×
Doktor Said
İsmail Beşikçi
Doktor Said
Gerek Aysel Çürükkaya, gerek Selim Çürükkaya, tören sırasında çok önemli konuşmalar yaptılar. Ama konuşmalarını Türkçe yaptılar. Bu, kişi olarak bende biraz burukluk yarattı. Çünkü bu ulusal ruh kavramına aykırı bir tutumdur. Ulusal ruh, ulusun anadi...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (311)


30 Eylül’de Seçim
İsmail Beşikçi
30 Eylül’de Seçim
Kürdler, Kürdistan 16 Ekim 2017 sabahında, çok büyük, çok ağır bir darbeyle karşılaştı. Halbuki, 25 Eylül 2017 referandumu sonunda çok başarılı bir sonuç elde edilmişti. Bu çok olumlu sonucu bozmak için hasım güçlerle işbirliği yapmak, gizli anlaşmal...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1039)


Geleceğini Belirleme Hakkı ve Kürdler
İsmail Beşikçi
Referandum ilanından sonra, sık sık yapılan bu açıklamalar şu anlama geliyordu. Siz  Kürdler, kendi geleceğinizi belirleme hakkına sahip değilsiniz. Sizin geleceğinizi ancak biz belirleriz. Siz kendinizi yönetemezsiniz.  Siz şimdiye kadar h...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1348)


Afrin savaşı uzun sürecek
İsmail Beşikçi
Afrin savaşı uzun sürecek
Avrupa’yı Avrupa yapan bazı değerler vardır. Ama Avrupa, Kürd/Kürdistan sorunlarına bu değerlerle yanaşmamaktadır; Ortadoğu’nun otoriter, baskıcı, ırkçı, mezhepçi değerleriyle yaklaşmaktadır. Bu bakımdan 1920’lerde kurulan Kürdlere,...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1241)


Düşmanlarını Sevindiren Bir Halk…
İsmail Beşikçi
Düşmanlarını Sevindiren Bir Halk…
Tarihte, Kürdler için ‘Yiğit bir halk’, ‘Kahraman bir halk’ ‘Gözünü budaktan esirgemeyen bir halk’ gibi ifadeler, kavramlar kullanılır. Kürdlerin davranışları bu tür nitelemelerle dile getirilir. Kürdler, başka bir...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1328)


Kürdler Zoru Başardı
İsmail Beşikçi
Kürdler Zoru Başardı
Irak’a, Türkiye’ye, İran’a, Suriye’ye rağmen, PKK’ye rağmen, Goran’a,  Komel’e rağmen, YNK’nin,  Ala Talabani, Bafil Talabani  gibi bir kesimine rağmen,  ABD’ye, İngiltere&rsqu...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1193)


Güvenlik...
İsmail Beşikçi
Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde, Kürdlerin ulusal istemleri, bu doğrultuda geliştirdikleri mücadeleler her zaman, Irak’ın güvenliği sorununu, bu sorun çevresinde gelişen endişeleri gündeme getirmektedir. Bu istemler, bu mücadeleler, sadec...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1318)


Bir Kürd
İsmail Beşikçi
Bu yazıdaki Kürd herhangi bir Kürd’dür. Üç Kürd yazısında, üç Kürd tipinden söz edilmişti. Biri, milliyetçi, yurtsever düşüncelerinden ve eylemlerinden dolayı, idam edilmiş bir Kürd. İkincisi, bu kişiyi yakalatan, yargılayıp idam hükmü veren, b...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1976)


İki Kürd...
İsmail Beşikçi
Kürd/Kürdistan tarihinde, Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde, iki isim önemlidir. Abdurzzak Bedirxan (1864-1918) ve II.Abdusselam Barzani (1868-1914) Kürdler için bu iki İsmin düşüncelerinin, eylemlerinin bilinmesi önemli olmalıdır.
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2036)


Üç Kürd
İsmail Beşikçi
Üç Kürd
Bu yazıda sözü edilen üç Kürd’den biri II. Şeyh Abdüsselam Barzini’dir.(1868-1914) İkincisi, Şeyh Abdüsselam Barzani’yi, ulusal taleplerinden ve ulusaL mücadelesinden dolayı Musul’da idam eden, Musul Valisi Süleyman Nazif&rsqu...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2055)


Page 1 of 17First   Previous   [1]  2  3  4  5  6  7  8  9  10  Next   Last   
17

4 Mart 2012  günü, Ankara’da,  Kıbrıs Kongresi düzenlendi. Kongre, Kıbrıs’tan,  “Enternasyonal     Dayanışma Kıbrıs”,“Kıbrıslı Gençlik Platformu”,”Aktivist Düşünce Topluluğu”tarafından düzenlendi. Türkiye’dense, Kongreyi düzenleyenler arasında  “Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi” ve “AKA-DER vardı.

