Mirinê pir zû tu ji nav me bir lê navê te nemir e

Mirinê pir zû tu ji nav me bir lê navê te nemir e
Min got pismam sal zû dibuhirin, 16 sal derbas bûn. Hemû dost û hevalên te, zarokên te dersa matamatîkê dida wan, xortên te alîkariya wan dikirin hemû mezin bûne û di civat...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (849)


Xusûsîyetên Rojhilata Nêzîk
admin
Xusûsîyetên Rojhilata Nêzîk
Di sîyeseta Kurdistanê de du problemên esasî hene. Yek jê, taleba desthilatîya navendî lawaz e, taleba jêr desthelatîye, bi tirkî ”alt îktîdar” ew taleb xurt e. L&eci...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1012)


Serxwebûna Kurdistanê
admin
Serxwebûna Kurdistanê
Sîyeseta partî, rêxîstin,saziyên bakurê Kurdistanê dev ji hedefa serixwebûnê berda ye. Ji delva hedefênserxwebûnê, otonomî, federalî an demokrasî te parastin. D...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1107)


Qirîza Dewleta Tirk
admin
Qirîza Dewleta Tirk
Reyadarên vê dewletê, hertim dibêjin pirsgirêka me pirsgirêka hebûn û nebûna dewletê ye. Rast e. Yalçin Kuçuk dibeje ”em nekevin Musulê dê Diyarbekir ji des...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1379)


Kutilkên diya min, qeyda Fuad Onen û biyopolîtîka Foucault
Ferzan ŞÊR
Bîranîneke Fuad Onen ji bo fahmkirina kolonyalîzma biyopolîtîkî ya tirkan di warê teorî û pratîkê de bi awayekî xwezayî destnîşan dike. Ger ez neqil bikim ew ê ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1333)


Helwest û çalakî
Fevzi Namli
Di rewşek weha de gava li Amedê, Cizîrê, Şirnex, Silopya, Hezex, Nisêbîn, Gever û Dêrikê êrîşên hovana yên dewleta dagirker li ser gelê kurd berdewam dikin. Di heman dem&ec...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1323)


Kurdȇn Ȇzdȋ ȗ Qetlyama Ermeniya / Para duda
Eskerê Boyik
Kurdȇn Ȇzdȋ ȗ Qetlyama Ermeniya / Para duda
… Ferman. Gava vê peyvê dibêjin evdên Ȇzdî bi tirs û saw, bê hemdê xwe neheqî, kuștin û kokbirya civaka xwe bîr tinin. Xûn ji wê peyva xezeb diniqite. Ferman yan&eci...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3280)


   «   [1]  2  3  4  5  6  7  »      
  
16

Kürt meselesinde yeni bir döneme girdik. Bu seferki gerçek bir gündeme dönüşebilir. Yakın dönemde bununla boy ölçüşebilecek sadece iki gündem maddesi olmuştu: Referandum ve yeni anayasa.

Bunlardan birincisi, Türkler açısından, Türkiye’deki iktidar ilişkilerinin değişimi bağlamında gerçek bir gündem maddesiyken, Kürt hareketi açısından sadece merkezdeki çatışmanın bir unsuru olarak gündem teşkil edebilirdi ve öyle de oldu. AKP’nin ipine sarılarak kendilerine PKK karşısında politik alan açmaya çalışan etkisiz bazı bireyler ve gruplar (“Yetmez ama evet!”çi tutumun bazı Kürt savunucuları) dışındaki Kürt hareketi tarafından gündemin bu niteliği esas olarak doğru anlaşıldı ve gerekleri, ana hatlarıyla konuşursak, yerine getirildi: Referandum bittiğinde merkezi Türk siyaseti geri dönüşü olmayacak şekilde bölünüp iktidar el değiştirirken, Türk politikasının Kürdistan’daki eski çerçevesi de tasfiye çemberine hapsedilmişti. 1990’larda CHP’yi tasfiye eden bu çemberin bu kez beline dolanmaya başladığı güç, Türk siyasetinin Kürdistan’daki son(?) kalesi olan AKP’ydi. Kendi gündemlerini yaratma imkân ve becerisinden yoksun olduklarından AKP gündemini izlemeyi tercih eden Kürt milliyetçilerinin baltalama çabalarına rağmen bu süreç gözle görülür bir yol kat etmiştir. Bugün gerçek bir gündem maddesinden bahsediyor olmamızın arkasında yatan nedenlerden biri de bu noktada gösterilen başarıdır.

