×
Doktor Said
İsmail Beşikçi
Doktor Said
Gerek Aysel Çürükkaya, gerek Selim Çürükkaya, tören sırasında çok önemli konuşmalar yaptılar. Ama konuşmalarını Türkçe yaptılar. Bu, kişi olarak bende biraz burukluk yarattı. Çünkü bu ulusal ruh kavramına aykırı bir tutumdur. Ulusal ruh, ulusun anadi...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (399)


30 Eylül’de Seçim
İsmail Beşikçi
30 Eylül’de Seçim
Kürdler, Kürdistan 16 Ekim 2017 sabahında, çok büyük, çok ağır bir darbeyle karşılaştı. Halbuki, 25 Eylül 2017 referandumu sonunda çok başarılı bir sonuç elde edilmişti. Bu çok olumlu sonucu bozmak için hasım güçlerle işbirliği yapmak, gizli anlaşmal...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1100)


Geleceğini Belirleme Hakkı ve Kürdler
İsmail Beşikçi
Referandum ilanından sonra, sık sık yapılan bu açıklamalar şu anlama geliyordu. Siz  Kürdler, kendi geleceğinizi belirleme hakkına sahip değilsiniz. Sizin geleceğinizi ancak biz belirleriz. Siz kendinizi yönetemezsiniz.  Siz şimdiye kadar h...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1379)


Afrin savaşı uzun sürecek
İsmail Beşikçi
Afrin savaşı uzun sürecek
Avrupa’yı Avrupa yapan bazı değerler vardır. Ama Avrupa, Kürd/Kürdistan sorunlarına bu değerlerle yanaşmamaktadır; Ortadoğu’nun otoriter, baskıcı, ırkçı, mezhepçi değerleriyle yaklaşmaktadır. Bu bakımdan 1920’lerde kurulan Kürdlere,...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1295)


Düşmanlarını Sevindiren Bir Halk…
İsmail Beşikçi
Düşmanlarını Sevindiren Bir Halk…
Tarihte, Kürdler için ‘Yiğit bir halk’, ‘Kahraman bir halk’ ‘Gözünü budaktan esirgemeyen bir halk’ gibi ifadeler, kavramlar kullanılır. Kürdlerin davranışları bu tür nitelemelerle dile getirilir. Kürdler, başka bir...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1379)


Kürdler Zoru Başardı
İsmail Beşikçi
Kürdler Zoru Başardı
Irak’a, Türkiye’ye, İran’a, Suriye’ye rağmen, PKK’ye rağmen, Goran’a,  Komel’e rağmen, YNK’nin,  Ala Talabani, Bafil Talabani  gibi bir kesimine rağmen,  ABD’ye, İngiltere&rsqu...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1240)


Güvenlik...
İsmail Beşikçi
Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde, Kürdlerin ulusal istemleri, bu doğrultuda geliştirdikleri mücadeleler her zaman, Irak’ın güvenliği sorununu, bu sorun çevresinde gelişen endişeleri gündeme getirmektedir. Bu istemler, bu mücadeleler, sadec...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1348)


Bir Kürd
İsmail Beşikçi
Bu yazıdaki Kürd herhangi bir Kürd’dür. Üç Kürd yazısında, üç Kürd tipinden söz edilmişti. Biri, milliyetçi, yurtsever düşüncelerinden ve eylemlerinden dolayı, idam edilmiş bir Kürd. İkincisi, bu kişiyi yakalatan, yargılayıp idam hükmü veren, b...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2004)


İki Kürd...
İsmail Beşikçi
Kürd/Kürdistan tarihinde, Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde, iki isim önemlidir. Abdurzzak Bedirxan (1864-1918) ve II.Abdusselam Barzani (1868-1914) Kürdler için bu iki İsmin düşüncelerinin, eylemlerinin bilinmesi önemli olmalıdır.
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2062)


Üç Kürd
İsmail Beşikçi
Üç Kürd
Bu yazıda sözü edilen üç Kürd’den biri II. Şeyh Abdüsselam Barzini’dir.(1868-1914) İkincisi, Şeyh Abdüsselam Barzani’yi, ulusal taleplerinden ve ulusaL mücadelesinden dolayı Musul’da idam eden, Musul Valisi Süleyman Nazif&rsqu...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2109)


Page 1 of 17First   Previous   [1]  2  3  4  5  6  7  8  9  10  Next   Last   
06

Hükümetin açılım politikasında bazı sorunlar yaşadığı anlaşılmaktadır. Askeri ve sivil bürokrasinin, yargının, üniversitenin değişime direnç gösterdiği, değişimi engellediği görülmektedir. Ordunun yanında yargı ve üniversite, toplumsal ve siyasal değişimi, demokratikleşmeyi engellemeye çalışan kurumlar olarak belirmektedir. Basın, genel olarak toplumsal ve siyasal değişimi engellemeye çalışan bu kurumların sözcüsü olarak işlev görmektedir. Taraf gibi değişimi, demokratikleşmeyi teşvik eden, bu açıdan devletin ordu, yargı, üniversite gibi temel kurumlarını köklü bir şekilde eleştiren bir basın da vardır. Taraf son yıllarda, Türk siyasal hayatını incelerken, dikkatlerden uzak tutulmaması gereken bir olgudur.

