×
Doktor Said
İsmail Beşikçi
Doktor Said
Gerek Aysel Çürükkaya, gerek Selim Çürükkaya, tören sırasında çok önemli konuşmalar yaptılar. Ama konuşmalarını Türkçe yaptılar. Bu, kişi olarak bende biraz burukluk yarattı. Çünkü bu ulusal ruh kavramına aykırı bir tutumdur. Ulusal ruh, ulusun anadi...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (485)


30 Eylül’de Seçim
İsmail Beşikçi
30 Eylül’de Seçim
Kürdler, Kürdistan 16 Ekim 2017 sabahında, çok büyük, çok ağır bir darbeyle karşılaştı. Halbuki, 25 Eylül 2017 referandumu sonunda çok başarılı bir sonuç elde edilmişti. Bu çok olumlu sonucu bozmak için hasım güçlerle işbirliği yapmak, gizli anlaşmal...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1127)


Geleceğini Belirleme Hakkı ve Kürdler
İsmail Beşikçi
Referandum ilanından sonra, sık sık yapılan bu açıklamalar şu anlama geliyordu. Siz  Kürdler, kendi geleceğinizi belirleme hakkına sahip değilsiniz. Sizin geleceğinizi ancak biz belirleriz. Siz kendinizi yönetemezsiniz.  Siz şimdiye kadar h...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1395)


Afrin savaşı uzun sürecek
İsmail Beşikçi
Afrin savaşı uzun sürecek
Avrupa’yı Avrupa yapan bazı değerler vardır. Ama Avrupa, Kürd/Kürdistan sorunlarına bu değerlerle yanaşmamaktadır; Ortadoğu’nun otoriter, baskıcı, ırkçı, mezhepçi değerleriyle yaklaşmaktadır. Bu bakımdan 1920’lerde kurulan Kürdlere,...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1317)


Düşmanlarını Sevindiren Bir Halk…
İsmail Beşikçi
Düşmanlarını Sevindiren Bir Halk…
Tarihte, Kürdler için ‘Yiğit bir halk’, ‘Kahraman bir halk’ ‘Gözünü budaktan esirgemeyen bir halk’ gibi ifadeler, kavramlar kullanılır. Kürdlerin davranışları bu tür nitelemelerle dile getirilir. Kürdler, başka bir...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1408)


Kürdler Zoru Başardı
İsmail Beşikçi
Kürdler Zoru Başardı
Irak’a, Türkiye’ye, İran’a, Suriye’ye rağmen, PKK’ye rağmen, Goran’a,  Komel’e rağmen, YNK’nin,  Ala Talabani, Bafil Talabani  gibi bir kesimine rağmen,  ABD’ye, İngiltere&rsqu...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1265)


Güvenlik...
İsmail Beşikçi
Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde, Kürdlerin ulusal istemleri, bu doğrultuda geliştirdikleri mücadeleler her zaman, Irak’ın güvenliği sorununu, bu sorun çevresinde gelişen endişeleri gündeme getirmektedir. Bu istemler, bu mücadeleler, sadec...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1366)


Bir Kürd
İsmail Beşikçi
Bu yazıdaki Kürd herhangi bir Kürd’dür. Üç Kürd yazısında, üç Kürd tipinden söz edilmişti. Biri, milliyetçi, yurtsever düşüncelerinden ve eylemlerinden dolayı, idam edilmiş bir Kürd. İkincisi, bu kişiyi yakalatan, yargılayıp idam hükmü veren, b...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2021)


İki Kürd...
İsmail Beşikçi
Kürd/Kürdistan tarihinde, Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde, iki isim önemlidir. Abdurzzak Bedirxan (1864-1918) ve II.Abdusselam Barzani (1868-1914) Kürdler için bu iki İsmin düşüncelerinin, eylemlerinin bilinmesi önemli olmalıdır.
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2077)


Üç Kürd
İsmail Beşikçi
Üç Kürd
Bu yazıda sözü edilen üç Kürd’den biri II. Şeyh Abdüsselam Barzini’dir.(1868-1914) İkincisi, Şeyh Abdüsselam Barzani’yi, ulusal taleplerinden ve ulusaL mücadelesinden dolayı Musul’da idam eden, Musul Valisi Süleyman Nazif&rsqu...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2147)


Page 1 of 17First   Previous   [1]  2  3  4  5  6  7  8  9  10  Next   Last   
09

.Aleviler sadece Dersim’de mi yaşıyor? Türkiye’de çok yerde Aleviler yaşıyor. Neden sadece Dersim’deki Alevilere soykırım yapılıyor? Bu elbette Kürdlükle ilgili bir durum. Kürdlerin asimilasyonu ile ilgili bir durum. Yazarların Aleviliğe vurgu yaparken Kürdlüğü göz ardı etmeleri ve buna özen göstermeleri dikkatlerden kaçmamaktadır...