Anayasayla ilgili ikinci gündem maddesine gelince, dün Kürtler bakımından tamamıyla sahte bir gündem maddesiydi, bugün de Kürt sorununun hakkaniyetli bir çözümüne bağlanmadığı müddetçe sahte bir gündem maddesi olarak kalacaktır. Yeni bir anayasa yapılamayacağı için değil. AKP elbette “yeni” bir anayasa yapabilir. Fakat böyle bir anayasa yapılsa bile onaylandığının ikinci gününden itibaren tekrardan yeni bir anayasa yapmanın gerekli olduğuna dair tartışmaları ve talepleri alevlendirmekten başka bir işe yaramayacağı için. Tıpkı 12 Eylül anayasasında olduğu gibi. Gerçek manada yeni bir anayasa, Kürt meselesinin çözümünün bir parçası olarak söz konusu olabilir.

Hatta bu noktada sadece Kürt sorunu demek de yeterli olmayabilir. Çünkü eskisinden farklı olarak bir Kürdistan sorunu da ucundan kıyısından siyasetin gerçek gündemine girmeye başlamaktadır.

Bağımsız ve birleşik bir Kürdistan fikri, eskiden, daha ziyade küçük pan-kürdist grupların veya kültürel milliyetçiliğe yatkın Kürt aydınlarının ütopik bir talebi olarak mevcuttu. Nitekim kendim de gençliğimde bu konuyla ilgili epeyce konuşup yazmıştım. Fakat bu talep, bugüne kadar politik gündemin konusu olarak asla var olmadı. Bugün ise durum farklıdır. Bugün, dünyadaki önemli güç odakları da Ortadoğu’daki sorunlar üzerine fikir egzersizi yaparken, bir çözüm alternatifi olarak Ortadoğu’da bir Kürt devletini de telaffuz etmeye başlamışlardır.

Hiç kuşkusuz, muktedirler arasında gözlenmeye başlanan bu değişim durduk yere ortaya çıkmış değildir. Bir yandan Kürt halkının dört parçada yürüttüğü ve yüz yıla yayılan zorlu mücadele, diğer tarafta Kürdistan’ı egemenliği altında tutan devletlerin yaşadığı iç, bölgesel ve uluslararası sorunlar ve krizler eski statükoyu sürdürülemez hale getirmiştir. Bu tür gelişmelerin bir sonucu olarak Kürdistan’ın bir parçası yirmi yıldan fazla bir süredir fiilen bağımsız devlet durumundadır. Suriye’deki gelişmelerin bu ülkedeki Kürtler lehine yeni bir statüko yaratacağına artık kimsenin kuşkusu kalmamıştır. Türkiye’de Kürtlerle Türkler arasındaki yaşanan etnik ayrışma makası açılmaya devam etmektedir. İran’daki durum da pek farklı değildir. Bütün bu değişiklikler, Amerika, AB, Rusya ve Çin gibi büyük güçleri, Kürdistan’ı ellerinde bulunduran devletleri daha az gözeten yeni bir Kürt politikası geliştirmeye zorlamaktadır.

Elbette böyle bir politika değişikliği bir günde gerçekleşecek bir şey değildir. Ama doğrultu belli olmuştur. Ve bu doğrultu, eski ulusal devletlerin bir yandan kıtasal devletler halinde birleşmeye meylederlerken, diğer taraftan kendi içlerinde daha küçük birimlere bölünmeye meyletmeleri şeklindeki bir diğer küresel eğilimle de üst üste düşmektedir. Yani sadece Kürtlerin mücadelesinden ya da bölgesel ve küresel güçlerin politik manevralarından değil, tarihsel ve sosyolojik dip akıntılarından da beslenen bir doğrultudur. Bu açıdan bakıldığında şu söylenebilir ki, Kürtlerin pozisyonu, belki de tarihlerinde ilk kez “zamanın ruhu” denen şeye paralel düşmeye başlamıştır. Dün tek tek bireylerin veya küçük grupların etkisiz bir talebi olarak dillendirilen bağımsız Kürdistan fikrinin, bugün uluslararası planda ve orta vadeli bir politika maddesi olarak konuşulmaya başlanması işte böyle bir arka plana yaslanmaktadır. Bütün kanatlarıyla Türk devletinin, nihayetinde gerçek bir gündeme gelmiş olmasında da bu gelişmenin katkısı vardır.

