Mirinê pir zû tu ji nav me bir lê navê te nemir e

Mirinê pir zû tu ji nav me bir lê navê te nemir e
Min got pismam sal zû dibuhirin, 16 sal derbas bûn. Hemû dost û hevalên te, zarokên te dersa matamatîkê dida wan, xortên te alîkariya wan dikirin hemû mezin bûne û di civat...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (793)


Xusûsîyetên Rojhilata Nêzîk
admin
Xusûsîyetên Rojhilata Nêzîk
Di sîyeseta Kurdistanê de du problemên esasî hene. Yek jê, taleba desthilatîya navendî lawaz e, taleba jêr desthelatîye, bi tirkî ”alt îktîdar” ew taleb xurt e. L&eci...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (953)


Serxwebûna Kurdistanê
admin
Serxwebûna Kurdistanê
Sîyeseta partî, rêxîstin,saziyên bakurê Kurdistanê dev ji hedefa serixwebûnê berda ye. Ji delva hedefênserxwebûnê, otonomî, federalî an demokrasî te parastin. D...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1060)


Qirîza Dewleta Tirk
admin
Qirîza Dewleta Tirk
Reyadarên vê dewletê, hertim dibêjin pirsgirêka me pirsgirêka hebûn û nebûna dewletê ye. Rast e. Yalçin Kuçuk dibeje ”em nekevin Musulê dê Diyarbekir ji des...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1332)


Kutilkên diya min, qeyda Fuad Onen û biyopolîtîka Foucault
Ferzan ŞÊR
Bîranîneke Fuad Onen ji bo fahmkirina kolonyalîzma biyopolîtîkî ya tirkan di warê teorî û pratîkê de bi awayekî xwezayî destnîşan dike. Ger ez neqil bikim ew ê ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1304)


Helwest û çalakî
Fevzi Namli
Di rewşek weha de gava li Amedê, Cizîrê, Şirnex, Silopya, Hezex, Nisêbîn, Gever û Dêrikê êrîşên hovana yên dewleta dagirker li ser gelê kurd berdewam dikin. Di heman dem&ec...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1296)


Kurdȇn Ȇzdȋ ȗ Qetlyama Ermeniya / Para duda
Eskerê Boyik
Kurdȇn Ȇzdȋ ȗ Qetlyama Ermeniya / Para duda
… Ferman. Gava vê peyvê dibêjin evdên Ȇzdî bi tirs û saw, bê hemdê xwe neheqî, kuștin û kokbirya civaka xwe bîr tinin. Xûn ji wê peyva xezeb diniqite. Ferman yan&eci...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3229)


   «   [1]  2  3  4  5  6  7  »      
  