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sık sık, “kimlik siyaseti”nden söz etmektedir. “CHP kimlik siyasetine karşıdır” demektedir. Kürdler, Kürdlerden, Kürdçe’den söz ettikleri zaman, Kürd halkıyla, Kürd toplumuyla ilgili kolektif haklar dile getirdikleri zaman “kimlik siyaseti”ne karşıyız diye açıklamalar yapmaktadır. CHP Genel Başkanı Kemel Kılıçdaroğlu, 15 Şubat 2013’de yaptığı bir açıklamada da “anadilde eğitim toplumu böler” demektedir.


Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu sözlerini, Kürd kimliğini gizleme ve reddetme siyaseti olarak algılamak ve değerlendirmek gerekir. Aslında bunu kimlik siyaseti kavramıyla değil, yaranma siyaseti kavramıyla değerlendirmek daha doğrudur.

Dersim’li bir Kürd olduğu, Zaza Kürdü olduğu kamuoyu tarafından yakından bilinmektedir. Ama Kemal Bey, Türkmen olduğunu, Horasan’dan geldiklerini ileri sürmektedir. Bu, kendi kimliğini gizleme, kendi özüne yabancılaşma, özünden kopma, kendi özünü aşağılama siyasetidir. Bunu kısaca, egemen güçlere yaranma siyaseti olarak değerlendirmek gerekir.

1937-38 Dersim soykırımında Nazımiye’de oturan ailesinden çok büyük kayıplar olduğu da vurgulanmaktadır.

 

Bu durumu, Barış ve Demokrasi Partisi Muş Milletvekili Sırrı Sakık çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Sırrı Sakık, Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “anadil ülkeyi böler” açıklamasından sonra, şöyle söylemektedir: “Kemal Bey de Kürd’tür. ‘Anadilde eğitim ülkeyi böler’ diyor. Beyazlara mesaj vermek istiyor. Ama elini uzattığında o siyah derisi gözüküyor. Çünkü o da bir zenci…” (Taraf, 18 Şubat, 2013)

Kürd kimliğini gizleme, özünden kopma, özüne yabancılaşma denildiği zaman, Mehmet Bayrak’ın, Elif Sonzamancı’ya verdiği röportaja bir defa daha göz atmak gerekir. Burada Mehmet Bayrak Hoca, “Horasan’dan geldik” anlayışına tarihsel bir anlatıyla açıklık getirmektedir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Hüseyin Aygün, Kamer Genç gibi Dersim milletvekillerinin, “Kürd değiliz, Horasan’dan geldik” anlayışı, bu röportajda değerlendirilmektedir. (www.kurdinfo.com, 8. 12 .2012)

 

Kimlik söz konusu edildiği zaman, Kürd kimliğinin gündeme getirildiği açıktır. Ama bu, çoğu zaman açık bir şekilde ifade edilmemektedir. Bu çerçevede üç yazının daha değerlendirilmesi önemlidir.

Mehmet Baransu, 31 Ocak 2013 tarihli Taraf Gazetesi’nde, “Desimli Karadayı” başlıklı bir yazı yayımladı. Bu yazıda, 1994-1998 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı yapan, Em. Org. İsmail Hakkı Karadayı’nın Dersimli olduğu vurgulanmaktadır. Bu açıklamaya kadar, İsmail Hakkı Karadayı’nın Çankırılı olduğu, bir Türk olduğu vurgulanırdı. Mehmet Baransu, bu yazısında, İsmail Hakkı Karadayı’nın ailesinin, 1930’ların başında, Dersim, Pülümür’deki bir direniş sonunda, Dersim’den Çankırı’ya sürgün edildiğini vurgulamaktadır.

 

Kişi olarak bu yazının, Kürd kimliği algılamalarına açıklık getirdiği için, çok değerli olduğunu düşünüyorum.

