Mirinê pir zû tu ji nav me bir lê navê te nemir e

Mirinê pir zû tu ji nav me bir lê navê te nemir e
Min got pismam sal zû dibuhirin, 16 sal derbas bûn. Hemû dost û hevalên te, zarokên te dersa matamatîkê dida wan, xortên te alîkariya wan dikirin hemû mezin bûne û di civat...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (998)


Xusûsîyetên Rojhilata Nêzîk
admin
Xusûsîyetên Rojhilata Nêzîk
Di sîyeseta Kurdistanê de du problemên esasî hene. Yek jê, taleba desthilatîya navendî lawaz e, taleba jêr desthelatîye, bi tirkî ”alt îktîdar” ew taleb xurt e. L&eci...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1138)


Serxwebûna Kurdistanê
admin
Serxwebûna Kurdistanê
Sîyeseta partî, rêxîstin,saziyên bakurê Kurdistanê dev ji hedefa serixwebûnê berda ye. Ji delva hedefênserxwebûnê, otonomî, federalî an demokrasî te parastin. D...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1258)


Qirîza Dewleta Tirk
admin
Qirîza Dewleta Tirk
Reyadarên vê dewletê, hertim dibêjin pirsgirêka me pirsgirêka hebûn û nebûna dewletê ye. Rast e. Yalçin Kuçuk dibeje ”em nekevin Musulê dê Diyarbekir ji des...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1536)


Kutilkên diya min, qeyda Fuad Onen û biyopolîtîka Foucault
Ferzan ŞÊR
Bîranîneke Fuad Onen ji bo fahmkirina kolonyalîzma biyopolîtîkî ya tirkan di warê teorî û pratîkê de bi awayekî xwezayî destnîşan dike. Ger ez neqil bikim ew ê ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1433)


Helwest û çalakî
Fevzi Namli
Di rewşek weha de gava li Amedê, Cizîrê, Şirnex, Silopya, Hezex, Nisêbîn, Gever û Dêrikê êrîşên hovana yên dewleta dagirker li ser gelê kurd berdewam dikin. Di heman dem&ec...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1429)


Kurdȇn Ȇzdȋ ȗ Qetlyama Ermeniya / Para duda
Eskerê Boyik
Kurdȇn Ȇzdȋ ȗ Qetlyama Ermeniya / Para duda
… Ferman. Gava vê peyvê dibêjin evdên Ȇzdî bi tirs û saw, bê hemdê xwe neheqî, kuștin û kokbirya civaka xwe bîr tinin. Xûn ji wê peyva xezeb diniqite. Ferman yan&eci...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3443)


   «   [1]  2  3  4  5  6  7  »      
  