 
Temel konu, “Kıbrıs’ın sömürgeleştirilmesi, uluslar arası durum ve enternasyonalist  perspektif”di. Kürdistan’la ilişki kuruluyordu. Kıbrıslı devrimci arkadaşlar, Kıbrıs’ı dış sömürge, Kürdistan’ı iç sömürge olarak değerlendiriyorlardı. Bu yazıda, bu kongreye ilişkin bazı düşüncelerimi belirtmeye çalışacağım.
 
2011 yılı sonlarında, Sungur Savran, bana,  Kıbrıslı devrimcilerin, Ankara’da bir kongre düzenlemek istediklerini, bu arkadaşların Kıbrıs’ı Türkiye’nin sömürgesi olarak değerlendirdiklerini, Kıbrıs’ı ve Kürdistan’ı bir arada ele alıp karşılaştırmak istediklerini, benim de kongreye katılıp katılamayacağını sormuştu. Sungur’la bu konuda  biraz sohbet ettikten sonra, katılacağımı belirttim.
 
O günden sonra, Kürdler, Kürdistan konusunun Kıbrıslı devrimcilerin bilincine nasıl çarptığını  hep merak etmeye başladım. Bu, kişi olarak beklemediğim bir konuydu. Zira Kıbrıslı tanıdıklarımın, Kürdler/Kürdistan sorununun  bilinçlerine çarptığına tanık olmamıştım, 4 Mart 2012 tarihinde Ankara’da düzenlenen bu kongreyi de ilgiyle izledim. Kongrede,  Kürd Coğrafyası ve Kıbrıs konulu bir konuşma  yaptım.
 
“Türkiye’nin çifte sömürgeciliği: Kürd coğrafyası ve Kıbrıs” oturumunda,  Sırrı Süreyya Önder, Fikret Başkaya, Mahmut Konuk, İbrahim Akyol, Şaban İba  konuştular, Bu oturumda, ben de hükümetin, Kürd/Kürdistan algısıyla, Kıbrıs algısı arasındaki derin farklar üzerinde  konuştum. Bu oturumda, Güven Varoğlu, “Kıbrıs’ta sendikal mücadele”yi anlattı.
 
Kıbrıs Kongresi ’nde, “Devlet, Kıbrıs, Kürdler” başlıklı bir oturum vardı.  Bu oturumda,  Aziz  Şah, Levent Dölek, Şiar Rişvanoğlu, Demir Çelik,  dikkate değer konuşmalar yaptılar. Bu oturumda konuşan, Serkan Seymen’in tebliği, “Akdeniz’in Afrodit’i, batmayan uçak gemisi Kıbrıs’ın konumu” başlığını taşıyordu.
 
“Kıbrıs’ın ekonomi politiği-Talan ekonomisi başlıklı oturumda, Temel Demirer, Sait Çetinoğlu, Giorgos Katsanos, Celal Özakın, Ceren Göynüklü konuştular. Ceren Göynüklü’nün, tebliği,  “Kürd  sorununu Kıbrıs’ın Kuzeyine etkisi ve emek” başlıklıydı
“Uluslar arası durum:Akdeniz devrimci havzası ve Kıbrıs” oturumunda, Nikos Çiris, Sungur Savran ve Suphi Toprak konuştular. Suphi Toprak, “ Kürd coğrafyası ve Kıbrıs tezleri” başlıklı bir tebliğ sundu.
 
Kıbrıslı arkadaşların konuşmalarında,  örneğin, Rauf Denktaş’ın,  Derviş Eroğlu’nun, Mehmet Ali Talat’ın  Kıbrıs, Kürd/Kürdistan algılamalarıyla bu arkadaşların  algılamaları arasında çok büyük, çok derin farklar olduğu görülüyor. Kıbrıs konusunu, Türk basınında onu edenler ile bu arkadaşların  duygular ve düşünceleri yine çok farklı. Rauf Denktaş, Derviş Eroğlu, Mehmet Ali Talat, onların Türk basındaki danışmanları,   Kürdlerden Kürd/Kürdistan sorunundan söz etmemeye  özen gösterirlerdi. Veya, Kürd adını anmadan, “teröre karşıyız” diyerek, “Türkiye’nin terörle mücadelesi meşrudur.” diyerek  genel bir şey söylerlerdi. Kıbrıs Kongresi’ni düzenleyen arkadaşların durumu ise çok farklı. Kürd/Kürdistan sorunu bu arkadaşların bilincinde epeyce yer bulmuş. Bu konularla ilgili bazı değerlendirmeler yapmak istiyorum.
 