05
PKK’nin Türkiyelilik söylemine olumlu bir rol atfeden bazı Türk solcuları, zaman zaman onun bu karakterini aşağıdan bir hareket olmasıyla ilişkilendiriyorlar. Bu görüşe göre PKK, diğer Kürt hareketlerinden farklı olarak bir madunlar hareketidir. Bu niteliği, onun, halklar arası birlik, dayanışma ve kardeşlik fikrini savunmasını mümkün kılmakta; Türkiyelilik fikrine bir dayanak oluşturmaktadır. 
Buradaki “aşağıdan” ve “madun” (alt, ast) sıfatları, akademi dünyasında geliştirilmiş olan İngilizce subaltern kavramının Türkçe ve Osmanlıca karşılıklarıdır ve yoksul, baskı altında, ötelenmiş, damgalanmış, yok sayılmış …  grupları anlatmak için kullanılır. Subaltern ekolü, yerleşik akademik dünyada bir zamanlar hayli egemen olan itaatkâr yoksul klişesi üzerinde çalışan bazı araştırmacılar tarafından geliştirilmiştir. Değişik versiyonları vardır. Bunlar arsında yaygınca paylaşılan tezlerden biri, sessiz ve edilgen oldukları düşünülen madun grupların aslında öyle olmadıkları, egemen ilişkiler sistemine karşı pek de farkında olmadığımız direnişler geliştirdikleridir. Fakat direniş kavramına çok önem veren bu görüş, yer yer direniş kavramını işlevsizleştirmekle de eleştirilmiştir.  Çünkü bazen bir silahlı ayaklanma ile mahalleli kadınların kadın günü partilerinde yaptıkları erkek tahakkümüyle ilgili sohbetleri aynı direniş kavramı içinde değerlendirebilmektedir. Yine de kabul etmek gerekir ki maduniyet ekolü, aşağıdan gruplara bir aktör niteliği kazandırmak suretiyle yerleşik akademi dünyasının madunlarla ilgili pespayeliğine ciddi bir darbe vurmuştur. Kürt hareketinin aşağıdan karakteri ile onun Türkiyelilik söylemini sahiplenmesi arasında ilişki kuran tez, bir bakıma onun bu prestijine yaslanarak konuşuyor.  
Peki, bu tez olgularla ne ölçüde bağdaşıyor? 
Bu soruya cevap verebilmek için önce Kürt hareketinin sosyal bileşimine bakmamız, sonra da bu bileşim ile Türkiyelilik söylemi arasında nasıl bir ilişki oluştuğunu geçmişten bugüne izlememiz gerekir. 
Ancak bu, söylendiği kadar kolay bir iş değildir. Zira Kürt hareketinin sosyal bileşimiyle ilgili fazla veri yoktur. Özellikle de eski dönemler söz konusu olduğunda. Konuyla ilgili fazla veri bulunmadığı gibi özel olarak bu konuyu ele almış bir araştırma da yoktur, bildiğim kadarıyla. Elbette benim bilgimin sınırlı olduğu kaydını düşerek. 
Peki, bu durumda ne yapmak gerekir?
Kanımca var olan verileri kullanarak hareketin değişik dönmeleri arasında bazı karşılaştırmalar yapmak, bir çözüm yolu olabilir. Bütün sorunlarına rağmen bu karşılaştırmalardan çıkacak sonuçlar, yukarıda belirtilen iddiaların ne ölçüde doğru olduklarına dair genel bir fikir edinmemizi mümkün kılabilir.  

1924-37 arası dönemde gerçekleşen geleneksel direnişlerle başlayalım. 
Bu direnişlere katılanların kimlikleriyle ilgili fazla kayıt bulunmuyor. Gizli belgelerde neler olduğunu ise bilmiyoruz. Fakat elimizdeki veriler, bu direnişlerin genellikle aşiret ve tarikat gibi geleneksel örgütlenmeleri takip ettiğini gösteriyor. Nitekim, aşiret mensubu olmayan köylülerin Şeyh Sait ayaklanmasından uzak durduğuna dair iddialar var. 
