Me îro silavek da gorra hevalekî pir ezîz !
Zinare Xamo
Me îro silavek da gorra hevalekî pir ezîz !
17 sal pir zû derbas bûn.  Mehmet Aslan Kaya 17 sal berê di rojeke wiha da di 51 saliya xwe da ji nişka ve, bêyî ku kesî nerehet bike, bêyî ku haya kesî pê xe wek çirayek&ecir...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (214)


Mirinê pir zû tu ji nav me bir lê navê te nemir e

Mirinê pir zû tu ji nav me bir lê navê te nemir e
Min got pismam sal zû dibuhirin, 16 sal derbas bûn. Hemû dost û hevalên te, zarokên te dersa matamatîkê dida wan, xortên te alîkariya wan dikirin hemû mezin bûne û di civat...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1469)


Xusûsîyetên Rojhilata Nêzîk
admin
Xusûsîyetên Rojhilata Nêzîk
Di sîyeseta Kurdistanê de du problemên esasî hene. Yek jê, taleba desthilatîya navendî lawaz e, taleba jêr desthelatîye, bi tirkî ”alt îktîdar” ew taleb xurt e. L&eci...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1573)


Serxwebûna Kurdistanê
admin
Serxwebûna Kurdistanê
Sîyeseta partî, rêxîstin,saziyên bakurê Kurdistanê dev ji hedefa serixwebûnê berda ye. Ji delva hedefênserxwebûnê, otonomî, federalî an demokrasî te parastin. D...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1798)


Qirîza Dewleta Tirk
admin
Qirîza Dewleta Tirk
Reyadarên vê dewletê, hertim dibêjin pirsgirêka me pirsgirêka hebûn û nebûna dewletê ye. Rast e. Yalçin Kuçuk dibeje ”em nekevin Musulê dê Diyarbekir ji des...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2057)


Kutilkên diya min, qeyda Fuad Onen û biyopolîtîka Foucault
Ferzan ŞÊR
Bîranîneke Fuad Onen ji bo fahmkirina kolonyalîzma biyopolîtîkî ya tirkan di warê teorî û pratîkê de bi awayekî xwezayî destnîşan dike. Ger ez neqil bikim ew ê ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1763)


Helwest û çalakî
Fevzi Namli
Di rewşek weha de gava li Amedê, Cizîrê, Şirnex, Silopya, Hezex, Nisêbîn, Gever û Dêrikê êrîşên hovana yên dewleta dagirker li ser gelê kurd berdewam dikin. Di heman dem&ec...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1791)


   «   [1]  2  3  4  5  6  7  »      
  
22

MİT-Öcalan mutabakatının Kürt hareketine karşı yeni bir tavır almaya zorladığı iki toplumsal kesim bulunduğunu belirtmiş ve bunlardan Alevileri geçen yazımızda ele almıştık.  Söz konusu mutabakatın Kürt hareketine karşı pozisyonunda değişiklik yarattığı ikinci toplumsal kesim Avrupai Türklerdir. 

Avrupai Türkler kavramını üç yıl önceki referandum dönemi yazılarımda önermiştim.   Görece geleneksel kültürel kalıplarla hareket eden Asyatik Türkler karşısında konumlanan toplumsal kesimleri ifade ediyor. 
Avrupai Türkler, medyada daha çok “Sahil” kavramıyla dile getiriliyor ve bir tür AKP karşıtlığıyla belirlenen konjonktürel bir politik tavır alış çerçevesinde tasvir ediliyor. Fakat ben Avrupai Türklerle Asyatik Türkler arasındaki ayrımın geçici politik bir fenomen olduğunu düşünmüyorum. Çünkü tarihsel, sosyal, kültürel ve hatta etnik boyutları olan bir farklılık söz konusu. Bu tür farklılıklar, yeni kimlik inşası ve bunların politize edilmesi bakımından önemli fırsatlar sunarlar. Fenomenin bu niteliğine bakarak üç yıl önceki yazılarda söz konusu ayrılığın zamanla iki ayrı Türk ulusu yaratmayla neticelenebilecek bir potansiyel taşıdığını belirtmiştim.(*) 