Türk siyaset adamları, devlet ve hükümet yöneticileri,  Kıbrıs için en azından bir konfederasyon talep etmektedirler. Aslında istenen  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin bağımsız bir devlet olarak tanınmasıdır. Türkiye, Birleşmiş Milletler’den, Avrupa Konseyi’nden, Avrupa Birliği’nden, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nda, İslam Konferansı’ndan, Arap Birliği’nden, Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetlerinden, Avrazya örgütlerinden… hep  bunu talep etmektedir. Gerek uluslararası kurumların toplantılarında, gerek ikili ilişkilerinde  bu ilişkileri konuşmakta, bunu talep etmektedir. Ama, en azından, Rum tarafının da Türk tarafının da egemenlik haklarına sahip olduğu,  eşit düzeyde egemenlik haklarına sahip olduğu bir konfederasyon talebi vardır. Eşit düzeyde egemenliğin de ancak, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, ABD,  Rusya Federasyonu, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya İran, Pakistan, Mısır, Suudi Arabistan gibi  devletler tarafından ve  uluslararası kurumlar tarafından  tanınmasıyla  gerçekleşeceğini vurgulamaktadır.
 
Devlet ve hükümet yetkilileri, Filistinliler için de bağımsız bir devlet istemektedir. İsrail egemenliğine son vermiş bağımsız bir Filistin Arap devleti. Türk devlet ve siyaset adamları  
 
Buna da ikili görüşmelerinde ve uluslararası kurumlarda sık sık gündeme getirmektedir.
Fakat, Türk yöneticiler,  Kıbrıs Türkleri ve Filistinliler için istedikleri, ısrarlı bir şekilde istedikleri hakların küçük bir bölümünü  bile Kürdler için istememektedir. Örneğin Kürdçe eğitime şiddetli bir şekilde karşı çıkmaktadır. Kürdlerin kendi kendilerin yönetme isteklerine  karşı devlet terörü tırmandırmaktadırlar. Kürdler söz konusu olduğu zaman, hep,  “terör” konusunu gündeme getirmektedirler..  Kürdler/Kürdistan konusunu, hak, hukuk, özgürlük anlayışı çerçevesinde değil,  hep güvenlik anlayışı içinde değerlendirmektedir. Halbuki, örneğin, İsrail’de, Filistinliler için Arap diliyle eğitim 1948 yılından beri, yani İsrail devletinin kuruluşundan beri var. Kürdler, kişiler ve gruplar olarak,  siyasal partiler olarak, Türk yönetiminin bu çifte standardını,  her yerde ve her zaman vurgulamak durumundadır. Örneğin Barış ve Demokrasi Partisi bunu TBMM de de dile getirmelidir.Bu çifte standartlılık, Türk siyasal kültürünün de çok önemeli bir boyutudur. Bu konunun irdelenmesi, yöneticilerdeki bu çelişkinin her zaman dile getirilmesi önemli olmalıdır.
 
 Türkiye, Kürdlerin  siyasal bir birim oluşturmasına, siyasal statü elde etmesine, sadece Türkiye’de değil, Güneybatı Kürdistan’da, Doğu Kürdistan’da, da karşı çıkmaktadır.Ama, Güney Kürdistan’da, Kürdlerin , Kürdistan Bölgesel Yönetimi” adı altında bir statü elde etmesine, bütün çabalarına rağmen engel olamamıştır.
 