Bu dönemde, Kemalist yönetimin ana hedeflerinden biri, Kürdistan’daki geleneksel toplumsal dokuyu dağıtıp Kürtleri Cumhuriyetin ilkelerine uygun biçimde yeniden kalıba dökmekti. Bu ise aşiret ve tarikat gibi geleneksel yapı ve örgütlenmelerin, Cumhuriyetle Kürt köylüleri arasında kurulmak istenen yeni ilişki biçimini sabote edecek veya çarpıtacak bir ara tabaka olmaktan çıkarılmasını gerektiriyordu. Söz konusu yapılar, Osmanlı günlerinden kalma görece özerk konumlarından uzaklaştırılmalı ve Cumhuriyetin öngördüğü yeni ilişki biçiminin ajanlarına dönüştürülmeliydi. Sadece direnen aşiretlerin ve tarikatların değil, bazı durumlarda boyun eğen aşiretlerin ve tarikatların da “tedip” harekatlarının hedefi olması bundandı. 
Kemalist saldırı bu hedefte gerçekleşince, direnişlerin geleneksel yapıları izlemesi için zemin de döşenmiş oluyordu. Böylece beyler, şeyhler, dedeler, seyitler ve eşraf öne çıktılar. Zira aşiret ya da tarikat adına karar alma yetkisi sıradan köylüde değildi. Aşiretin lideri görece dar bir çerçevede yaptığı istişareler sonucunda isyan etmeye karar verirse veya koşulların ittirmesiyle isyana katılmak zorunda kalırsa, aşiretin savaşçı bireyleri de genellikle onu izliyordu. Nitekim bu dönemdeki direnişlerin tamamı ya bir şeyhe ya bir dedeye ya bir aşiret reisine veya bunun gibi geleneksel bir öndere atfedilmiştir. İsyancıların bayraklarında her şeyden fazla İslam yazılıyor olması, bunun nişanesiydi. 
Ama şeyhler, beyler, dedeler, seyitler vs. bir başlarına direnmediklerine göre, mahkeme kayıtlarında veya gazete haberlerinde  isimlerini göremediğimiz, ama ağıtlardan ve sözlü anlatımlardan varlıklarını bildiğimiz savaşçı köylüleri de tabloya dahil etmemiz gerekiyor.  
Bu durumda direnişlerin sosyal bileşimiyle ilgili ne söyleyeceğiz? Bunlar, geleneksel önderlerin, yani egemen sınıf ve tabakaların birer isyanı mıdır, yoksa birer köylü isyanı olarak mı tasnif edilmelidirler?
Bu soruya verilecek cevap, hareketin maduniyetiyle Türkiyelilik söylemi arasındaki ilişkiye dair bir fikir verecektir. Zira, ilk bölümde belirttiğimiz üzere, 1924-37 arasındaki geleneksel isyanların neredeyse tamamı Türkiyelilik çerçevesi içinde hareket etmiştir. Bu durumda eğer bu direnişleri ağaların, beylerin, aşiret reislerinin vs. bir hareketi olarak tanımlarsak, Türkiyelikle Kürt egemen sınıfları eşleşmiş olacaktır; yok eğer bu hareketi madunların damgasını vurduğu hareketler olarak tanımlarsak o zaman da Türkiyelilikle madun Kürtler eşleşmiş olacaktır. 
Kürt hareketinin maduniyetiyle onun Türkiyeciliği arasında doğru orantılı bir ilişki olduğunu ileri sürenler, PKK dışındaki hiçbir Kürt hareketini aşağıdan bir hareket olarak görmüyorlar. Hele sözünü ettiğimiz geleneksel direnişleri hiç görmüyorlar. Türk solcularının çoğunluğuna göre bu hareketler feodaldir, gericidir, (bazıları için) emperyalizmin işbirlikçisidir vs. Açın bakın son elli yıllık solcu yazına, İbrahim Kaypakkaya gibi bazı istisnalar dışındaki yazarların, sözü edilen isyanları anarken Türkçede ne kadar olumsuz sıfat varsa bu isyanları tanımlamak için sıraladıklarını görürsünüz. Ama böyle yapmakla aslında maduniyetle Türkiyelilik arasında kendilerinin kurduğu ilişkiyi de geçersiz kılmış oluyorlar. Zira eğer bu hareketler ağaların, beylerin, şeyhlerin, dedelerin önderliğindeki isyanlar ise, ki öyledirler, Türkiyelilik, madunların değil, Kürt egemen sınıflarının ilgi gösterdiği bir çerçeve olmuş oluyor. 

