bir zenginlik kaybolmuştur. Kürdler’de bu zenginlik hala var. Bunun bir dezavantaj olmadığını düşünüyorum. Bunun bir zenginlik olduğunu düşünüyorum. Elbette ki bu dilin standartlaşması lazım. Lehçeler arası hukukun belirlenmesi lazım. Her lehçenin geliştirilmeye çalışılması lazım. Şu anda en fazla tehdit altında olan Kırdki, Kırmancki ya da Zazaki denilen lehçelerdir. Bunları özenle korumamız lazım. Yani burjuva modernist tekçi anlayıştan farklı olarak bizim çoğulcu bakmamız lazım. Bu küresel toplumun bence bir zenginliğidir. Ama yol açtığı sorunlar yok mudur? Siyasette, iletişimde yol açtığı büyük sorunlar var. Yani Kürdce, dünyanın başka bir yerinde var mı bilmiyorum, üç ayrı alfabeyle yazılıyor Kiril alfabesi, Arami- Arap alfabesi, Latin alfabesi. Bu alfabelerin hiçbiri Kürdce'nin tam ifade edilebildiği bir alfabe de değil.


Sonuçta biz Kuzeybatı Kürdistan'da Latin alfabesi kullanıyoruz. Yani Latin alfabesini değişiklikler yaparak kullanabiliyoruz. Kürdce Latin alfabesi kullanıyoruz.  Arami Arap alfabesini de birçok değişiklikler yaparak kullanabiliyoruz. Bunun yol açtığı temel sıkıntı, iletişim sorunudur. Bunu Güney Kürdistanlı örgütlerle konuştuğum zaman hep dile getirdim. 2005'ten sonra özellikle. Sizin devlet olanaklarınız var. Biz kendi yazdıklarımızı, arap alfabesine geçirmekte zorlanıyoruz, sizin imkanlarınız var. Bu imkanları kullanmalısınız.  Kürdistan Demokrat Partisi'ne de Newşirwan Mustafa'ya da, Kürdistan Yurtseverler Birliğine de söyledik.


Tabii bunun için Kürdistan’ın dört parçası arasında bir tür bir kurumun, bir heyetin, bir meclisin oluşması lazım. Hem Kürdistan'ın dört parçasındaki mücadeleyi koordine edebilecek hem de eşitsiz ve birleşik gelişme yasasının yol açtığı sorunların üstesinden gelebilecek bir Kürdistani heyetin kurulması lazım. Bunun üzerinden bir çok meselenin aşılabileceği kanaatindeyim.  

Şimdi tabii ki bir çok ulus tanımı var. Ulus tanımlarının hepsi bence tartışmalı
Yani kabaca üçe indirebiliriz. Ulusun, ulusçular ve devlet tarafından oluşturulduğunu söyleyen konstrüktüvist (inşacı) teori, ulusun kendiliğinden oluştuğunu ve ilkselci öğelerle tanımlandığını söyleyen primordial (ilkselci) teori ve bu ikisinin arasında yer aldığını söyleyebileceğimiz etnosenbolik teori.
Ama eskiden kullandığımız Stalin'in tanımında ruhsal şekillenme birliği var. Kimi zaman o kültür birliği olarak çevriliyor ama öyle değil.


Kürdistan'da hala ciddi bir ulusal ruh birliği olduğunu görüyoruz. Son yıllarda bunun iki üç tane örneğini gördük. Biri Kobani'ye giren Peşmerge konvoyu. Kuzeybatı Kürdistan'da egemen siyasi akıl buna karşı olduğu halde ve hiçbir parti örgütlemediği halde Silopi’den Suruc’a kadar, İpekyolu'nun altı ve üstü binlerce böyle siyaseten çok fazla da ilgisi olmayan insanlar tarafından dolduruldu. Ve coşkuyla karşılandı. Şimdi bunu ulusal ruhi şekillenme birliği dışında izah edebileceğimiz bir şey yok. Çünkü bir siyasi müdahale yok idi. Yani hiçbir siyasi parti bunu örgütlemedi. Kendiliğinden oluştu.