 

Mehmet Baransu- Şenol Kaluç

Mehmet Baransu’nun bu yazısını, Şenol Kaluç eleştirdi. Şenol Kaluç, 26 Ocak 2013 tarihli Taraf Gazetesi’nde, “Baransu’nun Anlamak İstemediği” başlıklı bir yazı yayımladı. Bu yazıda, Şenol Kaluç, Baransu’yu, İsmail Hakkı Karadayı’nın, Alevi kimliğini gizlemekle eleştiriyordu. Mehmet Baransu, 28 Ocak 2013 tarihli Taraf’ta yayımlanan, “Dersimli Karadayı (2) “ başlıklı yazısında, Alevi kimliğinin gizlenmesi diye bir durumun olmadığını açıklıyordu.

 

Aslında her iki yazarın da, gizledikleri, gizlemeye özen gösterdikleri, Dersim’in, Karadayı’nın Kürd kimliğidir. Alevi kimliğinin gizlenmesi diye bir durum söz konusu değildir.

 

Bu noktada, İttihat ve Terakki’nin, Osmanlı İmparatorluğu’nu, Türk milleti odak noktasında, yeniden organize etmek düşüncesini, tasarımını hatırlamak gerekir. Adriyatik Denizi’nden, Orta Asya içlerine, hatta Büyük Okyanus’a kadar bir imparatorluk olacak, ama bu imparatorlukta sadece Türkler yaşayacaktı.

Böyle bir tasarımı gerçekleştirmek için, Rumlar sürgün edilecek, Ermeniler, tehcir adı altında tamamen yok edileceklerdi. Ermenilerden ve Rumlardan kalan taşınmaz mallar, Müslüman Türk eşrafın denetimine verilecek, böylece, Osmanlı ekonomisi millileştirilmiş olacaktı.

 

Yine bu tasarım çerçevesinde, Kürdler Türklüğe, Kızılbaşlar, (Aleviler) Müslümanlığa asimile edileceklerdi. Böylece İmparatorluk içinde yaşayan herkes Türk olacak veya Türkleşmiş olacaktı. Müslümanlık Türk olmanın çok önemli bir koşuluydu.

 

İttihatçılar, Rumlarla ve Ermenilerle ilgili sorunları Birinci Dünya Savaşı sırasında hallettiler. Savaş başlar başlamaz, Karadeniz havalisindeki Rumların-Pontusların, Kapodokya’daki Rumların, Ege’deki Rumların sürgünü başladı. 1915 baharında, 3-4 ay gibi kısa bir süre içinde, bir milyondan fazla Ermeni tehcirle soykırıma uğratıldı.

 

Kürdlerin Türklüğe asimilasyonu, şüphesiz, İttihat ve Terakki döneminde başlatılmıştı. Ama gerek İttihatçılar gerek Kemalistler Ermenilerle ve Rumlarla olan sorunların hallinde Kürtlerin de yardımına ihtiyaç duydular. Yakındoğu İşleri ile İlgili Lozan Anlaşması’nın imzalanmasıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı uluslararası bir anlaşmayla garanti altına alındıktan sonra Kürdlerin Türklüğe asimilasyonu da sistematik olarak başlamış oldu. Kızılbaşların (Alevilerin) Müslümanlığa asimilasyonu da öyle.

 

Kürdlerin Türklüğe, Alevilerin Müslümanlığa asimilasyonları beraber yürüyen bir süreç. Dersim’de iki sürecin de birlikte başlatıldığı görülüyor.

Dersimlilerin önemli bir kısmı 1937-38 soykırımının Alevi kimliğini yok etmek için yapıldığını vurguluyorlar. Kimlik söz konusu olunca “Aleviyiz” diyorlar, Kürdlükten hiç söz etmiyorlar. Ayrı bir etniymiş gibi “Kürd değil Zazayız” diyorlar. Hâlbuki Dersimliler de Zazaki konuşan Kürdlerdir. Bu konuda Malmisanıj’ın, Munzur Çem’in, Roşan Lezgin’in yazıları, görüşleri elbette çok değerlidir. Vate yayıncılık, www.zazaki.net de öyle…

 

Aleviler sadece Dersim’de mi yaşıyor? Türkiye’de çok yerde Aleviler yaşıyor. Neden sadece Dersim’deki Alevilere soykırım yapılıyor? Bu elbette Kürdlükle ilgili bir durum. Kürdlerin asimilasyonu ile ilgili bir durum. Yazarların Aleviliğe vurgu yaparken Kürdlüğü göz ardı etmeleri ve buna özen göstermeleri dikkatlerden kaçmamaktadır.