06
Abdullah Öcalan yanıltmadı, “AKP-Cemaat Çatışmasında Kürtlerin Tavrı Üzerine” başlıklı yazımda tahmin ettiğim gibi AKP-Cemaat çatışmasında AKP’ye yakın duran bir tavır takındı. PKK de sessiz bazı itirazlar ve sızlanmalarla Öcalan’ın tavrına uyacağını beyan etti. 
Bu durum iki kesimde karışıklığa yol açmış görünüyor: Öcalan’nın sosyalist gelenekten gelen bir kişi olarak dinci bir iktidardan yana açık tavır takınamayacağını düşünen veya uman kişiler ile Öcalan’ı Ergenekon mensubu, PKK’yi de Ergenekon’un kurduğu bir örgüt olarak lanse eden, dolayısıyla Öcalan’a özsel bir AKP karşıtlığı atfeden kişiler. Birinciler daha çok Türk soluna mensup veya o kökenden gelen kişilerden oluşurken ikincilerin ana omurgasını PKK karşıtı Kürt muhalifler oluşturuyor. 
Birinci grubun mensupları, şu sıralar, Öcalan’ın ve PKK’nin –her biri kendi meşrebince olmak kaydıyla- AKP’ye yönelik “şunları şunları yapmazsan sonu(n)  kötü olur”, mealindeki sızlanma, uyarı ve tepkilerine kendilerince anlamlar yükleyerek Öcalan-AKP yakınlaşmasının hâlâ idare edilebilir bir noktada olup olmadığını tartmakla meşguller. Bu tarz bir yaklaşımın, Kürt hareketini ve onun Türk siyasi denklemi içindeki yerini doğru değerlendiremeyen bir bakış açısının ürünü olduğunu bilmekle birlikte, bu kesimin Kürt hareketine yakın duran bir politik çizgide yürümesinin, bugünkü koşullarda hem Kürtlerin hem de Türk muhalefetinin yararına olduğu söyleyebilirim. Neden böyle olduğunun izahı, ayrı bir yazının konusudur. 
Bu yazının konusunu oluşturan ikinci gruba gelirsek, onların durumunun birincilerinkinden daha zor olduğunu söylemek mümkün. Zira Öcalan, devletin kontrolünün Erdoğan’ın eline geçmesine paralel olarak dümeni ona doğru kırınca, sözü edilen muhaliflerin temel tezi olan PKK’yi Ergenekon’un kurduğu; PKK’nin, hiçbir iradesi bulunmayan bir ajan örgütü olduğu yolundaki düşünce ve iddialar da büyük bir yara almış oldu. Nasıl almasın ki? Ergenekon mensubu olduğu ve onun iradesi dışında hareket edemeyeceği iddia edilen PKK’nin lideri, Hükümete yönelik son yolsuzluk operasyonlarını barış sürecini karşı girişilmiş bir “darbe” ve “katliam” olarak tanımlayıp(1) Hükümetten yana tavır takınmıştı. 
Öcalan’ın ve diğer PKK yöneticilerinin Ergenekon mensubu oldukları yolundaki onlarca yıllık edebiyatı yerle yeksan etmesine rağmen, işin asıl sıkıntı yaratan tarafı burası değildir kanımca. Çünkü burası, eskilerin deyişiyle lafa inhisar eder ve laf söz konusu olduğunda sapmaları “izah” etmek görece kolaydır. Derler ya, dilin kemiği yoktur. Ama yeni yönelişin, pratiğe, yani politik konumlanışlara ve buradan kaynaklanan pratik ihtiyaçlara inhisar eden kısmı için aynı şeyi söylemek zordur. Çünkü pratik politik ihtiyaçların doğurduğu yönelişler ve tehditler, sadece söz oyunlarıyla bertaraf edilemezler. Bu tür gelişmeler, esasen, yeni güç dengeleri doğuracak olan manevralarla göğüslenebilir. Bu ise siyaset alanında bir güç olmayı gerektirir. PKK’yi Ergenekon mahsulü sayan muhaliflerin ise bu noktada durumları pek iyi değildir. Çünkü hali hazırda siyaset alanında anlam taşıyan bir siyasal güç değildirler, daha çok PKK karşısında bir politik güce dönüşsünler diye Hükümet-Cemaat ikilisinin koruma ve kollamasındaki aydınlardan oluşuyorlar (Barzani’nin de desteğiyle elbet). Dolayısıyla kendilerinin düşündüğü veya başkalarının onlar için öngördüğü politik alan, pratik politik ihtiyaçlar tarafından tehdit edildiğinde sıkıntıya düşmeleri kaçınılmaz olmaktadır. 
Nitekim son “barış” sürecinin ortaya çıktığı günden beri gözlemlediğimiz budur. MİT-Öcalan mutabakatıyla birlikte, o güne kadar Hükümet-Cemaat ikilisi tarafından Kürdistan’da sözü edilen Kürt muhaliflere tahsis edilmiş olan alan yara almaya başlamıştır. Hükümet, 2013 yılı Newrozuyla birlikte, PKK muhalifi aydınlara oynamaktan çok Öcalan’ı idare etme politikasını ön plana çıkarmıştır. Gerçi Hükümet henüz sözü edilen muhalifleri gözden çıkarmış değildir ve olaylar zorlamadıkça çıkarması da rasyonel olmayacaktır. Fakat Öcalan’la olan yakınlaşmanın bu ilişki açısından sıkıntılar yarattığı da açıktır. Bir zamanlar PKK aleyhine bir şeyler söylesinler diye PKK muhaliflerine olur olmaz uzatılan mikrofonların şu sıralar ortalıkta fazlaca görünmüyor olmasının bir nedeni budur. 