Güven Varoğlu, “Kıbrıs’ta Sendikal Mücadele” başlıklı konuşmasında, bugün, Kıbrıs’ta yerli nüfusun toplamı 130 bin civarında olduğunu söylemektedir. Temel Demirer, “Gıbrıs’n Ekonomi  Politiği Üzerine Kenar Notlar” başlıklı incelemesinde, Kuzey Kıbrıs’daki nüfusla ilgili olarak daha ayrıntılı bilgiler vermektedir. 2006 nüfus sayımı sonuçlarına göre,  Kıbrıs’ta yerli nüfus 121 civarındadır.  KKCT vatandaşı olan fakat Türkiye’den  1974 den sonra gidenlerin sayısı ise, 43 bin kadardır. Ayrıca, annesi veya babası, Kıbrıs’ta doğanların sayısı ise, 13 bin kadardır.  KKCK vatandaşı olmayan fakat KKCK sınırları içinde olan Türklerin sayısı ise 77 bindir.  77 bin  içinde,  1974 den sonra Türkiye’den gönderilenler,  kaçak çalışmaya gidenler,  30 bin kadar da öğrenci vardır. Bunlardan ayrı olarak 35 bin civarında Türk askeri de bulunmaktadır. Temel Demirer,   askerlerle, öğrencilerle birlikte 300 bine yakın bir nüfustan söz etmek mümkündür. Türkiye’deyse, 20 milyondan fazla Kürd yaşamaktadır.
 
“Kürdistan ve Kıbrıs Tezleri” başlıklı bildirisinde,  Suphi Toprak, şunları  söylüyor.  “Kendi burjuvazisinin ekenomik asimilasyon gücü son derece düşük olan Türkiye, Kürdlerin asimilasyonunu militarist yöntemleriyle gerçekleştirmeye çalışmıştır. Türkiye’de hakim olan sol anlayış, Kürd isyanlarını moderniteye karşı direnen feodal ağalar düzeyinde algılayarak ulusal sorunun dinamiğini anlamadığını ortaya koymuştur. Bu anlamamazlık durumu daha sonra da devam etmiş, sömürgenin sömürgesi olmaz diyerek Kürdistan’ın özel durumunu reddetmiştir.  Emperyalistler tarafından, dört ayrı ülkeye sömürge  olarak bölünen Kürdistan’ın kuzeyindeki Kürdler, ucuz işgücü ve doğal kaynakları ile, Türk burjuvazisine kaynak olarak sunulmuştur ve stratejik olarak Kürd  kartı, üzerinden, bölge üzerinde, nüfuz edinme çabaları bu Türkiye sömürgeciliğinin  klasik özneleri olmuştur.
 
Kürdistan’ın sömürge olarak tutulması,  Türkiye devletinin genel politikalarını  kuruluşundan bu yana belirleyen ana çizgi olmuştur.  Köy isimlerinin değiştirilmesi, asimilasyon politikalarınnı uygulanması, Kürd bölgelerine Küdr olmayan nüfus göç ettirilerek,  ya da Kürdleri Kürd olmayan nüfusun yoğun olduğu yerlere göç ettirerek Türkiye, kendi etkisini demografideki oynamalarla  hakim kılmak istemiştir. Kuzey Kıbrıs’ın sömürge olarak tutulması için, Kürdistan’daki sömürgecilik  politikalarının, daha düşük haliyle uygulanmasına dikkat edilmiştir. Kürdistan sorunundan farklı olarak, Türkiye’deki nüfus Kıbrıslılara karşı düşman edilmemiştir. Kıbrıs, Türkiye’nin kendi sömürgeciliği ve yayılma politikaları için örnek teşkil etmiştir. Bir muhtemel, Kerkük ve Musul işgal hareketine model olarak Kıbrıs’taki deneylerinde  kullanılmak istenildiği ortadadır.
 
Türkiye daha önce, Kürdistan’da ve daha küçük öçekte Hatay’da, nüfus göçleri sayesinde, bir asimilasyona girişmiştir.  Kürdlerin nüfus olarak çoğunluğundan bu çok başarılı olmuş olmasa da  etkisini gösterdiği alanlar mevcuttur. Türkiye Devlet, Kıbrıs’ta, Kürdistan’daki kadar açık şiddet uygulayamazsa da,  Kıbrıs’ta da TMT tarafından öldürülen aydınlar  vardır.
 
Kuzey Kıbrıs’daki var olan sanayi, ekonomisi, Özal döneminde, tamamen bitirilip, günümüze kadar var olan, bir hotel, o f shore  bankacılık, ve sex sektörünün yerleştirildiği ve Türkiye burjuvazisinin kendini geliştirebilmek amacıyla kullandığı bir ilkel sermaye birikim alanına çevrilmiştir. Bu ilkel sermaye birikimi otellerin, ve  Rum mal varlıklarının  yağmalanması gibi, ekonomik çıkarlar üzerine kurulmuştur.
 