Geleneksel isyanları izleyen sessizlik yıllarından sonra 1959’da “49’lar”ın yargılamasıyla başlayan yeni dönemde Kürt hareketinin sosyal bileşiminde bazı değişiklikler göze çarpar. Artık eski geleneksel önderlerin etkinliği yoktur örneğin. İstisnaları bulunmakla birlikte, geleneksel önderler kural olarak 1924-37 arasında kırılıp Kemalist sistemin payandalarına dönüştürülmüşlerdir. Artık Cumhuriyetle Kürt köylüsü arasındaki ilişkiyi sabote eden, çarpıtan bir güç olmaktan çok, bizzat bunlar arasında bağlantıyı sağlayan bir ara tabakaya dönüşmüşlerdir. Yeni sistemdeki varlıkları, düzen adına Kürt köylülerini kontrol etme koşuluna bağlanmıştır (elbette istisnalar her zaman vardır). 
Kemalistlerle Kürt egemenleri arasındaki ilişkide meydana gelen bu değişiklik, yeni dönemdeki Kürt muhalefetinin sosyal bileşimini de etkiledi. Artık geleneksel güçlerden ziyade, geleneksel güçlerle Kemalist rejim arasında oluşturulan hava geçirmez işbirliğinin kendilerine varoluş alanı bırakmadığı yeni toplumsal kesimler muhalefet ediyordu. Bunların omurgasını ise, statü kaybetmiş geleneksel egemenlere mensup kişilerin Kemalist okullarda okumuş çocukları oluşturuyordu. Popüler deyimle söylersek “Züğürt Ağa”ların mektepli çocukları. 
Elbette bu nitelikteki herkes Kürt muhalefetine katılmadı. Ama katılanlar arasında bu niteliği taşıyanlar görece önemli bir yer tutuyordu. Elinde, 1700’lerin sonlarına doğru varlığına son verilen Bitlis Beyliği’nin hakimi olan dedelerine ait ihtişam değil de, sadece bu ihtişamın menkıbeleri kalmış olan avukat Ziya Şerefhanoğlu’ndan (49’lar’daki sağcı grubun başını çeken kişi), Dersim’deki Hormek aşiretinin önde gelen ailelerinden birinin çocuğu olan doktor Sait Kırmızıtoprak’a kadar (49’lar’daki solcu grubun başını çeken kişi) birçok muhalifin hayat hikayesi, “Züğürt Ağa”ların modern eğitimden geçmiş çocuklarına işaret eder. Yarıcıların, hamalların, amelelerin, mevsimlik işçilerin, işsizlerin, yoksul köylülerin, yani madunların çocuklarını üniversitede okutabilmeleri henüz çok nadirdir. 
Özetle, Kürt ulusal hareketinin yeni dönemdeki önderliği, sadece Kemalistlerle değil, geleneksel Kürt egemenleriyle de boğuşmak zorundaydı. Tarafların kendi bayrakları vardı. Geleneksel egemen güçler, bir önceki dönemde kaldırdıkları İslam bayrağını indirmediler, sadece üzerine yeni bir sözcük daha eklediler: Anti-komünizm. Bu durumda yeni önderliğin bayrağında milliyetçilik, ama en çok da sol ve sosyalizm yazıları yer aldı. 
Peki, Kürt hareketinin bu yeni bileşimini maduniyet noktasından nereye yerleştireceğiz? 
İşimiz biraz zor görünüyor. Zira yeni önderlik ne tümüyle ağa, bey, şeyh, dede, komprador burjuvazi ve yüksek bürokrasi gibi egemenlerden oluşuyordu ne de işçiler, dilenciler, köylüler, marabalar gibi madun tabakalardan. Yeni liderler, çoğunlukla birinci grupla ilişkili, fakat ikinci grubun çektiği iktisadi ve sosyal sıkıntılara da yabancı olmayan ailelerden geliyorlardı. “Züğürt Ağa”, artık geçmişe naklolmakta olan bir dünyaya ait sosyal ve sembolik sermayeler bakımından görece zengin, fakat bugüne ait maddi sermaye bakımından görece yoksul kişi demektir. Sözünü ettiğimiz yeni önderler, Bourdieucu anlamdaki sermaye bileşimleri bu şekilde biraz kafa karıştıran ailelerin çocuklarıdır. Bunlara bazen “ara tabaka” dendiği de oluyor. Fazlaca tartışmadan bu tanımı alıp bunların Türkiyelilikle ilişkilerine geçebiliriz.
İkinci bölümde ortaya koyduğum gibi, 49’lar sonrası oluşan Kürt hareketi 1974 yılına kadar olan dönemde çok açık biçimde Türkiyelilik çerçevesinde hareket etmiştir. Bu durumda 1959-74 dönemi için Türkiyelilik “orta tabaka”larla eşleşmiş olmaktadır. Bir diğer deyişle Kürt hareketinin Türkiyeliliğini onun maduniyetiyle eşleştiren tez bu dönemle ilgili olarak da boşluğa düşmektedir. 