Nefel Gün: Ben de Kobani meselesini örnek verecektim. Ortak bir ruh hali mevcut idi halk bazında.  

Fuad Önen: Bunlar rölatif tanımlamalar. Bu var. Bunu reddeden örnekler de var. Her ikisini de görmemiz lazım. Bu bir örnek. 2017 Bağımsızlık Referandumu Kürdistan’ın dört parçasında ve dünyanın her tarafındaki Kürdler arasında bir  coşkuya yol açtı.  Yine bu siyasi örgütlerden bağımsız olarak oluştu. Yani PKK, HDP çizgisi bu referandumdan hoşnut değillerdi, birçok yerde karşı propaganda da yapıldı. Ama ona rağmen kitlelerde bağımsızlık referandumu bir şevk yarattı bir coşku yarattı. Bunlar dört parça arasındaki ulusal ruhsal şekillenmenin henüz ortadan kaldırılamadığı anlamına geliyor.

Bunu ortadan kaldırmak için çok ciddi, yüzyıldır, dört devlet tarafından, özellikle İran ve Türkiye tarafından. neredeyse bir mühendislik hassasiyetiyle çok ciddi bir çaba gösterildiği halde ortadan kalkmadı. Bunun nedenleri var. Temel nedeni Kürdlerin kendi topraklarının kadim halkı olmasıdır. Yüz yıldır Kuzeybatı Kürdistan'da Türk devletinin jenosidal saldırıları Türk diline yapılmış olsa idi, Türk dili çoktan ortadan kalkmış idi. Ama Kürdler topraklarında köklü, güçlü bir dile, köklü bir kültüre ve tarihe sahipler. Bu da o ortak ulusal duygunun hala var olduğunu gösteriyor bize. Bu Kürdistan'ın her dört parçasında da aynı şekilde mi? Değil. Özellikle merkezinde çok güçlüdür bu ortak ruh hali. Mesela Kuzeybatı Kürdistan için söylersek, Pirsustan, Serakaniye’ye, Nusaybin, Cizre, Şırnak, Slopi, Beytülşebap üzerinden Van'a, oradan işte Dersime, Diyarbakır’a uzanan o çekirdek dilini de ruhsal şekillenme birliğini de önemli ölçüde koruyor.

Nefel Gün: Yani Birleşik Kürdistan’da birleşik bir mücadelenin mümkün olduğunu, belirli realiteler olsa da bu dinamiklerin ortadan kalkmadığını söylemiş oluyorsun.

Fuad Önen: Sadece mümkün olduğunu söylemiyorum. Kaçınılmaz olduğunu söylüyorum. Yani bugün üçüncü post modern dünya savaşı, sürüyor.  Dünyaya yeni bir düzen verilmeye çalışılıyor.
Bağımsız Birleşik Kürdistan'ın olmadığı bir yakın doğuya asla barış gelmeyecektir. Sadece Yakın Doğu'ya değil, Orta Doğu'ya da barış gelmeyecektir.

Nefel Gün: Peki. başka soruya geçiyorum. Kürdistan’da dört parçayı kapsayan bir ulusal devrimci hareketin mevcut olmamasının nedeni bu gibi nesnel koşullar mıdır yoksa bu yönde bir öznel iradenin eksikliği / zayıflığını mı dikkate almak gerekir?


Fuat Önen: Nesnel koşullar değiştirebileceğimiz bir şey değil. Düşman saldırıları değiştirebileceğimiz bir şey değil.
Onun için devrimciler böyle durumlarda öznel koşullara bakarlar. Burada da benim bakımımdan önemli olan siyaset sınıfı ve bir ölçüde de aydın sınıfıdır. Oldukça sorunlu bir sınıf olduğunu düşünüyorum. Kuzeybatı Kürdistan'ı esas alırsak  diğer parçalardan farklıdır. Çoğunlukla on beş on altı yıl Türkçe eğitim görmüş kadrolarız.


Bir ikinci özelliği özellikle altmış - yetmişli yıllar  sonrası siyasal mücadeleye bir dünya görüşü edinmeye, Türk metropollerinde başlamışız. Bu aslında 1800’lerin sonu, 1900’lerin başındaki Kürd Siyaset ve Aydın sınıfı için de geçerli. Çoğu İstanbul'da mukim.