 

Ayrıca soykırımdan sonra geriye kalan Dersimlilerin bir kısmı da Türkiye’nin orta ve batı yörelerine sürgün edildiler. Çorum, Balıkesir, Manisa gibi yörelerde de Aleviler yaşıyorlar. Temel sorun Alevilik olsa Aleviler, Alevilerin yaşadığı bölgelere sürgün edilir mi? Hâlbuki sürgünlerin esas amacı da Kürdlerin Türklüğe asimilasyonuydu. Sürgünler asimilasyon için elverişli bir ortam yaratıyor.

 

Mehmet Ali Birand, Toktamış Ateş

Kimlik siyaseti söz konusu olduğu zaman gazeteci Mehmet Ali Birand ve Prof. Dr. Toktamış Ateş’ten de söz etmek gerekir kanısındayım.

 

Gazeteci Mehmet Ali Birand 17 Ocak 2013’te vefat etti. Arkasından üzüntü bildiren, övgü bildiren pek çok yazı yayımlandı. Burada çok daha değişik bir yazı yazma gereğini hissediyorum. Şöyle:

1996 kışında Kerboran’da 11 Kürt köylüsü, arabaları içinde yakılarak katledilmişlerdi. Bu Kürt köylülerden bir kısmı korucuydu.

 

Bu olay haber olarak basına yansımıştı. Televizyonlarda ve radyolarda sunucular, gazetelerde köşe yazarları olay üzerine yorumlar yapıyorlardı. PKK suçlanıyordu.

 

Bu katliamdan birkaç gün sonra, Mehmet Ali Birand da, bu katliamı kimlerin, hangi grubun gerçekleştirmiş olabileceği konusunda bir yorum yayımlamıştı. Mehmet Ali Birand, bu katliamı acaba PKK mi yapmıştır diye soruyordu. Arkasından acaba CIA mi, MOSSAD mı yapmıştır diye soruyordu. Kuşkularını acaba Saddam Hüseyin’in El Muhaberatı mı yoksa Hafız Esad’ın El-Muhaberatı mı diye sürdürüyordu. Her bir şık ile ilgili yorumlar da yapıyordu.

 

Biz, cezaevi koşulları içinde, bu katliamı derin devletin gerçekleştirmiş olabileceğine dair bir kuşku belirtiyorduk. Bizim bilebildiğimizi Mehmet Ali Birand da şüphesiz biliyordu. Ama Mehmet Ali Birand sözü edilen yazısında, derin devleti şıklar arasında saymıyordu. Bu çok ilgi çekici bir durumdu.

Bu ilişkiler çerçevesinde şunu fark ettim. Eğer bir olayın gizli kalmasını, olayın esas failinin bilinçlere çarpmamasını önlemek istiyorsanız şöyle yapıyorsunuz: olayın faili hakkında, şu mu yaptı bu mu yaptı diye şıklar ileri sürüyorsunuz. Okuyucuyu bu şıklar hakkında düşünmeye sevk ediyorsunuz ama esas faili o şıklar arasında saymıyorsunuz. Bu da gerçeği, esas faili gizlemenin önemli bir yöntemi olarak görünüyor.

 

O günlerde Mehmet Ali Birand’a, tutumunu eleştiren genişçe bir mektup yazmıştım. Bu mektuba cevap gelmedi. Mehmet Ali Birand’ı tanıyordum. 1980’lerin sonlarında tanışmıştık. Yardımcısı Mithat Bereket ile birlikte benimle röportaj yapmışlardı.

 

2006 yılında Mart ayında, İstanbul’da, Bilgi Üniversitesi’nde Kürt Konferansı düzenlenmişti. Basınla ilgili oturumda Mehmet Ali Birand’ı da gördüm. Selamlaştık. Bu mektupla ilgili konuşurum diye düşünüyordum. Basın panelinden sonra konuşabileceğimi umuyordum. Ama panelden hemen sonra Mehmet Ali Birand’ı kaybettim, o mektup üzerinde konuşma fırsatını yakalayamadım.

 

Fuat Önen, Mehmet Ali Birandın ölümünden sonra bir yazı yazdı. O yazıda Fuat Önen Mehmet Ali Birand’ın ölümünden kısa bir süre önce Kürtlüğünü açıkladığını yazmıştı. “Mehmet Ali Brand ancak yetmiş yaşından sonra Kürtlüğünü açıklayabildi. Mehmet Ali Birand’ı böyle hatırlayacağım” diyordu (www.bazekurdistan.com )

 

Ben de Mehmet Ali Birand’ı yukarıda belirttiğim yazısıyla ve tutumuyla hatırlayacağım.