Gelelim 1974’teki genel afla başlayıp, PKK’nin silahlı mücadeleyi başlattığı 1984’e kadar süren döneme. Bu dönemdeki Kürt hareketlerini oluşturan bireylerin sosyal kökenleri üzerine çok sistematik çalışmalar yapılmamış olsa bile bilinmez değildirler. Bu örgütlere mensup binlerce kişi 12 Eylül döneminde yargılanmıştır, dolayısıyla dava dosyalarında bu insanların sosyal kökenleriyle ilgili bazı veriler vardır. Dönemin kadrolarının tecrübe, gözlem ve anlatımları vardır ve bunların sayısı her geçen gün artmaktadır. Bütün bunlar, sözü edilen örgütlerin kadrolarının sosyal kökenleri, çalışma sahaları ve hitap ettikleri toplum kesimleri vb. üzerine epeyce veri sunar. 
Bu malzeme, Kürt hareketinin 1974 sonrasında, daha önce hiç rastlanmayan ölçüde tabana doğru yayıldığına işaret ediyor. Nitekim hareket, bu dönemde üniversiteli elitlerin elinden çıkmaya başladı. Gerçi önderlik konumlarında üniversiteliler hâlâ ciddi bir ağırlığa sahipti, ama orta kademe kadrolarda ortaokul, lise ve öğretmen okulu mezunlarının (üç aylık hızlandırılmış eğitim enstitüsü mezunları da bunlara dahil) varlığı her geçen gün artmaktaydı. Hareket bazı yerlerde ilkokul sıralarına kadar inmişti. Düş kırıklığı içindeki öğrenci gençlik saflara akıyordu. Memur, esnaf ve zanaatçı gibi orta kademe şehirlilerden katılımlar oluyordu. Katılım konusunda öğretmenlerin özel bir yeri vardı. Yoksul ve orta köylülüğün geleceklerinden emin olamayan gençleri, hareketin kırsal bölgelerdeki ana kütlesini oluşturuyordu, ki o dönemde Kürdistan henüz kırsal bir toplumdu. Bazı yerlerde topraksız köylüler harekete ilgi gösterdiler. Ve nihayet şehir varoşlarında yaşayan işsizler, yarı işsizler, gündelikçiler ve literatürde “lümpen proletarya” diye tanımlanan kesimler, özellikle de bunların gençleri hareketin beslenme kaynakları arasına girdi. Buna karşılık bazı istisnalar dışında ağalar, beyler, aşiret reisleri, şeyhler, dedeler, seyitler, komprador burjuvazi ve yüksek bürokrasi aktif veya pasif biçimde hareketin karşısına dikildiler. Tarafların bayrakları da net biçimde ayrışmıştı: sosyalizme, komünizme, Bolşevizme, Maoizme… karşılık anti-komünizm ve İslam.
Peki, bu zıtlaşma içinde özel olarak PKK’nin konumu neydi?
PKK, o dönemde madun gruplara en yakın hareketlerden biriydi. Yukarıda sıralanan bütün sosyal kesimlerden üye, sempatizan ve taraftarı vardı. Yani bu yönüyle diğer gruplara benzerdi. Ancak bazı farklılıklar da söz konusuydu. Mesela Urfa yöresindeki topraksız köylüler arasında diğer örgütlere oranla daha fazla dikkat çekmişti. Çünkü diğer örgütler sadece “anti-feodal” ajitasyon yaparken, PKK sözlü kışkırtmayla sınırlı kalmayıp ağalara kurşun da sıkıyordu. PKK’nin şehir varoşlarındaki örgütlenmesi de diğer örgütlerinkinden bazı farklılıklar içeriyordu. Mesela lümpen proletarya mensupları o dönemde en çok Apocuları tercih ederdi. Bunda PKK’nin silahı fetişleştirmiş olmasının da katkısı vardı. Lümpenlerle ilgili bu farklılık yüzünden kendilerine sosyalist diyen bazı bireyler bile zaman zaman Apocuları bir tür çapulcu veya baldırı çıplak olarak görürdü.
Özetlersek, 1974-84 arası dönemde Kürt hareketi daha önceki dönemlerle kıyaslanmayacak ölçüde madun gruplarla ilişkilenmiştir. PKK ise bu niteliği en belirgin gruplardan biri olmuştur. Bu yanıyla durum, Kürt hareketinin maduniyetiyle onun Türkiyeliliği arasında ilişki kuran tezin tarif ettiği duruma bir hayli yaklaşmıştır. 
Peki, bu en yakın anında hareketin maduniyeti ile Türkiyeliliği arasında iddia edildiği gibi doğru orantılı bir ilişki oluşmuş mudur? 
Bir kere daha hayır demek zorundayız. Çünkü Kürt hareketi madunlara yaklaşırken bu kez de Türkiyelilik çerçevesinden uzaklaşmaya başlamıştır. O zamana kadar Türkiyelilik çerçevesinde hareket eden Kürt hareketinin ezici çoğunluğu -yani iki istisnasıyla bir düzine Kürt örgütü- bağımsız, birleşik, demokratik, sosyalist Kürdistan söylemine doğru yelken açmıştır. Böylece bazı Türk solcularının gönlündeki buluşma bu dönemde de gerçekleşmemiştir.