Bu normal değil. Çünkü bu dönem boyunca 20-25 yaşına gelinceye kadar içselleştiriyorsun. Yani Türkiye'yi içselleştiriyorsun. Kendini Türkiye'nin bir parçası görüyorsun. Kürdistan kültüründen uzaklaşıyorsun. bir kültürel kaos yaşıyorsun.

Çocukluğumuzdan başlayarak, özellikle okula gidenlerimiz için söylüyorum. Okula gitmeyenlerimizin daha mutlu mesut olduklarını düşünüyorum. Okula gidenlerimiz altı yedi yaşından itibaren çok ciddi bir kültürel kaos yaşıyor, bir çocuk beyninin kaldıramayacağı sorunlarla yüz yüze geliyor. Ve bu hem aydın sınıfımızda, hem siyaset sınıfımızda ciddi dejenerasyonlara yol açıyor. Bizim değiştirebileceğimiz burasıdır.

Nesnel koşullar dönüştürmeyi hedeflediğimiz koşullardır. Bu realite dedikleri şey bize düşman bir realite. Bu realiteyi ancak devrimle değiştirebiliriz.


Devrimi gerçekleştirmek için de önce işte o beynimize kurşun sıkmalıyız. (Fanon'un “ilk kurşun, sömürgecilerin işgali altındaki beynimize sıkılmalıdır” önermesinden bahsediyor. N'nin notu) Yani öncelikle beynimizdeki Türkiyeci damara kurşun sıkmalıyız. Şu an mevcut siyaset sınıfımız çoğunluğu özellikle açık alanında olanlar. Altmış seksen yaş grubundaki arkadaşlar ve böyle bir eğitim sürecinden geçip gelmiş olan arkadaşlar.  Dolayısıyla neredeyse tüm merkezi kadroların Türkiyeci olmasını bu durumla izah edebiliyoruz.

Devrim umudunu yitirmiş, Bağımsız Kürdistan coşkusunu kaybetmiş bir siyaset sınıfı tarafından temsil edilmeye çalışılan yirmi beş otuz milyon bir nüfus var. Bizim değiştirebileceğimiz ve saldırmamız gereken bu egemen siyaset aklı ve egemen aydın anlayışıdır. (Ne kadar Kürd aydını var tartışma konusudur.)

Nefel Gün: Dört ayrı devlete karşı ayrı ayrı bir ulusal kurtuluş mücadelesini öngören parçacı perspektiflerin tek bir hedefte buluşması için sınırları aşan senin üzerinde ısrarla durduğun uluslararası örgütlenmeye ihtiyaç olduğu kesin. Ayrıca dört ayrı devlet çerçevesinde ezen ulus tarafındaki devrimcilerle enternasyonalist ilişkiler kurma ihtiyacı ve gereği de ortada. Bu durumda böyle bir çapta ve sınırlar ötesi çok dilli çok coğrafyaya dağılmış dinamiklerin ulusal vurgulu bir hareket sayesinde bir araya getirilmesi ne kadar mümkündür? Böyle bir birlik için doğası gereği enternasyonalist olan yani sınır tanımayan bir komünist önderliğin müdahalesine ihtiyaç olduğunu düşünmüyor musun?

Fuat Önen: Birincisi dünyanın her yerinde bir komünist önderliğe ihtiyaç olduğu tartışılmaz. Çünkü komünizm yerel bir akım, yerel bir dünya anlayışı değil onun için ben kendimle ilgili konuşurken, komünistten daha çok komünizan kelimesini kullanıyorum.

Komünist örgüt, dünya örgütüdür, komünistler de o dünya örgütünün bulunduğu ülkedeki seksiyonunda mücadele eden insanlardır.  Onun için ben komünistim çok ideal bir laftır. Sanki komünizan biraz daha durumumuza uygun bir laftır. Fakat bugün itibariyle Kuzeybatı Kürdistan'da esas önemli olan devrimcilik olduğunu düşünüyorum.