Bu fikir o zamanlar fazla dikkat çekmedi. Taksim direnişinin dumanlarının tüttüğü günümüzde ise durum biraz farklı görünüyor. Artık MHP lideri  D. Bahçeli bile Türk ulusunun duygusal bir kopuşa sürüklendiğine dikkat çekiyor ve Erdoğan’ı bu tehlikeli gidişi durdurmaya çağırıyor. Buradaki “duygusal kopuş” lafı okurlara yabancı olmasa gerek. 1990’ların ikinci yarısından beri, bu sözü Türklerle Kürtler arasındaki kopuşmaya ilişkin olarak kullanıyoruz. Bu sözün ilk kullanılışının üzerinden herhalde sadece yirmi yıl geçti ama bugün Türkler ile Kürtleri aynı ulusal bütünlük içinde düşünebilen insan kalmadı gibi. 
Buradan kalkarak Türklerin kendi aralarındaki duygusal kopuşmanın da kısa sürede iki ayrı ulusla neticeleneceğini söyleyemeyiz elbette. Fakat gelişmenin bu yönde bir dinamik doğurmuş olduğunu da görmezden gelemeyiz. Bugün Türkiye’de deyim yerindeyse iki çeşit Türk yaşamaktadır. Neredeyse mekânlarıyla bile birbirlerinden ayrılmış iki Türk: 

Birinciler, Sinop’tan Adana’ya kadar sahil bölgelerde yoğunlaşmıştır. Etnik köken itibarıyla çeşitlilik arz ederler, muhacirlik bu kesim arasında görmezden gelinemeyecek büyüklükte bir yer tutar; bir diğer besleyici kaynakları Aleviliktir; kültürel taşıyıcıları bürokrasi, Cumhuriyetin elitleri ve işbirlikçi büyük burjuvazi olagelmiştir, şimdilerde orta tabaka giderek ağırlık kazanmaktadır; Kemalist Türkiye’nin yoğurup entegre ederek ulus kıvamına getirdiği bir kitledir; kültürel çerçevelerini şehir belirler; çok kuvvetli bir milliyetçi damara ilaveten devletçi, liberal ve kozmopolit damarları da vardır; Batıcıdırlar, dış dünyaya açıktırlar, laisizm ve modernizm en önemli değerleridir, fakat modernizmin klasik Kemalist yorumu giderek etkisini yitirmektedir; sosyal kaidesini eğitimli, orta tabaka oluşturur ve bu yanıyla Batıda gördüğümüz türden bir “sivil toplum” yaratmaya en uygun toplumsal zemini meydana getirirler, İzmir’i kendilerine simgesel mekân olarak kurma çabası içindedirler (olayın mekânsal sembollerle ilgili boyutunu fırsat bulabilirsem bir başka yazıda ele alacağım)... Bunlara kısaca  Avrupai Türkler diyorum. 

Bunların karşısındaki Asyatik Türkler ise Erzurum-Afyonkarahisar parantezindeki bölgede yoğunlaşmışlardır. Grubun kültürel taşıyıcıları tarikatlar, cemaatler, ulema, esnaf, orta burjuvazi ve kısmen bürokrasidir. Son yıllarda bunlara büyük burjuvazinin bir bölümü de katılmıştır.  Kültürel olarak Türk-İslam çizgisinde dururlar. Türk-İslam ikilisinin bazı yerlerde Türk tarafı (örneğin Yozgat), diğer yerlerde İslam tarafı (örneğin Konya) ağır basar. Yaygın bir tarikat ve cemaat örgütlenmesinin konusudurlar ve cami giderek toplumsal yaşamın odağına dönüşmektedir. Zayıflayıp biçim değiştirse de geleneksel değerlere, kırsal kökenli örf ve adetlere bağlıdırlar. Şehirlerdeki kırsal kültürün taşıyıcılarıdırlar. Muhafazakar, milliyetçi ve anti-komünisttirler. Eskiden görece içe kapanık yaşarlardı, son onyıllarda gözle görülür bir hızla dışa açılıyorlar. Ortadoğu’yu kendi mülkleri gören emperyal bir kültürel damar barındırırlar. Hızlı bir modernleşme sürecinin sorunlarıyla boğuşurlar. Grubu taşıyan kolonlar, alternatif bir modernleşme modeli yaratmaya çalışmaktadır, ancak bunu başarıp başaramayacakları hala tartışmalıdır. Henüz güçsüz olmakla birlikte liberal bir damar da içerirler. 

Bu genel tasvirden de anlaşılacağı gibi, Avrupai Türklerle Asyatik Türkler arasındaki ayrışma, iktidar-muhalefet ayrışmasına denk gelmez. İktidar partisi AKP, esas olarak Asyatik Türklerin temsilcisidir. Parlamentoda yer almayan büyükçe partilerden BBP ve Saadet Partisi de Asyatik Türklerin temsilcilerindendir. Fakat muhalefet partilerinin tümü Avrupai Türklerin temsilcisi değildir. Muhalefetin bir parçasını oluşturan BDP’nin bu ayrışmayla bir ilgisi yoktur, örneğin. BDP, üçüncü bir kimliği, Kürt kimliğini temsil eder. Geriye kalan partilerden CHP, Avrupai Türklerin temsilcilerinden bir tanesidir. CHP dışında İşçi Partisi’nden, liberal sol partilere kadar bir dizi küçük parti daha Avrupai Türklerin değişik sektörleriyle uyumlu partilerdir. Keza toplumsal dayanakları artık iyice daralmış olan Kemalist devletin klasik devletçi refleksi olarak tarif edebileceğimiz “Ergenekon”cular da Avrupai Türklerin bir parçasıdır. 