Ne var ki yeni Anayasayla ilgili tartışmalar ve İmralı görüşmeleriyle ilgili kamuoyuna yansıtılanlar, Hükümet başta olmak üzere Türk devletinin, konunun ciddiyetini anlamaktan uzak olduğunu göstermektedir. Basının yazdıklarına inanacak olursak Hükümet, aşağıdaki şartları yerine getirmek suretiyle PKK’ye silah bıraktırıp Kürt sorununu çözecekmiş:

1- Anayasadan Türk kelimesini çıkarıp Türkiye vatandaşı tanımını koymak. (Yani Anayasada Kürtlerin ulusal varlıklarını ve haklarını kabul eden bir düzenleme yapmayacaklarmış.)

2- KCK tutsaklarını belli bir plan dâhilinde parça parça tahliye etmek. (PKK adım attıkça bir grup KCK’li serbest bırakılacakmış.)

3- Abdullah Öcalan’a İmralı’da bir ev tahsis etmek. (Öcalan’ın örgütüyle ilişkilerini düzenleme bağlamından çok Öcalan arzularsa evlenmesine izin vermek bağlamında telaffuz ediliyormuş.)

4- PKK’nin orta ve alt düzey yöneticiler ile sıradan üyelerine af çıkarmak ve lider kadrolarının bir Avrupa ülkesine gitmelerine izin vermek. (Bunları alacak bir Avrupa devleti çıkarsa Türkiye buna itiraz etmeyecekmiş.)

5- Değiştirilmiş isimlerin iade edilmesi ve Kürtçenin kullanım alanlarında yapılacak kısmi değişikliklerden oluşacak bazı kültürel düzenlemeler yapmak (Kürtçenin eğitim dili haline getirilmesi bunlara dahil değilmiş.)

Bu beş madde, Kürt sorununun çözümü karşılığında devletin yapacaklarını belirtiyor. Devletin kesin olarak yapmayacakları ise Başbakanın belirttiğine göre şunlarmış:

1- Yerel yönetimlere siyasi hak devri anlamına gelecek türden düzenlemeler yapmak.

2- PKK’liere genel af çıkarıp onların Türkiye’de siyaset yapmalarının önünü açmak. Bu, ancak uzun vadede düşünebilirmiş.

Peki, İmralı görüşmeleri gerçekten de yukarıda zikredilen esaslar üzerinde mi yürütülmektedir?

Bunu bilmiyoruz. Okuduklarımız veya duyduklarımız, sürmekte olan Öcalan-MİT görüşmelerinin gerçek içeriğini yansıtabilecekleri gibi, devlet açısından Kürt meselesine mümkün olabilecek en ucuz çözümü bulmak amacıyla piyasaya sürülen manipülatif haberler de olabilir. Bununla birlikte bir şeyden emin olarak konuşabiliriz: Öcalan’la MİT arasındaki görüşmeler, Kürt sorununun geldiği noktayı hiçbir şekilde göz önünde bulundurmayan yukarıdaki esaslar üzerinde ve Kürt hareketinin asli bileşenlerini dışlayarak yürütülürse bu görüşmelerden Kürt meselesine gerçek bir çözüm çıkmayacaktır. Çünkü bu sorunun az-çok kalıcı olabilecek yegâne çözümü, sorunun kendisini ifade ettiği üç planda (Kürdistan, Türkiye ve bölgesel) bu soruna dahil asli unsurların tamamının sorumluluğunu paylaşabilecekleri bir uzlaşmadan geçmektedir. Bunun dışındaki tüm “çözüm”ler tırnak içinde kalmaya mahkumdur.

Ne yazık ki Türkiye’deki devlet aklı sadece bu tür geçici çözümler bulmak üzerine programlıdır. Nitekim geçmişte de hep böylesi “çözüm”ler buldu. Örneğin Dersim’de bir soykırım uyguladı, çoluk-çocuk ayrımı yapmadan toplumun yaklaşık olarak beşte birini kurşuna dizdi, kalanların önemli bir bölümünü de on binler halinde Türkiye’nin değişik bölgelerine göç ettirdi. Elbette bu da bir “çözüm”dü. Ama gerçek bir çözüm olabildi mi?