Hangi düşünceden olurlarsa olsunlar Kürdistan'da yurtseverlik devrimci olmayı gerektirir diye düşünüyorum. Kürdistan'da liberal olabilirsiniz, sosyal demokrat olabilirsiniz, bir dolu şey olabilirsiniz. Ama eğer Kürdistanlı bir şey olmak istiyorsanız, devrimci olmak durumundasınız.


Burada da temel meselemiz şu. Bir Kürdistanlı bir liberalinin kafasında Türkiye'yi liberalleştirmek geçiyor. Ben sadece demokratım diyen biri Türkiye'yi demokratikleştirmek istiyor.  Ben Müslümanım, İslamcıyım diyen aslında Türkiye'yi İslam devletine dönüştüreceğim diyor.


Bu anlayış 70 öncesinde daha fazla egemendi. 70 sonrasında kesildi.  Son yıllarda gene hortladı. Kürdistan’da ben komünistim diyen Türkiye'de komünist devrim yapacağım diyor. Bu yanlış.
Niye böyle oluyor peki?   Çünkü sen Kürdistan'da ben Kürdistanlı sosyal demokratım dersen devrimci olmak durumundasın ve Kürdistan'da devlet kurman gerek. Bunu sosyal demokrasi formunda kurarsın, sosyal devlet olacak bu falan.
Bu devrimci ruhtan yoksun oldukları için CHP üzerinden Türkiye'yi sosyal demokratlaştırmayı hedefliyorlar ya da işte HDP üzerinden Türkiye'yi demokratikleştirmek istiyorlar.

HDP'de  bu Türkiye'yi demokratikleştirme işini  AKP'yle yapma planlıyordu. Bu plan tutmadı. Şimdi bu planı CHP ile uygulamaya çalışıyorlar.


Onun için sen de dikkat etmişsindir; kitapta da var. Daha çok devrimcilik vurgusu yapıyorum. Bunsuz önümüzü açamayacağımızı düşünüyorum. Bu esas, Kürdsen devrimci olacaksın. Bu sadece Kürdistan için mi öyle? Değil ama biz şimdi Kürdistan'ı konuşuyoruz. Bunun altında bir de şu neden var daha önce de konuşmuştuk senle.  Doksan sonrası Sovyet sisteminin çökmesiyle bir global saldırıya maruz kaldık. Globalizasyonun üçüncü büyük dalgasında.

Müthiş bir global saldırıya maruz kaldık. Ve devrimci dil, mücadele dili yerini uzlaşma diline bıraktı. Hani bunu Fransa'da tolere edebilirsin. Yani Fransız muhalifleri ya biz işte konuşalım, anlaşalım demelerini yani kısmen anlayabilirsin. Evet bu global saldırıya boyun eğdi dersin. Ama Kürdsen de bunun imkanı yok
Yani karşında senin varlığını reddeden ortadan kaldırmaya çalışan bir sistem var, varlığını senin yokluğun üzerine inşa etmiş bir sistem var. Burası devrimci olmayacak da kim devrimci olacak? Yani şu anda devrimci olunacak en önemli yer bana sorarsan Kürdistan'dır. Dünyanın her tarafıyla kıyaslandığında devrimci olunacak ve devrimci olunması gereken yer Kürdistan'dır.

Nefel Gün:  Hakim İdeoloji Egemenlerin İdeolojisidir. Kürdistanda saydığın bütün aydın, sosyalist liberal kesimler bu hakim ideoloji ile yetişmişler. Sen de devletin okullarında yetiştiler Türkiyeci kafa ile yetiştiler diyorsun. Bu durumda bu kesimlerin  beyinlerinin sömürgeci düşüncenin işgali altında olması olağan.

Kürdistan'da her şeyin devrimle alakalı olduğuna ancak bir devrimle çözülebileceği fikrine katılıyorum. Kürdistanda Devrim ve devrimcilik konuşulmalı her yerde olduğu gibi.