Gelelim 1984 sonrasına.
Ben şahsen bu dönem üzerine sürekli okusam da sistemli biçimde okumuş değilim. Dolayısıyla daha önceki döneme ilişkin konuşurkenki rahatlık içinde konuşamam. Kanımca, böyle bir konuma gelebilmek için başka şeylerin yanı sıra PKK arşivlerini veya bu arşivleri kullanarak yapılan çalışmaları da okumak gerekir, ki şu an için söz konusu değil. 
Dahası bu dönem, önceki herhangi bir dönemle kıyaslanmayacak büyüklükte bir hareketi içermektedir ve görece uzun bir zaman dilimine yayılmaktadır. Bu da dönemin tamamını ve hareketin bütün kanatlarını kapsayacak tespitler yapmayı zorlaştırmaktadır. Diğer küçük örgüt ve çevreleri bir kenara bırakıp hareketin esas  gövdesini oluşturan PKK üzerine konuşursak, mesela 1988 yılına kadar hâlâ bir ölçüde kadro hareketi gibi gelişen PKK ile 1990’lardan sonra kitleselleşen PKK arasında örgüt mensuplarının sosyal kökenleri yönünden önemli farklılıklar olmalıdır. Çünkü bu tarihten sonra toplumun orta ve hatta üst kesimlerinden insanlar daha sık biçimde Kürt hareketine katılmaya başladılar. Özellikle hareketin legal kanadının yerel iktidarları ele geçirmesinden sonra. Bu aşamadan sonra burjuvalar arasında bile Kürt hareketine doğru kaymalar oldu, ki Kürtlerde fazla görülmüş bir şey değildi. Bugün Kürt hareketi üzerine konuşanlar, bu tür gelişmelerden kalkarak daha sık bir şekilde Kürt hareketinin “orta sınıf hareketi” olduğunu söylüyor. Bu tanım, hareketin sosyal bileşiminin dakik bir tasvirini vermez, ama 1990’lardan sonra yaşanan değişikliklerin yönünü göstermek bakımından kayda değerdir. 
Özetle, genel gözlemlere dayanarak konuşulduğunda, hâlâ madun grupların önemli bir temsilcisi olmaya devam eden PKK’nin, 1990’lardan sonra yavaş yavaş bu pozisyondan uzaklaşmaya başladığı söylenebilir. Varoşlardaki sefaletle boğuşan köylerinden zorla göç ettirilmiş insanların ve toplumsal piramidin en altındaki  kadınların arasında yarattığı örgütlülüğe bakılarak böyle bir uzaklaşmaya itiraz edilse bile, orta-üst tabakalara mensup insanların hareket içindeki etkinliğinin 1990’lardan sonra artmış olduğuna itiraz etmek mümkün görünmüyor. Kürt medyasında, tarihte ilk kez, hareketin imkanlarından yararlanarak zenginleşen, villa ve jeep sahibi olan insanlardan şikayet ediliyor. Hatta bu şikayetler yavaş yavaş örgüt içi iktidar çekişmelerinde kullanılan bir söyleme dönüşüyor. 
Bu dönemin önderliği, önceki dönemden elinde kalan, fakat yükseklere çekmekten de epeydir sıkılıp sakındığı sosyalizm bayrağını Marmara’nın sularına bırakıp üzerinde “demokrasi”, “ekolojik toplum”, “Sümer Rahip devleti” gibi alaca bulaca şeyler yazılı yeni bir tanesini, biraz da utangaç bir şekilde havaya kaldırdı. 
Bütün bunlar, 1990’lardan sonra maduniyetle Türkiyelilik arasında kurulan ilişkinin maduniyet ayağında, sözü edilen Türk solcularının görmeyi arzulamadıkları bir gelişme yaşandığını gösteriyor:  Kürt hareketinin, orta ve üst tabakalardan eskisine oranla daha fazla insan devşirmeye başlaması. Buna karşılık tezin Türkiyelileşme ayağında, tez sahiplerinin gönüllerine uygun gelişmeler yaşanıyordu: Önce Öcalan, ardından da PKK, Türkiyelilik söylemine doğru dümen kırıyorlardı.  Bu ters yönde hareketler nedeniyle bir kez daha aynı kapıya çıkmış olduk: Kürt hareketinde maduniyetle Türkiyelilik yeni dönemde de üst üste düşemediler, birbirlerine zıt istikametlerde ilerlediler.  
***
Toparlarsak; yazının şimdiye kadarki bölümlerinde:  
1) Türkiyeliliğin PKK’ye özgü bir şey olmadığını, 1974’ü takip eden on yıllık parantez hariç tutulursa Kürt hareketinin neredeyse bütün Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiyelilik çerçevesinde düşünüp, hissedip hareket ettiğini;
2) Türkiyeliliğin Kürt hareketindeki sosyalist söylemin etkisiyle izah edilemeyeceğini; tersine, sosyalist söylemin etkili olduğu dönemlerin hareketin Türkiyelilik çerçevesinden uzaklaştığı dönemlere denk geldiğini;
3) Türkiyelilik söylemi ile Kürt hareketinin aşağıdan karakteri arasında doğru orantılı bir ilişki kurulamayacağını, tersine Türkiyelilik söylemi ile harekette yukarıdan sınıfların etkisini eşleştirmenin tarihsel tecrübeyle daha uyumlu olduğunu göstermiş bulunuyoruz. 
O halde PKK’yi ajan örgüt gibi sunmaya çalışan Kürt milliyetçilerinin önemlice bir bölümü neden Türkiyeliliğin günahını münhasıran PKK’ye ve onun sosyalizmine yıkarken, bunların tam karşıt kutbundaymış gibi görünen bazı Türk sosyalistleri de Türkiyeliliğin sevabını PKK’ye, onun sosyalizmine ve maduniyetine atfetmeye çalışırlar? 
Sorunun cevabı olgularda olmadığına göre başka yerlere bakmamız gerekiyor. 
2015-05-03 
Cemil Gündoğan
cemil_gundogan@yahoo.se