 
İfade özgürlüğünün genişletilmesi doğrultusunda gösterilen çabalar, ifade özgürlüğünün genişletilmesi gereğine vurgu yapılması açılımın önemli bir yönüdür.
 
Açılım politikalarının yaşama geçirilmesi sürecinde, son aylarda yaşanan bazı olaylara dikkat çekmek gerekir. 19 Ekim 2009’da Kandil’den 8, Mahmur’dan 26 PKK’li Habur’dan giriş yapmıştı. Bunları, büyük kalabalıklar coşkuyla, sevinçlerle karşılamıştı. Bu sevinç Nusaybin, Kızıltepe, Diyarbakır gibi alanlarda da sürmüştü, ama bu olaylardan hemen sonra Kürt kitlelerin bu sevinci, coşkusu çok görülmüş, bunu karartmanın yolları aranmaya başlanmıştı. Bundan iki ay kadar sonra, Aralık 2009 sonlarında KCK operasyonları başladı. Demokratik Toplum Kongresi üyeleri, belediye başkanları, çeşitli sivil toplum kurumlarımda çalışanlar gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar kelepçelenerek tek sıra halinde mahkemeye götürüldü. Belediye başkanlarını tek sıra halinde dizmek, bunu görüntülemek, bu görüntüleri basına servis etmek önemli bir çabaydı. Açılım sürecinde böyle bir uygulamanın gündeme gelmesi, açılım anlayışını, açılım düşüncesini zedeleyecek önemli bir durumdur. Bugün 1500 civarında Barış ve Demokrasi Partisi üyesi tutukludur.
 
Demokrasilerde temsil önemli bir konudur. Halkın iradesinin parlamentoya yansıması istenir. %10 barajı bu konuda büyük bir engeldir. Bu oranın %3-4 gibi sayılara düşürülmesi gerekir. Hükümetin bu konuda bir çaba göstermemesi, hatta %10 barajında ısrarlı olduğunu vurgulaması, açılım düşüncesiyle ve uygulamasıyla bağdaştırılabilecek bir durum değildir.
 
Açılım anlayışıyla çelişen başka bir süreç de Kürt çocukların gözaltına alınması, tutuklanması, haklarında davalar yürütülmesidir. Soruşturmalarla karşılaşan 3000’in üzerinde çocuk vardır, 1500 civarında Kürt çocuk tutukludur.
 
Açılım politikasının yaşama geçmesini engelleyen temel olguysa PKK ile ilgili olarak dile getirilen tasfiye anlayışıdır. Hükümet sık sık PKK’nin tasfiye edileceğini söylemektedir. PKK’nin tasfiye edilmesi gibi bir amaç saptamak, böyle bir amaca ulaşmak için çaba sarf etmek yanlıştır. Bu mümkün de değildir. Bu, enerjinin boşa harcanması demektir. Üstelik sorunları ağırlaştıran, ortamı daha da geren bir durum yaratır. Kürt sorunu, devletin, hükümetin Kürtleri, Kürtçeyi inkarıyla, Kürtlerin doğal haklarının gasp edilmesiyle başlamış bir sorundur. İnkar, imha, asimilasyon politikasında ısrar etmek zamanla sorunu ağırlaştırmış, yaygınlaştırmıştır. Gerilla mücadelesinin temelinde inkar, imha ve asimilasyon politikaları vardır. Bu, gasp edilen doğal hakları elde edebilmek için başvurmak zorunda kalınan bir harekettir. Binlerle ifade edilen “faili meçhul” cinayet, köylerin yakılması, yıkılması, ormanların yıkılması, doğanın tahribi, temel geçim kaynaklarının tahribi, ailelerin yerlerini yurtlarını terke zorlanmaları, bu inkar, imha ve asimilasyon politikalarının, bunların ısrarla uygulanmasının bir sonucudur. “Faili meçhul” cinayetlerin failinin devlet olduğu zaten biliniyordu. Ergenekon ve JİTEM soruşturmaları, yargılamaları sürecinde Kafes, Balyoz gibi darbe planlarının deşifre edilmesi sürecinde bu bilgi çok daha açık bir şekilde ortaya çıkmıştır.
 