Peki bu hakim ideolojiye nasıl karşı koyacağız? Parçalar üzerinde devletlerin büyük etkileri var. Büyük bir güç ile saldırıyorlar. Bu güce nasıl karşı koyacağız? Sen kitabında da Türkiye'de şovenistlerin Kürdistan konusunda devletçi akılla hareket ettiklerini söylüyorsun. Haklısın da. Hatta yakılan yıkılan göç ettirilen Kürd  köylerine dair hiçbir Türk köyünden ses çıkmadığını da söylüyorsun. Bunların aksinin olabilmesi için şovenist siyasetin etkisinin kırılması gerek diye düşünüyorum. Bu da ancak ezen ulusun özgürlüğü ezilen ulusun özgürlüğünden geçer ilkesini güden komünist ve etkili bir siyasi bir odakla mümkün. Ve tek ezen devlet de yok 4 gerici devletten bahsediyoruz. Bunun mümkün olması ancak enternasyonal bağlamda ilişkilenme ile mümkün olur diye düşünüyorum.
Burdan şu soruyu sorayım,

Nefel Gün: Sadece Kürdistan somutunda değil örneğin Kıbrıs örneğinde de parçalara bölünmüş kendi bünyesinde arasına sınırlar çekilmiş halkların birleşik mücadelesini sağlamak için önce bunların her birinde birer bağımsız hareketin ortaya çıkıp rüşdünü ispat etmesini mi beklemek gerekir? Yoksa peşinen bu perspektife sahip komünistlerin enternasyonalist bir örgütlenme doğrultusunda ortak girişimlerini mi öngörmek gerekiyor?

Fuad Önen: Kısa çaplı seminerin için teşekkür ederim. Orada anlamadığın belki benim yeterince anlatamadığım bir şey var.

Türk devleti ve bu devletin oluşturduğu toplum normal sıradan bir devlet ve sıradan bir toplum değil. Kürdistan'da Türk meclisinin insan hakları komisyonu rakamlarına göre dört bin iki yüz ya da dört bin üç yüz tane köy yakılmış. Ve Kürdistan'ın batısında Türkiye'de binlerce köy var hiç bir köyde insani bir duygudaşlık görülmedi. Yani Türk köyleri niye ayağa kalkmadı? Yani normal bir toplum olsa kalkar diye düşünüyorum.


Ama insani bir duygudaşlık bile görmedik. Şimdi bu sosyolojik bir analiz. Ve aslında Türkiyeli devrimcilerin, aydınların Türk toplumunun sosyolojisini daha iyi incelemeleri gerektiğini söyledim. Bu Kürd toplumu iyidir onun sosyolojisinde problem yok demek değil. Ama yani hakikaten korkunç bir şey. Senin resmi ideolojinin ısrarla kardeşiz; üstelik aynı milletteniz dedikleri aynı ülkedeyiz dedikleri toprakta binlerce köy yakılıyor. Ve sen buna insani bir duygudaşlıkla göstermiyorsun. Devletimiz yapıyorsa vardır bir bildiği diyorsun. Bu egemen Türk psikolojisidir. Ve ısrarla televizyonlardan üstelik Kürd siyasetçileri tarafından da çoğu zaman Türk toplumunun hassasiyetlerine dikkat etmemiz lazım deniliyor.

Evet şimdiye kadar hiçbir televizyonda Türk siyasisinden ya da Kürd siyasisinden Kürd  toplumunun hassasiyetlerine dikkat etmemiz lazım diye bir cümleye rastlamadım.
E peki bu Türk toplumunun hassasiyeti dediğiniz nedir? Işgalci, kırımcı bir psikoloji, bir hassasiyet. Onu çoğu zaman şu örnekle anlatıyorum.

“Berbere gidiyorsun. Berberler konuşkan arkadaşlardır. Sohbet ediyorsun. Filistin diyorsun, ortak bir dil buluyorsun. Çiçenistan'ı sayıyorsun, ortak bir dil buluyorsun.
Sen de bundan cesaret edip bir Kürdistan diyorsun. Berber bir usturasına bir senin gırtlağına bakıyor.”  Şimdi ortalama Türk hassasiyeti budur.  Bu Türkiye solundaki sosyal şoven ya da şoven eğilimlerden ayrı olarak değerlendirilmesi gereken bir şey.