Temel Demirer   Suphi Toprak ve İşar Rişvanoğlu,  Kıbrıs’ta, kontrgerillanın Kıbrıs’ta üs kurduğunu, ekonomide mafyanın ve kumarın fuhuş sektörünün önemli girdiler yarattığını vurgulamaktadır.
 
Kürdler/  Kürdistan konusunun Kıbrıslı arkadaşların bilincine çarpması, bu Kürdistan’ı sömürge kavramıyla değerlendirmeleri, Kürdistan’ın iç sömürge, Kıbrıs’ın dış sömürge olarak değerlendirilmesi dikkate değer bir durumdur. Kongrede bir konuşma yapan Aziz Şah, ”Türkiye Kıbrıs’ı devlet kurdurarak,  Kürdleri de devletsiz  bırakarak  sömürgeleştirmiştir.” demiştir.
 
Bu arada şunu vurgulamakta yarar var. Kürdler/Kürdistan sömürge bile değildir. Sömürge bir siyasal statüdür.  “Hindistan Büyük Britanya’nın sömürgesidir”, “Cezayir Fransa’nın sömürgesidir” “Mozambik Portekiz’in sömürgesidir” denildiği zaman, sınırları önceden çizilmiş, belli olan bir ülke akla gelmektedir. Bu ülkede, başka bir halkın örneğin, İngiliz olmayan, Fransız olmayan, Portekizli olmayan bir halkın yaşadığı da emperyal ve sömürgeci devletler tarafından kabul edilmiş olmaktadır. Kürdistan’da ise durum hiç böyle değildir.  Kürdler, Kürdistan, 1920’lerde,  Cemiyet-i Akvam (Milletler Cemiyeti) döneminde  dönemin emperyal devletleri,. Büyük Britanya ve Fransa  ve onların Ortadoğu’daki işbirlikçileri, Türk Arap ve Fars yönetimleri tarafından,  bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmıştır. Kürd adı ve Kürdistan adı hiçbir yerde ve hiçbir zaman anılmadan bu operasyonlar gerçekleştirilmiştir. Büyük Britanya, Kürdistan’ın   Musul Vilayeti denen Güney kesimlerini, Fransa, Güneybatı  kesimlerini   denetimleri altına almıştır. Bu Kürdistan toprakları, daha sonra, 1930’larda ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Büyük Britanya ve Fransa tarafından mandalarına (sömürgelerine) armağan edilmiştir. Yakındoğu İşleri İle İlgili Lozan Antlaşması’yla Kuzey kesimleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun devamı olan Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliğine, Doğu kesimleri İran İmparatorluğu’nun devamı olan Yeni İran Şahlığı’nın denetimine bırakılmıştır. Bölünmeyi, parçalanmayı ve paylaşılması, “Yakın Doğu İşleri İle İlgili Lozan Antlaşması” garanti altına almıştır. Artık, hakları, özgürlükleri için ayağa kalkan  Kürdler, şaki, haydut, sergerde, eşkiya… diye anılmaya  ve organize politikalarla yok edilmeye başlanmıştır.
 
Birinci Dünya Savaşı yıllarında ve daha sonraları, ulusların kendi geleceklerini belirleme hakkından en çok söz eden Sovyetler Birliği yöneticileri de Kürdler konusunda hep anti-Kürd bir politika izlemiştir. Bu anti-Kürd politikanın, Büyük Britanya ve Fransa  tarafından uygulanan anti-Kürd  politikalardan hiç farklı değildir. Sovyetler Birliği yöneticileri, Kürdlerin Yakındoğu’da bir statü elde etmelerine her zaman karşı durmuştur. ABD Başkan Wilson tarafından dile getirilen 14 noktanın, 12.sinin Kürdistan’da uygulanmasına  her zaman direnç göstermiştir.
 
Kıbrıs Kongresi ile ilgili bu sempozyuma daha sonra da devam etmek niyetindeyim.
Posted in: tirki

Comments

There are currently no comments, be the first to post one!