Patronlar cephesinde yaşananlar da benzer sıkıntılara yol açıyor. Küçük istisnaları dışında PKK’yi Ergenekon’un Kürt ayağı olarak tanımlayan Kürt muhaliflerine sağlanan koruma ve destek Hükümet-Cemaat ikilisinden geliyor(du). Fakat şimdilerde bu ikili birbirine girmiş durumdadır. Patronlar birbirini boğazlarken söz konusu muhaliflerin bulundukları yerden emin olmaları zorlaşmaktadır. Sıkıntıdan çıkış yolu olarak taraflardan birini desteklemek sorunu çözmediği gibi derinleştiriyor. Çünkü Hükümetten yana tavır almak Cemaat’in, Cemaat’ten yana tavır almak Hükümetin tepkisini davet ediyor. Öte yandan kavga sürdüğü müddetçe yutkunup sessiz kalmak da ilanihaye sürdürülebilecek bir tutum olamaz. Kaldı ki, Cemaat’in çıkışları Türkiye dışındaki güçlerin aktif operasyonlarıyla desteklenirse bu kavganın, iki tarafın da kaybedeceği bir iktidar değişikliğiyle neticelenmesi ihtimali de var. Bu koşullar altında, PKK’yi Ergenekon mahsulü olmakla suçlayan Kürt muhaliflerinin sadece söze dayalı manevralarla durumu idare etmeleri giderek zorlaşmaktadır. Acilen durumu dengeleyecek pratik adımlar atmaları gerekmektedir.  
Bu adımların neler olabileceğine gelmeden önce eklemek gerekir ki, bahsi edilen kesimlerin aslında sözleri de tehdit altındadır. Bunu anlamak için Öcalan’ın geçen Newroz’da devlet tarafından Diyarbakır meydanında okutturulan konuşmasındaki Hamidiyeci içeriğe ve retoriğe bakmak yeterlidir. O güne kadar Hamidiyecilik, gerek söylem planında olsun gerekse pratik hareket hattı bakımından olsun, esas itibarıyla bazı PKK muhaliflerinin gözünü diktiği veya patronlar tarafından onlara tahsis edilmiş bir alan durumundaydı. Newroz konuşmasıyla birlikte Öcalan buraya doğru söylemsel bir hamle yapmış oldu ve deyim yerindeyse muhaliflerin lafını yerinden sökmeye başladı. 
Elbette Öcalan’ın Newroz yönelişinin birinci hedefi bu değildi. Muhaliflerini lafsız bırakmayı arzu etmekle birlikte, Öcalan’ın  o sıralardaki esas hedefi, PKK’yi söylemsel planda yeni-Osmanlılık stratejisine uyarlamaktı. PKK’yi, Türk devletinin Ortadoğu’daki yayılmacılığında işlevsel bir aktör haline getirmek suretiyle Türk sistemi içinde meşruluk kazanmak (kendisi bunu “taşeron”luk olarak tanımlıyor) şeklinde tanımlayabileceğim bu politikasını ifadelendirmek için Ahmet Davutoğlu gibi Türk-İslamcılarından aparılmış bir dil kurmaya çalışıyordu. Amerika ile Rusya Suriye meselesinde anlaşınca, bu politika en azından Suriye’deki ayağı itibarıyla kadük hale geldi ve Kürtler –bütün tehlikeleri ve riskleri henüz ortadan kalkmamış olmakla birlikte- büyük bir beladan şimdilik ve “şans” eseri sıyrılmış oldular. Ne var ki bu durum, Öcalan’ın yeni hamlesinin, PKK’yi Ergenekon mahsulü bir ajan örgütüne indirgeyen söylemin alanını daraltan sonuçlarını ortadan kaldırmadı. 
Kürt hareketinin iki kanadının onlarca yıl orada burada dolaştıktan sonra Hamidiyeci süfli bir söylemin tekelini elde etmek için kafa tokuşturacak noktaya gelmiş olması, ancak ironi ve utanç sözcükleriyle tanımlanabilir. Ama bu ayrı bir yazının konusudur. Bu rekabetin, İslamcılığın, bölgesel ve küresel politikaları etkileyebilen uluslararası bir aktör olmaktan çıkarılarak lokal ölçeklerde etkili cemaatlere dönüştürülmek istendiği küresel bir konjonktürde gerçekleşiyor olmasındaki öngörüsüzlük ve çapsızlık ise anlaşılır gibi değildir. Hele bu çapsızlığın sadece Türkiye Kürtleriyle sınırlı olmadığı düşünülürse. Zira Barzani de aynı oyunun içindedir. Birbirleri için sarf ettikleri karalamaları bir kenara bırakırsanız görürsünüz ki Barzani’yle Öcalan bugün bir yanıyla da Erdoğan’ın patronluğunu birbirlerine kaptırmamak için çekişmektedirler. Hamidiyeci söylem üzerine yürütülen rekabetin arka planındaki faktörlerden biri de bu patronaj meselesidir. Yani utancın kapsamı göründüğünden daha geniştir. Ama konumuz bu da değildir.  Bu yazıda bizi ilgilendiren esas mesele, PKK’nin yeni yönelişinin, PKK’yi Ergenekonun yarattığı bir örgüt olmakla suçlayan muhaliflerinin sözünü ve hareket alanını baskılamaya başlamasıdır. 