Türkiye sosyalist hareketiyle ilgili bölüm bana kalırsa yığınakta yapılan bir hata var TKP'nin kuruluşunda.
Bunda da Komintern büyük ölçüde sorumludur. Yani doğu halkları kurultayı yapıyorlar. İttihatçıları, kemalistleri ve komünistleri Türkiye'nin temsilcileri olarak alıp burada bir ulusal kurtuluş mücadelesi var diyorlar. İttihatçılerı, kemalistleri ve komünistleri Bakü Doğu Hakları Kurultay’ında bir araya  getiriyorlar.
Bu bambaşka bir konu. Sorun olursa bunu ayrıca açarım.

Ötekisi bunlar birbirlerinin alternatifi  işler değil. Yani en temel, enternasyonalist görev kendi ülkesinde devrim yapmaktır. Bunun için örgütlenmektir. Bizim devrim anlayışımız dünya devrimidir.
Biz dünya devrimi anlayışına bağlıyız. Sovyet deneyi bu perspektifi ortadan kaldırmış değildir. Ha bu bir çırpıda olacak bir şey midir? Olsa iyi olurdu ama bana kalırsa öyle olmayacak. Çeşitli aşamalardan geçeceğiz. Şu anda bizim önümüzde dünya devrimine çok büyük bir katkı sağlayacağını düşündüğümüz bağımsız Birleşik Kürdistan Devrimi  var. Bu alanda elbette ki yani sadece Türkiyeli komünistlerle, devrimcilerle değil, dünyanın her tarafındaki ilericilerle, devrimcilerle, komünistlerle dayanışma içinde olmamız, ayrıca komünistlerle bu birlikte çalışmayı birlikte örgütlenmeye (Enternasyonalist anlamda) kadar genişletmemiz gerekir.


Ama önce bu sonra diğer diye bir şey olamaz; bunlar  ayrı kompartmanlar değil. Kendi ülkende örgütlenmeye çalıştığınız zaman aslında dünya komünist örgütünün bir seksiyonunu
buluşturmaya çalışıyorsun. Dünya Komünist Örgütünü kurmaya çalıştığınız zaman da kendi ülkendeki seksiyonu güçlendirmiş oluyorsun. Bunlar birbirinin karşısına getirilecek görevler değil gibi geldi.

Nefel Gün: Kürdistan'da ulusal devrimcilerin birliğini sağlamak için muhtelif girişimler oldu sen de bunların bazılarının içinde yer aldın bu deneyimler hakkında ne söylemek istersin, bunların akıbetini belirleyen başlıca etkenler sence hangileridir? Kürdistan'da ulusal devrimcilerin birliği konusunda bu deneyimlerden çıkarılması gereken dersler neler?

Fuat Önen: Şimdi aslında ciddi bir birliğin sağlanması için ciddi ayrılıkların olması lazım, şimdiye kadar uğraşılan ve bir türlü gerçekleştirilemeyen bence başarısızlığın temel nedeni bu. Kürdistan'ın batısında sanıyorum kırk iki tane örgüt var. yirmi beş tanesi PYNK'de, on beş tanesi, ENKS'de iki tanesi de bağımsız. Yani bir eksi bir artı bir eksik bir fazla o civarda örgüt var. Şu anda Batı Kürdistan’daki Kürd nüfusu bir, bir buçuk milyon civarında Ortalama işte otuz beş, kırk bin kişi bu partilerde. Bu partililerin ayrılıkları belli değil

Niçin bu kadar çok parti var? Akıl dışı bir şey.  Kırk bin kişiye bir parti dünyanın  hiçbir yerinde yoktur. Kuzeybatı Kürdistan'da işte açık alanda on, on iki tane parti var. Hepsi ulusal parti olduklarını söylüyorlar. Her düşünceye açık olduklarını söylüyorlar. Sadece her düşünceye değil her tür siyaset tarzına da açık olduklarını  söylüyorlar. Otonomist, federalist bağımsızlıkçı, dindar, komünist, liberal hepsi gelebilir diyor. Ve neredeyse hepsi aynı şeyi söylüyor.