Ayrıma uymayan partilerden biri de MHP’dir. Çünkü muhalefette olması itibarıyla Asyatik Türklerin iktidarına karşı mücadele vermektedir, ancak gövde itibarıyla Asyatik Türklere yaslanan bir partidir. MHP’nin küçük bir bölümü Avrupai Türklere dahil edilebilecek nitelikte sosyo-kültürel bir hamura sahiptir. Partinin mevcut siyasi tablodaki politik pozisyonu ile dayandığı sosyal zemin arasındaki bu terslik, partiyi Taksim direnişi sırasında deyim yerindeyse felce uğrattı. Partinin merkez kanadı, sosyal tabanlarıyla uyumlu bir şekilde Taksim eylemini desteklemediğini beyan etti. Fakat bu durum, bir kısım MHP’linin direnişe katılmasını engelleyemedi. Hükümetin uygulamalarına karşı duydukları tepki başka her şeyden daha baskın hale gelmiş MHP’liler ile sosyo-kültürel özellikleri itibarıyla Avrupai Türklere yakın duran MHP’liler direnişe katıldılar. Tıpkı bunun karşıtı MHP’lilerin Sincan ve Kazlıçeşme’de yapılan AKP mitinglerine katılmaları gibi.   Dolayısıyla Avrupai Türklerle Asyatik Türkler arasındaki ilişkiler gerildikçe MHP’deki içi tansiyonun yükselmesi sürpriz olmaz. 

Genel hatlarıyla yukarıda tasvir etmeye çalıştığım Avrupai Türklerle Asyatik Türkler arasındaki gerilim son yıllarda giderek artıyor. Daha kolay anlaşılsın diye buna, Türkiye’nin Bizans’tan gelen mirası ile Selçuklulardan gelen mirası arasındaki gerilim de diyebiliriz. Taksim direnişi bu gerilimin ürünüdür ve çok boyutlu bir fenomen olmakla birlikte esasta Avrupai Türklerin Asyatik Türklerin iktidarına karşı patlamasını ifade eder. 

Bu gerilim, anılan iki topluluğun birbirlerinden tümüyle ayrılmasına yol açabileceği gibi, tarafların, daha yüksek düzeyde gerçekleşecek bir entegrasyonun içindeki kültürel kalıntılara dönüşmeleriyle de neticelenebilir. 

Birinci ihtimal, Türkiye’nin, tarihsel oluşum sürecindeki cüzlerine ayrılması demektir. Üç yıl evvelki yazılarımda bunu iki Türk ulusunun oluşması ihtimali olarak tanımlamıştım. 

İkinci ihtimal, iktidarı elinde bulunduran tarafın gelecekteki senteze kendi rengini vermek için çalıştığı, fakat iktidardan uzaklaşır uzaklaşmaz kendi renginin böyle bir sentez içinde erimemesi için elinden geleni ardına koymadığı iki uç arasında salınıp duruyor. 

Şu sıralar gerginlik ve çatışmanın artıyor olması, daha çok birinci ihtimal etrafında düşünülmesine yol açıyor. Fakat bu durum, ikinci ihtimalde öngörülen türden bir sentezin ortaya çıkmasını hedefleyen iradi çabaları görmemizin önünde engel olmamalıdır. Avrupai Türklere mensup bazı liberallerin (ki çoğunluğu eski Marksistlerdir) AKP’yi desteklemelerinin arkasında yatan düşüncelerden biri böyle bir sentez yaratmaktı, örneğin. Ahmet Altan’ın bir zamanlar şiirsel bir dille kaleme aldığı “Müslümanlar demokrasiyi keşfetti” temalı gazete yazıları, okurlarını Müslümanlara ilişkin yeni bir olgunun varlığından haberdar etme amacından ziyade, tarafları böyle bir senteze yönlendirme çabasının ifadesi olarak anlamlıydılar. Ya da daha somut bir örnek vermek gerekirse Avrupai Türklerin bir zamanlar etkili unsurlarından biri olan Koç Grubu ile Asyatik Türklerin önemli unsurlarından biri olan Ülker Grubunun son dönemlerde bazı ortak projeler hazırlamaya başlamalarından söz edebiliriz. Bu işbirliği, sadece mücadeleyi kaybetmiş Koç grubunun, önümüzdeki dönemde başına bir bela gelmesin diye iktidar kanadına yakın bir sermaye grubuyla işbirliğine mecbur kalışının ifadesi olarak görülemez. Olayın böyle bir boyutu elbette vardır. Ama bu işbirliğinin, Avrupai Türklerle Asyatik Türkler arasındaki kötüye doğru giden ilişkileri bir sentezle aşma çabası bağlamında da manası var. 