Kısacası, PKK muhalifi Kürtlere tahsis edilmiş alan, hem pratik politik ihtiyaçlara hem de söyleme tekabül eden koşullardaki değişmeler nedeniyle daralma eğilimine girmiştir.  Ve bu durum, Hükümetle Cemaat arasındaki kavgadan sonra daha da belirginleşmiştir. Çünkü Cemaat’ten ve onun arkasındaki güçlerden gelen tazyik arttıkça, Hükümet PKK’nin sükunetine daha fazla ihtiyaç duymakta, bu da PKK muhalifi olan Kürt milliyetçilerine alan yaratılması ihtiyacını baskılayarak geri plana itmektedir.  Pratik tehdidin kaynağında böyle bir ilişki yatmaktadır.  
Peki, söz konusu ilişki kısa dönemde değişebilir mi?
Bu soruya kesin bir cevap vermek zordur. Şimdiden söylenebilecek tek şey, Hükümetin sistem üzerindeki ve bununla bağlantılı olarak İmralı sistemi üzerindeki kontrolü sürdüğü müddetçe Abdullah Öcalan’ın Hükümet karşıtı bir alternatifi esas al(a)mayacağıdır. Ne zaman ki Hükümetin kontrolü yitirmeye başladığı yönünde belirtiler ortaya çıkar, Öcalan ancak o zaman yeniden bir tutum belirleme çabasına girebilir. O günün geldiğini anlamamız zor olmayacaktır. Bazı ilişkiler bu işi gözlememiz için imkanlar sunmaktadır. MİT-Hükümet ilişkileri bunlardan biridir örneğin. MİT-Hükümet ilişkilerinde pürüzler çıkması bir işaret fişeği olabilir. Tabii o gün hâlâ böyle bir manevra yapmasına olanak verebilecek koşullar altında yaşıyorsa. O gün böyle koşullar mevcut değilse, Kürtler için maliyeti daha yüksek ve daha dolambaçlı yollar tutulacak demektir. Fakat bu yazının yazıldığı an itibarıyla henüz o noktada değiliz. Cemaat’le olan çatışma ciddi belirsizlikler yaratmakla birlikte, Hükümet kontrolü hâlâ elinde tutmaktadır. 
Bu daha ne kadar sürebilir?
Bu soruya kesin bir cevap vermek mümkün değildir. Çünkü Cemaat’in başka ne gibi kasetleri olduğunu bilmiyoruz. Varsa bu kasetleri hangi takvime bağlı olarak kullanmayı tasarladıklarından da haberimiz yok. Ama en önemlisi, Cemaat’in arkasındaki dış güçlerin AKP’yi ve Erdoğan’ı hangi şiddette ve hangi takvim çerçevesinde vurmayı düşündükleri açık değil. Sadece doların hareketinden bazı sonuçlar çıkarmak yanıltıcı olabilir. Cemaat şok etkisi yaratabilecek yeni kasetler yayımlar, Cemaat’i destekleyen uluslararası güçler de daha aktif ekonomik ve politik operasyonlara başvururlarsa Hükümet kontrolü kaybedebilir. Bu ihtimal var ve seçim süreci böylesi ihtimalleri arttırıyor. Bütün bu gerçeklere rağmen şu an itibarıyla Hükümetin kontrolü elinde tuttuğu da açık.  
Sonuç olarak, Hükümet-Cemaat ikilisi tarafından PKK muhaliflerine ayrılmış olan alanı baskılayan ilişkide bugün itibarıyla ciddi bir değişme yoktur. Hatta, operasyonlara maruz kaldıkça Hükümetin PKK’nin sessizliğine daha fazla muhtaç hale geleceği düşünülürse, bu alanın daha da baskılanması ihtimalinden bile söz edilebilir. Bu durumda sorumuz şuna dönüşüyor:  PKK’yi Ergenekonun çocuğu olmakla suçlayan Kürt muhalifler karşılaştıkları bu sorunu nasıl aşacaklar? 
Görebildiğim kadarıyla, bir seçenek olarak zikredilmeye değer ağırlık veya yaygınlıktaki alternatifler şunlardır: 
1- Öcalan-Hükümet yakınlaşmasına paralel olarak Ergenekon adıyla anılan cepheye yaklaşarak kayıpları telafi etmeye çalışmak.
2- Öcalan-Hükümet yakınlaşmasına paralel olarak Gülen cemaatine yaklaşarak kayıpları telafi etmeye çalışmak.
3- Barzani gibi söz konusu alanla ilgili çekişmede kendi yanlarında olacağı düşünülen güçleri hareketlendirerek ek direnç noktaları oluşturmak ve bu tür desteklerle dönemi atlatmaya bakmak.
4- Öcalan’la ilgili Ergenekonculuk suçlamasını sessizce bir kenara bırakarak bir soluklanma alanı açmak, böyle bir geri adımdan kaynaklanabilecek pozisyon kaybını ise PKK eleştirilerini münhasıran Öcalan dışındaki PKK’liler üzerinden dillendirmek suretiyle engellemeye çalışmak (Bu alternatifin en yaygın ifadelerinden biri “Öcalan iyi, Kandil kötü” tezidir).  
Çevrenize bakarsanız bu alternatiflerden bir veya birkaçı üzerinde kafa yoran PKK muhalifleri görmekte zorlanmazsınız. Bu alternatiflerin Kürt hareketinin genel menfaatleri noktasından değerlendirilmesi ise başka yazıların konusudur. 
2014-03-06 
-----------------------------------
(1) Öcalan’ın tavrı için şu yazıya bakılabilir: http://www.firatnews.com/news/guncel/ocalan-bu-atese-benzin-tasimayacagiz.htm  