Mehmet Ali Birand’dan birkaç gün sonra da Prof. Dr. Toktamış Ateş vefat etti. Toktamış Ateş sosyal bilimler profesörüydü. Kürd’tü. Konya’dan, Yeniceoba’dandı. Ama Kürdlüğünü hiçbir zaman söylemedi. Bilakis resmi ideolojiyi savunan yazılar yazıyordu. 12 Eylül rejiminde, 1990’larda “resmi ideolojiyi savunuyorum” diye yazılar yazıyordu. O zamanlar Cumhuriyet gazetesinde yazıyordu. Hâlbuki o dönemlerde resmi ideolojiyi eleştirdikleri için pek çok araştırmacı, gazeteci vs. devletin idari ve cezai tehditleriyle karşı karşıyaydı. “Resmi ideolojiyi savunuyorum” diye yazılar yazan Prof. Dr. Toktamış Ateş bu tehditlere hiç dikkat çekmiyor, onları bilmezlikten, görmezlikten geliyordu.

 

Prof. Toktamış Ateş’e de bu tutumlarından dolayı iki defa genişçe mektuplar yazmıştım, bu tutumu eleştirmiştim. Bu mektuplara da cevap gelmedi. Cezaevlerinden yazılmış kırka yakın mektuplar var, çok geniş mektuplar. Yazarlara, profesörlere, gazetecilere yazılmış mektuplar… O mektuplardan ancak iki tanesine cevap alabildim.

 

Prof. Toktamış Ateş’le tanışmıştım. Dostum Yılmaz Öztürk, 1990’ların başında beni Cağaloğlu’nda tanıştırmıştı.

 

Kürdistan Aleviler Birliği I. Konferansı

Kimlik söz konusu olduğu zaman, bir sempozyumdan da söz etmek gerekir kanısındayım.

Demokratik Toplum Kongresi 2-3 Şubat 2013’te, Diyarbakır’da Alevilerle ilgili bir konferans düzenledi.

Konferansın başladığı gün, Demokratik Toplum Kongresi, konuşmacılara ve katılımcılara 12 sayfalık bir bildiri dağıttı. Bu bildiride Aleviliğin Müslümanlık olduğu Şiilik olduğu, Aleviliğin Müslümanlıkla başladığı vurgulanıyordu. Bu tutumu çok şaşırtıcı buldum. Etkin bir direniş hareketinin çok önemli bir konuda, tartışmalı bir konuda, resmi ideoloji ile böylesine bütünleşmesi, resmi ideoloji ile aynı düşündüğünü ifade etmeye özen göstermesi çok dikkat çekici bir durum.

 

Demokratik Toplum Kongresi bunu Kürdistan Aeviler Biriği I. Konferansına sunuyor. Halbuki bu da hükümetin, AKP’nin gerçekleştirdiği Alevi açılımlarından biri olarak, bu açılımların devamı olarak değerlendirilebilir.

 

Kızılbaşları (Alevileri) Müslüman göstermek, bilim anlayışını bir tarafa bırakalım ahlaki bile değildir. Sen bu kadar etkili bir direniş hareketi olacaksın ama çok önemli bir konuda hükümet gibi düşündüğünü ifade etmeye çalışacaksın, buna özen göstereceksin. Şaşırtıcı…

Aleviler konusunda temel sorun, Alevi düşüncesine On iki İmam figürünün, Ali figürünün nasıl girdiği, ne zaman girdiği konusudur. Yedi Ulu Ozan’ın düşünceleri ve tutumları bu bakımdan incelenmelidir. Alevi düşüncesini esas olarak ifade eden ise Kaygusuz Abdal’dır. Erdal Yıldırım’ın bu konudaki düşünceleri dikkate değerdir (www.alevinet.com, 9 Şubat 2013)

 

Rizgari.com 

Posted in: tirki

Comments

There are currently no comments, be the first to post one!