Avrupai Türklerle Asyatik Türkler arasındaki ilişkilerin ileride bu iki ihtimalden hangisine doğru, hangi hızla ve hangi biçimlerde ilerleyeceği, söz konusu grupları çevreleyen iç ve dış koşullara bağlıdır. Genel olarak Kürtlerin Türklerle, özel olarak da Kürt hareketinin Türk siyasi yapısıyla (polity) ilişkileri de bu koşullara dahildir. Konumuzu oluşturan MİT-Öcalan mutabakatının Avrupai Türklerle ilişkisi işte bu denklem içinde ele alınabilecek bir meseledir. Yazı uzadığı için bu denklemi açma işi gelecek yazıya kalıyor.
2013-06-22
cemil_gundogan@yahoo.se

------------------------
(*) Konuyla ilgili görüşlerimi “İki Ayrı Türk Ulusu mu?” ve “Avrupai Türklerle Kürtlerin İttifakı mı?”, başlıklı iki yazıda özetlemeye çalışmıştım. İki yazı da, Dönemeç Yazıları –Kürt Sorunu Üzerine Makaleler (1999-2011), İstanbul, Vate Yayınları, 2011 adlı kitapta yer alıyor (sırasıyla s. 149-162 ve 189-208).

Posted in: Tirki

Comments

There are currently no comments, be the first to post one!

Post Comment

Name (required)

Email (not required)

Website

CAPTCHA image
Enter the code shown above:

  
Elysée’de ne konuşuldu? Afrin’den sonra Kürtler ne bekliyor?
Fehim Taştekin
Raco ve Cinderes’teki beklenmedik çekilmenin ardından YPG’nin Afrin’de şehir savaşına hazırlandığı belirtilmişti. Ancak Afrin’den de ani bir çekilme ile şehrin kontrolü Türk ordusu ve silahlı gruplara b...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (171)


'Afrin’in Fethi' ve Nasipse 'Birinci Tayyip Dönemi
Fehim Taştekin
Fetih ile başlayan söz “Afrin’i asıl sahiplerine bırakacağız” ile bitiyor. Ne var ki gasba uğrayandır ‘asıl’ olan. Abdülaziz Temmo gibi PYD’ye muhalif birkaç Kürt’ün “Afrin &o...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (247)


Türkler IŞİD’in ‘zaferini (!)’ kutluyor
Ahmet Kahraman
İki taraf da kiralık, yani paralı askerdi. Biri, Efrîn’in yüksekçe bir yerine çıkıp, "hey katiller, tecavüzcü ve hırsızlar" diye seslense, inanın hepsi anında sesin yönüne, "bana mı seslendin hemşehr...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (241)


Efrin’de Dişe Diş Savunma Uygulanacak!
Dursun Ali Küçük
"Ortak vatan" "birlikte yaşam" hak, hukuk ve eşitlik olmadan boş laftır. Bırakınız "ortak vatanı" bizi ortak olmayan vatan Efrin ve Rojava’da da vurmak istiyorlar. "Kız alıp vermişiz" Efrin için Fetih süresi ve hutbe okuttular....
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (286)


Kötülüklerini biliyoruz general!..
Ahmet Kahraman
Bu general bir tuhaf. Hurafeler diyarında dolaşıyor. Gelişmemiş beyni, masalımsı gerekçe yapıyor. Roboskî’de böyle olmuştu. Roboskî onun eserdir. Gerilla lideri Bahoz Erdal, bütün sınırlar kendisi için a...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (361)


Efrin Ey Efrin
Dursun Ali Küçük
Özgürlük, kutuluş ve temel haklarımız için, Kürdistan’ın statüsü ve bağımsızlığı için düştük yollara. İnsanlığın kurtuluşu ve demokrasi içinde bedeller ödedik. Bize yüzyıll...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (391)


Afrin aynasında İdlib ve Rus ruleti
Fehim Taştekin
Malum hükümet bütün başarısızlıklara rağmen Suriye’de oyunda kalmak, Kürt bölgelerine müdahale için zemin yakalamak ve Esad yönetimine karşı savaşan örgütlerin sahadan tamamen silinmesini...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (414)


   «   [1]  2  3  4  5  6  7  8  9  10  »      
DESTPÉK      Tarix-belge      TEVKURD      Aslan Kaya -Baz      Fuad Önen      Media