Hayır, olmadı. Çünkü sadece bir kuşak sonra, Dersimli gençler Kürt hareketinin veya Türk solunun ön saflarında yerlerini alıp devletin karşısına yeniden dikildiler: Dedelerinin cesetleri kurda kuşa yem olmuştu, babaları suskun yetimler olarak büyümüştü, ama kendileri, Türk tarihinde görülen en uzun isyanının önderleri arasında yer almaktan geri durmadılar. Yani bir soykırım bile sorunu sadece bir kuşak erteleyebilmişti. Olay, bu kadar yalın ve somutken, inanıyor musunuz ki küçük bir vilayetin ölçeklerini aşamadığı dönemlerinde bile soykırımla dahi çözülemeyen bir sorun, Ortadoğu’nun kaderini etkileyecek bir kapsama ulaştığı bir günde, bir bölüm Kürt tutuklunun serbest bırakılıp Öcalan’a bir villa sağlanması karşılığında tarihe gömülsün?

Bunlar boş hayallerdir. Başbakanla devletin ilgili organları bu hayallerden ne kadar erken uyanırlarsa Türklere ve Kürtlere o kadar büyük hizmet edeceklerdir. Yeni Anayasayla ilgili gündem maddesinin gerçek bir gündeme mi dönüşeceği, yoksa referandum dönemindeki gibi sahte bir gündem maddesi olarak mı kalacağı da bu uyanışa yakından bağlıdır.

16-02-2013

Cemil Gündoğan

cemil_gundogan@yahoo.se

  

Posted in: Tirki

Comments

There are currently no comments, be the first to post one!

Post Comment

Name (required)

Email (not required)

Website

CAPTCHA image
Enter the code shown above:

  
Ordular, katil taburları değildir
Ahmet Kahraman
Evrenin güçleri, birinci ve İkinci Dünya savaşlarında insanlığa karşı işlenen suçlar vahşetinin dehşetinden sonra, Cenevre‘de bir araya gelip savaşların kaide ve kuralarına ilişkin hukuku düzenlediler. Hukukun teme...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (6)


Bizimkiler saygıyla terk etmeyi, saygıyla istifaya gönderilmeyi dahi bilmiyorlar.
Hejarê Şamil
“Barzani peşmergenin başına geçti, bekleyin, iyi şeyler olacak” gibisinden yazılar, yorumlar ucuz propaganda ve kendini tatmin etmeden öte bir anlam taşımamaktadır. O tiren geçti, gitti. Peşmergeliye geri dönen Say...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (5)


Bir zamanlar Güney Kürdistan vardı
Ahmet Kahraman
Sanki halk, onlar babadan oğula geçen saltanat kursunlar diye savaşmıştı!.. Sonra gördük. Ülkenin askeri tepeleri ve ekonomisinin teslim edildiği Türk devletinin organizasyonu ile Kürt düşmanları, 16 Ekim’d...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (37)


Barzani ve İstifa
Hejarê Şamil
Mesud Barzani, 17 Ekimde her şeyi (binlerce şehadeti, tc, iran bankalarindaki milyardların dönemsel kaybını vs. vb.) göze alarak Referandumu, Halkın iradesini savunma savaşının kararını vermeli, bu savaşın öncüllüğün&uum...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (58)


Güneyin ‘iyi Kürt’leri…
Ahmet Kahraman
Öfke deliliğin anlık hali ise eğer, Türk devleti kesintisiz delilik krizleri geçiriyordu. Başbakan Erdoğan en başta, bütün sözcüleri, günde bir kaç kere kırmızı çizgilerimiz diye haykırıp tehdit...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (52)


Abadi ve Erdoğan’ı Güldüren Zayıflık
Fehîm Işik
KYB’den Pavel Talabani’yi, Ala Talabani’yi, Lahor Şêx Cengi’yi eleştiriyoruz. Peki, peşmergelerin neredeyse yüzde 90’ı çekilip Kerkük’ü, Şengal’i Haşdi Şabi’ye teslim etmesin...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (75)


Bağımsızlık Referandumu Olmasaydı...
Hejarê Şamil
Yürütülen dava milli bir davadır partiler arası veya partiler davası değil ki…  Zayıf koşullarda diyalog önerisi yapmak, yenilginin dolaylı itirafıdır. Barzani yenildi. Yenilgi ihanet değildir. Yenilgi yenilgidir sade...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (44)


   «   [1]  2  3  4  5  6  7  8  9  10  »      
DESTPÉK      Tarix-belge      TEVKURD      Aslan Kaya -Baz      Fuad Önen      Media