Post Comment

Name (required)

Email (required)

Website

Konferansa Pirsgirêka Kurd li Tirkiyê
İsmail Beşikçi
Tirkiyê derbarê Pirsgirêka Kurd de zêdetirîn mijara ku tê qisetkirin ‘çareserî’ ye. Bêguman her tim kurd li ser ‘çareserî’yê diaxifin, kurd ‘çareserî’yê munaqeşe dikin. Lêbelê beriya ‘çareserî’yê pêwîst...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2545)


Êdî Kurd Dîroka Kurdan Dinivîsin
İsmail Beşikçi
Yek ji encamên girîng ên şerê çekdarîyê ev e ku, di nêv kurdan de hîşyarbûneke manewî daye destpêkirin. Rastîya wê, ew proseya ku ji salên 1960î de zîl dabû li dema şerî û piştî wî hê bêhtir geş bû, belav bû û kok berda erdê. Di roja îroyîn de li nêv...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2616)


Bûyera Dr. Friçê Duyem
İsmail Beşikçi
Di manşeta rojnameya Hürriyetê ya roja 21 pûşper 2007 de nûçeyek hebû. Sernavê nûçeya nûçegihan Özgür Ekşiyî “Lobîcîyê Veşartî Hat Eşkerekirin” e. Taner Akçamê ku li Zanîngeha Minnessota profesorê dîrokê ye, eşkera kirîye ku, ew kesê ku e...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2832)


Têgihîştinên Neteweperweriyê
İsmail Beşikçi
Dema ku pesnên neteweperweriya tirkî didin, pê re jî bona wê bizava neteweperweriyê ku di nav kurdan de aj dide, dibêjin “cudaxwaz e”, “paşverû ye”, “nîjadî ye” û hwd. e, bi vî awayî ev bizav tê xirabkirin. [Dibêji]...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2333)


Komeleya Piştgirîya Jiyana Nûjen Çi Dide Kurdan?
İsmail Beşikçi
Li Tirkiyeyê demokratîkbûn pirseka girîng e. Beşdarîya bo Yekîtîya Ewropayê û pêkanîna demokratîkbûnê, amanceka bingehîn a hukûmetan e. Wekî mînak, hukûmeta Partîya Edalet û Pêşveçûnê (AKP) carînan behsa vê amancê dike. Demokratîkbûn jî, ji rûyê polî...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2379)


Li Ser Têgeha “Ez kurd im, lê ne kurdçî me”
İsmail Beşikçi
Beşek ji kurdên ku vê sloganê tînin zimên, li hemberî vê şîroveyê jî derdikevin; dixebitin bidin zanîn ku em ji bo kurdan gelek tiştî dixwazin. Dibêjin, “Ez ne kurdçî me lê ji bo kurdan gelek tiştî dixwazim…” Dîsan dibêjin, “...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2627)


Pirsa Sereke Di Pirsgereka Kurd de
İsmail Beşikçi
Di vê axiftinê de ez dê hewl bidim xwe da ku li ser vê mijara bingehîn rawestim. Qonaxa bingehîn a dîrokî ku Pirsgirêka Kurd jê hasil bûye, qonaxa Şerê Cîhanê yê yekemîn e, yanî qonaxa pevçûna parvekirinê û piştî wê ye ku meriv dikare bi kurtahî bibê...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2916)


Têgihiştina di Derbarê Kurdan de, Têkilîyên Leşker û Hikûmetê
İsmail Beşikçi
Tirkîye, dewleteke xwedî îdeolojîya fermî ye. Di dewletên ku xwedî îdeolojîya fermî de tu cûdahîya dewlet û hukûmetê tune ye. Di îdarekirina dewletên wiha de, di dereca yekemîn de, yê ku biryar dide û birê ve dibe, sazîyên paraztin û meşandina îdeolo...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2546)


Sîstema Dewşîrme
İsmail Beşikçi
Di vê helwestê de, bi raya min sedema sereke, pirsgirêka mulk e. Gelê herêmê, mirovên ku herêmê xuya ne, xwedî mulk in. Weke mînak erdê gelekan heye. Jiber vê  yekê jî li ser gel bandoreke wan eşkere heye. Yekî ku li herêma xwe xwedî erdekî pir ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2506)


Têgihiştin û Nîqaşên di Derbarê Pirsgirêka Kurdan de
İsmail Beşikçi
Taybetmendîya vê pêvajoyê ya herî girîng, ew e ku dewlet û hikûmet qet xwe rexne nake û bi paşeroja xwe re hevrû nabe. Ez bawerim dewlet û hikûmet di vê mijarê de bi himet in. Dewlet û hikûmet plan dikin bêyî ku xwe rexne bikin, bêyî bi paşeroja xwe ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2292)


Page 1 of 4First   Previous   [1]  2  3  4  Next   Last