Şimdi ayrılıkları netleşmemiş ama ayrı duranların birliğinden ciddi bir sinerji çıkmıyor çıkmadı. Yani işte 2005- 2013  arasındaki TEVKURD deneyimden çıkardığım derslerinden biri bu. Onun için ben ayrılıkçıyım. Ayrılıkçıların öncelikle birlikçilerden  ayrılması gerektiğini savunuyorum. Ayrılıklıkçıyım diyen bir insanın federalist, otonomist, demokratist örgütlerde çalışması akla ziyandır.  Ve sadece Türkiyeciliğe yarar.
Evetadında Kürdistan olsun ya da olmasın bir insan ayrılıkçıysa ayrılıkçı bir örgüt kurmak durumundadır. Sonuçta Türkiye'yi Kürdistan'dan kovup Türkiye'yi İran'ı, Irak'ı, Suriye'yi, Kürdistan'dan kovup Bağımsız Birleşik Kürdistan gerçekleştirecek olan örgütler ayrılıkçı  örgütler olmak  durumundadır. Sen Otonomist Federalist partilerle ayrılıkçılık yapamazsın. Hepimizin gönlünde bağımsız Kürdistan var sözcüğü de artık riyakarlıktır. Yani gönlünde olan bir şey varsa bu  diline. eline, ayağına da vursun  derim.


Nefel Gün: Katılıyorum söylediklerine bu arada.  O zaman şöyle sorayım. Sence daha sağlam, ortak referansları ve temelleri olan Kürdistan komünistlerinin birliğinden başlamak daha makul, değil mi? Böylelikle Ezen Ulus  komünistleri ve devrimcileriyle daha kolay enternasyonal bağ kurulmaz mı?
Fuat Önen: Şimdi ben kendi yaptığımdan söz edip söyleyeyim. Benimkisi doğrudur diye söylemiyorum. Ama ben devrimciler örgütünü hedeflerken bir taraftan da sürekli komünistlerin birliğini gözeten işte bir gözü de orada olan biriyim. Bugünkü şartlarda önce komünistlerin birliği, sonra devrimcilerin birliği, hiç olmasa benim yapabileceğim bir şey değil. Öyle söyleyeyim. Yani belki genç komünist arkadaşlar yaparlar güçleri yeter. Ama ben buraya da devrimciler örgütü üzerinde gidilebileceğini düşünüyorum. Ya da ben böyle yapmaya çalışıyorum.

Teşekkür Ederim. Çok iyi bir söyleşi oldu. Yar Yayınlarına Teşekkür ederiz. Bize mekanı kullanma olanağı tanıdığı için.

....................................................................................

Ne yapmalı?” Kitap dizisinde “Kürdistan Devrimi İçin Devrimci Parti” Konulu röportaj

Posted in: Tirki

Comments

There are currently no comments, be the first to post one!

Post Comment

Name (required)

Email (required)

Website

KÜRDİSTAN'DA DEVRİMCİ SİYASET
admin
KÜRDİSTAN'DA DEVRİMCİ SİYASET
Lenin'in bir sözü var: “Zincirde öyle bir halka var ki o halkayı tuttuğun zaman, bütün zinciri kontrol edersin.” Kuzeybatı Kürdistan için söylersem: “Bu halka, devrimciler örgütünün oluşturulmasıdır.” Bu oluşturulmadığı...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (436)


AYRILIKÇI YAZILARIN İKİNCİ CİLDİ ÜZERİNE

AYRILIKÇI YAZILARIN İKİNCİ CİLDİ ÜZERİNE
Bu denli kesin tanımlamalar üzerinden oluşmuş siyasal hedef ve perspektiflerin teorik-pratik etkisi, ikili bir görevle karşı karşıyadır. Bir taraftan yenilgi ve yılgınlıklardan oluşmuş egemen siyaset tarzının etkilerini yıkmak, diğer taraftan devrimc...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (558)


Ayrılıkçı Yazılar-2 Kitabı Üzerine Bir Değerlendirme
admin
Ayrılıkçı Yazılar-2 Kitabı Üzerine Bir Değerlendirme
Bu kitapta “Bağımsız Kürdistan hayaleti[1]”nden korkanların, bu korktuklarını başlarına getirmek için oluşturulması gereken, devrimciler örgütünün benimsemek zorunda olduğu, teorik ve pratik hat çizilmektedir. Zaten kitabın alt başlığının...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (213)


Netanyahu, HAMAS’ı Yok Etmek, Gazze’yi, İnsansızlaştırmak İstiyor.