Post Comment

Name (required)

Email (required)

Website

Konferansa Pirsgirêka Kurd li Tirkiyê
İsmail Beşikçi
Tirkiyê derbarê Pirsgirêka Kurd de zêdetirîn mijara ku tê qisetkirin ‘çareserî’ ye. Bêguman her tim kurd li ser ‘çareserî’yê diaxifin, kurd ‘çareserî’yê munaqeşe dikin. Lêbelê beriya ‘çareserî’yê pêwîst...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2463)


Êdî Kurd Dîroka Kurdan Dinivîsin
İsmail Beşikçi
Yek ji encamên girîng ên şerê çekdarîyê ev e ku, di nêv kurdan de hîşyarbûneke manewî daye destpêkirin. Rastîya wê, ew proseya ku ji salên 1960î de zîl dabû li dema şerî û piştî wî hê bêhtir geş bû, belav bû û kok berda erdê. Di roja îroyîn de li nêv...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2568)


Bûyera Dr. Friçê Duyem
İsmail Beşikçi
Di manşeta rojnameya Hürriyetê ya roja 21 pûşper 2007 de nûçeyek hebû. Sernavê nûçeya nûçegihan Özgür Ekşiyî “Lobîcîyê Veşartî Hat Eşkerekirin” e. Taner Akçamê ku li Zanîngeha Minnessota profesorê dîrokê ye, eşkera kirîye ku, ew kesê ku e...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2780)


Têgihîştinên Neteweperweriyê
İsmail Beşikçi
Dema ku pesnên neteweperweriya tirkî didin, pê re jî bona wê bizava neteweperweriyê ku di nav kurdan de aj dide, dibêjin “cudaxwaz e”, “paşverû ye”, “nîjadî ye” û hwd. e, bi vî awayî ev bizav tê xirabkirin. [Dibêji]...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2289)


Komeleya Piştgirîya Jiyana Nûjen Çi Dide Kurdan?
İsmail Beşikçi
Li Tirkiyeyê demokratîkbûn pirseka girîng e. Beşdarîya bo Yekîtîya Ewropayê û pêkanîna demokratîkbûnê, amanceka bingehîn a hukûmetan e. Wekî mînak, hukûmeta Partîya Edalet û Pêşveçûnê (AKP) carînan behsa vê amancê dike. Demokratîkbûn jî, ji rûyê polî...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2330)


Li Ser Têgeha “Ez kurd im, lê ne kurdçî me”
İsmail Beşikçi
Beşek ji kurdên ku vê sloganê tînin zimên, li hemberî vê şîroveyê jî derdikevin; dixebitin bidin zanîn ku em ji bo kurdan gelek tiştî dixwazin. Dibêjin, “Ez ne kurdçî me lê ji bo kurdan gelek tiştî dixwazim…” Dîsan dibêjin, “...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2570)


Pirsa Sereke Di Pirsgereka Kurd de
İsmail Beşikçi
Di vê axiftinê de ez dê hewl bidim xwe da ku li ser vê mijara bingehîn rawestim. Qonaxa bingehîn a dîrokî ku Pirsgirêka Kurd jê hasil bûye, qonaxa Şerê Cîhanê yê yekemîn e, yanî qonaxa pevçûna parvekirinê û piştî wê ye ku meriv dikare bi kurtahî bibê...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2859)


Têgihiştina di Derbarê Kurdan de, Têkilîyên Leşker û Hikûmetê
İsmail Beşikçi
Tirkîye, dewleteke xwedî îdeolojîya fermî ye. Di dewletên ku xwedî îdeolojîya fermî de tu cûdahîya dewlet û hukûmetê tune ye. Di îdarekirina dewletên wiha de, di dereca yekemîn de, yê ku biryar dide û birê ve dibe, sazîyên paraztin û meşandina îdeolo...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2499)


Sîstema Dewşîrme
İsmail Beşikçi
Di vê helwestê de, bi raya min sedema sereke, pirsgirêka mulk e. Gelê herêmê, mirovên ku herêmê xuya ne, xwedî mulk in. Weke mînak erdê gelekan heye. Jiber vê  yekê jî li ser gel bandoreke wan eşkere heye. Yekî ku li herêma xwe xwedî erdekî pir ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2467)


Têgihiştin û Nîqaşên di Derbarê Pirsgirêka Kurdan de
İsmail Beşikçi
Taybetmendîya vê pêvajoyê ya herî girîng, ew e ku dewlet û hikûmet qet xwe rexne nake û bi paşeroja xwe re hevrû nabe. Ez bawerim dewlet û hikûmet di vê mijarê de bi himet in. Dewlet û hikûmet plan dikin bêyî ku xwe rexne bikin, bêyî bi paşeroja xwe ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2242)


Page 1 of 4First   Previous   [1]  2  3  4  Next   Last