Posted in: Tirki

Comments

There are currently no comments, be the first to post one!

Post Comment

Name (required)

Email (not required)

Website

CAPTCHA image
Enter the code shown above:

  
Durum, 1975’in ‘Aşbetal’inden Beter
Fehîm Işik
Peki, uzlaştıkları Irak ordusu Haşdi Şabi ile birlikte ne yapıyor? Kerkük’e asılan Kürdistan bayraklarını indirerek ayaklar altına alıyor. Kerkük İl Meclisi’nin toplantı salonlarına İranlı dini liderlerin posterlerini ası...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (5)


‘Suçlu sensin!..’
Ahmet Kahraman
Şimdi, Amerika’yı suçlamak kolay. Ancak, başlarına gelecekleri, çok önceden anlatmaya çalışmış, hatta Türklerin yüklediği petrol tankerine de el koymuş, ama uyandıramamışlardı, onları. Sonunda olan olmuş, &uu...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (18)


Kerkük dersi
Hejarê Şamil
Kerkük, yüzyıllar boyunca düşmanlarımızın ve yabancı sömürgecilerin idaresinde bulunan bir Kürdistan kentidir. Son altı ayda Kürd idaresi altındaydı. Bu altı aylık gurura, umuda darbe vurulduğu doğrudur. Oysaki y&uu...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (19)


Kürtlerin kazanımlarına yazık oldu
Ahmet Kahraman
Kürt düşmanları Araplar, Acem ve Türkler, anında bir ve beraber oldular. "Kardeş” dedikleri Kürtlerin canı olan kazanımlarını ellerinden almak için çember oluşturup ortak manevralara başladılar. Türklerin...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (26)


Kurmaysızlık Hezimeti-Kerkük
Hüseyın Turhallı
Buna göre mesela Dr. Süleyman Pêşmerge güçlerinin komutanı olsaydı kesinlikle şunları yapardı. Pêşmerge güçlerinin elinde tuttuğu sınır hattından başlayarak bütün geçiş hatlarını mayın v...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (26)


Savaşın ve Diplomasinin İlk Raundunu Kürdistan Kazandı
Dursun Ali Küçük
Haşdi Şabi Kürtler için yeni İŞİD’dir. Kürtler koalisyon ile birlikte özellikle kara savaşında İŞİD’i ve bütün türevlerini, dolayısyla TC’yi yendiler. Kerkük yeni koşulların Kabane’s...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (24)


Kürtler hala düşünüyor!..
Ahmet Kahraman
Ulusalcı generalleri tutuklayıp hapisle “terbiye" ettiler. Sonra “aldanmışız" diyerek, onları duvarlar arasından çıkarıp öptüler. Ardından ittifak kurdular. İttifakı adliye, medya gücü ve polisle takviye ederek,...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (24)


   «   [1]  2  3  4  5  6  7  8  9  10  »      
DESTPÉK      Tarix-belge      TEVKURD      Aslan Kaya -Baz      Fuad Önen      Media