Kürt açılımı çerçevesinde devletin, hükümetin tek taraflı olarak atacağı adımlar şüphesiz vardır. Üniversitelerde Kürdoloji enstitülerinin, Kürt dili ve edebiyatı bölümlerinin açılması; Kürt alfabesinin tanınması; Q, W, X, Ê gibi harflere özgürlük verilmesi; Kürtçe köy, belde, mıntıka isimlerinin iade edilmesi; çocuklara Kürtçe isimler verilmesi konusundaki her türlü engelin kaldırılması; anadilde eğitimin yaşama geçirilmesi; özel kurumların Kürtçe radyo ve televizyon yayını yapabilmeleri bunlar arasındadır. Bunlar, devletin, hükümetin kendi iradesiyle yaşama geçirebileceği konulardır. Ama bir de PKK sorunu vardır. Bu konuda Barış ve Demokrasi Partisi ile PKK’lilerle görüşülmeden kalıcı, sağlıklı çözümlere ulaşılamaz. “PKK tasfiye edilecek” anlayışı yanlıştır. Bunun mümkün olmadığı, hükümet ve devlet tarafından da anlaşılmış olmalıdır. Bu konuda ısrarlı olmak devleti ve hükümeti, kendi iradesiyle atabileceği adımlar konusunda da hareketsiz bırakabilir.
 
Anayasa Mahkemesi 11 Aralık 2009’da Demokratik Toplum Partisi’nin kapatıldığını açıkladı. Bunun da açılım politikasını zedeleyici bir unsur olduğu açıktır.
 
Dinsel sağın duygu ve düşünce içeriğine bakmak da önemlidir. Türkiye’de dinsel sağ Türk milliyetçisi bir dinsel sağdır. Bu, devletin sistematik politikalarıyla oluşturulmuş bir milliyetçi sağdır. Devlet PKK mücadelesi başlar başlamaz dağa çıkışları, hareketin kitleselleşmesini engellemek için dinsel kurumları geliştirerek halkı oyalama yolunu seçmiştir. Dinsel radyoların, dinsel televizyonların, dinsel yayınevlerinin, dinsel vakıfların organize edilmesinde devletin bu anlayışının çok büyük bir rolü vardır. Dinsel sağın Türk milliyetçisi bir sağ olarak gelişmesinde devletin bu politikaları önemli bir işleve sahip olmuştur. Bu, Adalet ve Kalkınma Partisi içinde, hükümet içinde, Kürt açılımı politikalarına karşı bir muhalefetin varlığına da işaret etmektedir.
 
Son iki yıldır Türk siyasal hayatını yakından ilgilendiren, Türk siyasal kültüründe, Türk siyasetinde dönüşümler yaratan bir sürece de değinmek gerekir. Bu sürecin, Kürt sorununun algılanmasında önemli değişiklikler yaratacağı açıktır. Ergenekon ve JİTEM çerçevesinde geliştirilen soruşturmalar ve davalar, son olarak Balyoz operasyonu çerçevesinde gelişen soruşturmalara bakmak bu açıdan anlamlıdır. İttihat ve Terakki’den beri Türk siyasal hayatında halk tarafından seçilmiş kurumların, parlamentonun, hükümetin, siyasal partilerin ciddi bir ağırlığı yoktur. Siyasal hayatı, iç politikayı, dış politikayı belirleyen, yönlendiren temel kurum ordudur. Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu, Alevi sorunu gibi temel sorunlarda bu açık olarak böyledir. Ordunun belirleyici ve yönlendirici bu durumu, yargı, üniversite gibi devletin temel kurumları tarafından, devlet bürokrasisi tarafından aynen benimsenmektedir. Türk siyasal hayatında esas iktidar ordudur. Halk tarafından seçilmiş kurumlar, parlamento ve hükümet ancak esas iktidar sahibi olan ordu nezdinde kabul görebilmek için çaba sarf ediyor. Ordunun güdülen siyaset üzerinde bu kadar belirleyici olmasının, dokunulamaz, eleştirilemez, soruşturulamaz olmasının demokrasi teorisine aykırı bir durum yarattığı besbellidir. Bugünkü hükümet ise, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti ise, “oy almış, tek başına hükümet kurabilmiş bir parti, iç politikada ve dış politikada daha belirleyici ve yönlendirici olabilmelidir” anlayışındadır. Bugünkü hükümet, askerlerin siyaset üzerindeki rolünün geriletilmesi anlayışı içindedir. Bu gelişmelere ise ordunun yanında, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi yargı organları, üniversite şiddetle karşı durmaktadır. Hükümeti engellemeye çalışmaktadır. Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven gibi darbe planlarının, Kafes, Balyoz gibi darbe planlarının hükümete karşı yapıldığı, hükümeti düşürmek için yapıldığı besbellidir. Basın ise bu süreçte daha çok darbe planları lehinde yer almaktadır.
 