Posted in: Tirki

Comments

There are currently no comments, be the first to post one!

Post Comment

Name (required)

Email (not required)

Website

CAPTCHA image
Enter the code shown above:

  
Kürdistan‘da işgal manzaraları!..
Ahmet Kahraman
Paris’i işgal eden Hitler unsurları da böyleydi. Onların karargahları da, Amed‘deki Türk valiliği gibi kum torbalarıyla çevriliydi. Kum torbalarının gerisinde mevzilenmiş nöbetçiler, gün 24 saat boyunca y...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (148)


Ordular, katil taburları değildir
Ahmet Kahraman
Evrenin güçleri, birinci ve İkinci Dünya savaşlarında insanlığa karşı işlenen suçlar vahşetinin dehşetinden sonra, Cenevre‘de bir araya gelip savaşların kaide ve kuralarına ilişkin hukuku düzenlediler. Hukukun teme...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (143)


Bizimkiler saygıyla terk etmeyi, saygıyla istifaya gönderilmeyi dahi bilmiyorlar.
Hejarê Şamil
“Barzani peşmergenin başına geçti, bekleyin, iyi şeyler olacak” gibisinden yazılar, yorumlar ucuz propaganda ve kendini tatmin etmeden öte bir anlam taşımamaktadır. O tiren geçti, gitti. Peşmergeliye geri dönen Say...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (124)


Bir zamanlar Güney Kürdistan vardı
Ahmet Kahraman
Sanki halk, onlar babadan oğula geçen saltanat kursunlar diye savaşmıştı!.. Sonra gördük. Ülkenin askeri tepeleri ve ekonomisinin teslim edildiği Türk devletinin organizasyonu ile Kürt düşmanları, 16 Ekim’d...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (189)


Barzani ve İstifa
Hejarê Şamil
Mesud Barzani, 17 Ekimde her şeyi (binlerce şehadeti, tc, iran bankalarindaki milyardların dönemsel kaybını vs. vb.) göze alarak Referandumu, Halkın iradesini savunma savaşının kararını vermeli, bu savaşın öncüllüğün&uum...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (176)


Güneyin ‘iyi Kürt’leri…
Ahmet Kahraman
Öfke deliliğin anlık hali ise eğer, Türk devleti kesintisiz delilik krizleri geçiriyordu. Başbakan Erdoğan en başta, bütün sözcüleri, günde bir kaç kere kırmızı çizgilerimiz diye haykırıp tehdit...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (182)


Abadi ve Erdoğan’ı Güldüren Zayıflık
Fehîm Işik
KYB’den Pavel Talabani’yi, Ala Talabani’yi, Lahor Şêx Cengi’yi eleştiriyoruz. Peki, peşmergelerin neredeyse yüzde 90’ı çekilip Kerkük’ü, Şengal’i Haşdi Şabi’ye teslim etmesin...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (218)


   «   [1]  2  3  4  5  6  7  8  9  10  »      
DESTPÉK      Tarix-belge      TEVKURD      Aslan Kaya -Baz      Fuad Önen      Media