Netanyahu, HAMAS’ı Yok Etmek, Gazze’yi, İnsansızlaştırmak İstiyor.
Bağımsız Birleşik Kürdistan’da, Kürdistan coğrafyası, bütün Ermenilere açık olmalıdır. Ve bunlar, belli bir yerde, çoğunluk oluşturup özerklik talebinde bulunurlarsa, haklarıdır. Kürdistan devleti, buna karşı çıkmaz. Çünkü biz bu toprakların ka...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (765)


Sungur Savran’ın “Devrimi” ve T.C. Hakikati

Sungur Savran’ın “Devrimi” ve T.C. Hakikati
1919-23 savaşı, etnik temizlik ve jenosidal hedefli ve pratikli bir savaştır. Bu nedenle devrimci değil, gerici bir harekettir. Komintern’in İkinci Kongresini referans alan komünistler, İttihatçı-Kemalist önderlikle savaşmalıydılar. 1918-23 ça...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (729)


TÜRK SİYASETİ, 1925 KÜRİSTAN BAŞKALDIRISINA NİYE SALDIRIYOR?
admin
TÜRK SİYASETİ, 1925 KÜRİSTAN BAŞKALDIRISINA NİYE SALDIRIYOR?
1926’da, İngiltere ile Türkiye niye anlaştılar? Bu aslında 1925 ayaklanmasından çıkardıkları sonuçtur. Türkiye şunu anladı: Yani Kuzeyde 1925 ayaklanması gibi bir ayaklanma varken, Güney Kürdistan zaten, İngilizlere-Osmanlılara karşı; işte...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (574)


KÜRDİSTAN DAVASINDA VE ÖLÜMLERİNDE, YAZGILARI BİRLEŞMİŞ, İKİ SİYASI LİDER.
admin
KÜRDİSTAN DAVASINDA VE ÖLÜMLERİNDE, YAZGILARI BİRLEŞMİŞ, İKİ SİYASI LİDER.
Saîd Elçî ve Sait Kırmızıtoprak, dünya görüşleri, yaşam tarzları, hatta bir ölçüde kültürleri farklı olmasına rağmen, Kürtlük ve Kürdistan davasında yazgıları birleşmiş iki kadrodur. İki Kürdistan yurtseveridir. Bunların yazgılarının ilk birleştiği y...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (617)


BU SAVAŞ, KÜRDİSTAN’I NASIL ETKİLEYECEK?
admin
BU SAVAŞ, KÜRDİSTAN’I NASIL ETKİLEYECEK?
ABD, Türkiye'yi de gözden çıkarmış değil. Ancak ABD, Türkiye'yi kendi emperyal planlarının bir parçası haline dönüştürmek isteyecektir. Türkiye buna direnirse; ABD, bunun alternatifini arayacaktır. Ya Türkiye'nin içinde arayacaktır ya da ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (718)


HAMAS OPERASYONUNDAN ÇIKARTILACAK DERSLER
admin
HAMAS OPERASYONUNDAN ÇIKARTILACAK DERSLER
Gerek Yakın Doğu’da, gerek Orta Doğu'da; savaşların, acıların, yoksullukların temel nedeni, çizilen siyasi sınırlardır. Yakın Doğu’da siyasi sınırlar değişmeden, barışın gelmesi mümkün değildir. Orta Doğu'da da siyasi sınırlar değ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1166)


TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN TARİHİ, BİR DARBELER TARİHİDİR
admin
TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN TARİHİ, BİR DARBELER TARİHİDİR
Devrim reform ilişkisi hakkında Lenin’de, Marx'ta, bütün siyasal önderlerin kitaplarında, konu çok açıktır. Bu kitaplara da gerek yok. İnsan devrimciyse, bunun reformla ilişkisini anlamak çok zor değildir. Ama zaten kendisi reformcuysa ona ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (702)


Page 1 of 25First   Previous   [1]  2  3  4  5  6  7  8  9  10  Next   Last   
123movies