Yılda iki defa toplanan Yüksek Askeri Şura’da “irtica” nedeniyle bazı personelin ordudan ihraç edildiği vurgulanmaktadır. Ama darbe planları hazırladığı, darbeye teşebbüs ettiği gerekçesiyle herhangi bir ordu personelinin işine son verildiği görülmemiştir. Sarıkız, Ayışığı Yakamoz gibi darbe planlarının 2003-2004 yıllarında hazırlandığı anlaşılmaktadır. Kafes, Balyoz gibi darbe planlarının daha yeni yapıldığı, son yıllarda yapıldığı görülmektedir. 23 Şubat 2010’da gözaltına alınan, tutuklanan orgenerallere bakıldığında bu generallerin 2003-2004 yıllarında daha küçük rütbelerde oldukları anlaşılmaktadır. Ama darbe planları hazırlamanın, darbeye teşebbüs etmenin rütbece yükselmeye engel olmadığı görülmektedir.
 
Darbe planlarının deşifre edilmesi, bu konuyla ilgili soruşturmaların, davaların kararlılıkla izlenmesi, Türk toplumundaki bazı kesimler tarafından, aydınlar tarafından sivil darbe olarak algılanmaktadır. Darbe planlarının deşifre olmasından, ordudaki cunta ilişkileri üzerine gidilmesinden rahatsız olanlar “sivil darbe gelişiyor” şeklinde bir propaganda yürütmeye çalışmaktadırlar. Hükümeti sivil darbe yapmakla suçlamaktadırlar. Kendisi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kapatılma tehdidiyle karşı karşıya olan bir parti nasıl sivil darbe yapabilir? Orduyu yanına almamış bir hükümet sivil darbe yapabilir mi? Hâlbuki sivil darbe, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aranan 367 dayatmasıyla, Anayasa Mahkemesi tarafından alınan “askerler askeri mahkemede yargılansın” kararlarıyla, sivil darbe hükümete karşı yapılmaktadır. Bu kararların hükümetin işini zorlaştırmak, giderek hükümeti düşürmek gibi bir amacı olduğu açıktır. Bu bakımdan bu süreçte hükümetin işini zorlaştıracak gelişmelerden uzak durmak gerekir.
 
Son günlerde hükümet Anayasa değişikliğinden, bunun gerekliliğinden söz etmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal ise Anayasa değişikliğini, Anayasa Mahkemesine götüreceğini ve değişikliği iptal ettireceğini söylemektedir. Bu, seçimlerde ne kadar oy toplarsa toplasın hükümetin anayasa değişikliği yapamayacağı anlamına gelmektedir. Sivil darbe bu olsa gerekir.
 
Bütün bu gelişmelerin temelinde Kürt sorununun çözümsüz bırakılması gibi bir neden vardır. Bu gelişmeler en çok da yargı kurumu üzerinde yıpratıcı bir etki yaratmaktadır. Suç ve ceza normlarının Türklere ve Kürtlere göre farklı farklı oluşturulması bu süreçte yaşanmaya başlanmıştır. Hırant Dink’i katleden bir kişi çocuk mahkemesinde yargılanırken, panzerlere, polislere taş atan Kürt çocukların ağır ceza mahkemelerinde yargılanması dikkate değer bir olaydır. Kürt çocukların taş atması ağır cezai yaptırımlarla karşılanırken, Kürtlere taş atılmasının suç sayılmaması yine dikkate değer olmaktadır. Yargı kurumu içinde farklı suç ve ceza normlarının gelişmesi, yargı organının adalet duygusunu çürütücü bir etki yaratmaktadır. Çifte standartlı düşünce, davranış ve tutum sadece yargı kurumuna mahsus değildir. Türk basınının, Filistin’de İsrail tanklarına, güvenlik güçlerine taş atan çocukları “Arafat’ın generalleri” olarak andığı hatırlardadır.
Kaynak:www.kurdistan-post.com
Posted in: tirki

Comments

There are currently no comments, be the first to post one!

Post Comment

Name (required)

Email (required)

Website

Konferansa Pirsgirêka Kurd li Tirkiyê
İsmail Beşikçi
Tirkiyê derbarê Pirsgirêka Kurd de zêdetirîn mijara ku tê qisetkirin ‘çareserî’ ye. Bêguman her tim kurd li ser ‘çareserî’yê diaxifin, kurd ‘çareserî’yê munaqeşe dikin. Lêbelê beriya ‘çareserî’yê pêwîst...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2521)


Êdî Kurd Dîroka Kurdan Dinivîsin
İsmail Beşikçi
Yek ji encamên girîng ên şerê çekdarîyê ev e ku, di nêv kurdan de hîşyarbûneke manewî daye destpêkirin. Rastîya wê, ew proseya ku ji salên 1960î de zîl dabû li dema şerî û piştî wî hê bêhtir geş bû, belav bû û kok berda erdê. Di roja îroyîn de li nêv...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2596)


Bûyera Dr. Friçê Duyem
İsmail Beşikçi
Di manşeta rojnameya Hürriyetê ya roja 21 pûşper 2007 de nûçeyek hebû. Sernavê nûçeya nûçegihan Özgür Ekşiyî “Lobîcîyê Veşartî Hat Eşkerekirin” e. Taner Akçamê ku li Zanîngeha Minnessota profesorê dîrokê ye, eşkera kirîye ku, ew kesê ku e...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2812)


Têgihîştinên Neteweperweriyê
İsmail Beşikçi
Dema ku pesnên neteweperweriya tirkî didin, pê re jî bona wê bizava neteweperweriyê ku di nav kurdan de aj dide, dibêjin “cudaxwaz e”, “paşverû ye”, “nîjadî ye” û hwd. e, bi vî awayî ev bizav tê xirabkirin. [Dibêji]...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2314)


Komeleya Piştgirîya Jiyana Nûjen Çi Dide Kurdan?
İsmail Beşikçi
Li Tirkiyeyê demokratîkbûn pirseka girîng e. Beşdarîya bo Yekîtîya Ewropayê û pêkanîna demokratîkbûnê, amanceka bingehîn a hukûmetan e. Wekî mînak, hukûmeta Partîya Edalet û Pêşveçûnê (AKP) carînan behsa vê amancê dike. Demokratîkbûn jî, ji rûyê polî...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2358)


Li Ser Têgeha “Ez kurd im, lê ne kurdçî me”
İsmail Beşikçi
Beşek ji kurdên ku vê sloganê tînin zimên, li hemberî vê şîroveyê jî derdikevin; dixebitin bidin zanîn ku em ji bo kurdan gelek tiştî dixwazin. Dibêjin, “Ez ne kurdçî me lê ji bo kurdan gelek tiştî dixwazim…” Dîsan dibêjin, “...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2605)


Pirsa Sereke Di Pirsgereka Kurd de
İsmail Beşikçi
Di vê axiftinê de ez dê hewl bidim xwe da ku li ser vê mijara bingehîn rawestim. Qonaxa bingehîn a dîrokî ku Pirsgirêka Kurd jê hasil bûye, qonaxa Şerê Cîhanê yê yekemîn e, yanî qonaxa pevçûna parvekirinê û piştî wê ye ku meriv dikare bi kurtahî bibê...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2897)


Têgihiştina di Derbarê Kurdan de, Têkilîyên Leşker û Hikûmetê
İsmail Beşikçi
Tirkîye, dewleteke xwedî îdeolojîya fermî ye. Di dewletên ku xwedî îdeolojîya fermî de tu cûdahîya dewlet û hukûmetê tune ye. Di îdarekirina dewletên wiha de, di dereca yekemîn de, yê ku biryar dide û birê ve dibe, sazîyên paraztin û meşandina îdeolo...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2529)


Sîstema Dewşîrme
İsmail Beşikçi
Di vê helwestê de, bi raya min sedema sereke, pirsgirêka mulk e. Gelê herêmê, mirovên ku herêmê xuya ne, xwedî mulk in. Weke mînak erdê gelekan heye. Jiber vê  yekê jî li ser gel bandoreke wan eşkere heye. Yekî ku li herêma xwe xwedî erdekî pir ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2491)


Têgihiştin û Nîqaşên di Derbarê Pirsgirêka Kurdan de
İsmail Beşikçi
Taybetmendîya vê pêvajoyê ya herî girîng, ew e ku dewlet û hikûmet qet xwe rexne nake û bi paşeroja xwe re hevrû nabe. Ez bawerim dewlet û hikûmet di vê mijarê de bi himet in. Dewlet û hikûmet plan dikin bêyî ku xwe rexne bikin, bêyî bi paşeroja xwe ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2272)


Page 1 of 4First   Previous   [1]  2  3  4  Next   Last