Xwezî gorr bihata zimên
Zinare Xamo
Xwezî gorr bihata zimên
Aslan, sal zû derbas dibin, me tew nedît 18 sal çawa derbas bû.  Îro ez û Hêvî dîsa bûn mîvanê te.  Li ber serê te me bi hesreteke kûr û bi xemg&...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (310)


Dewleta Tirkîyê, li sê parçeyê Kurdistanê şerekî tûnd û dagirkerane dimeşîne.
Fuad Onen
Dewleta Tirkîyê, li sê parçeyê Kurdistanê şerekî tûnd û dagirkerane dimeşîne.Dewleta Tirkîyê, li sê parçeyê Kurdistanê şerekî tûnd û d...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (555)


Me îro silavek da gorra hevalekî pir ezîz !
Zinare Xamo
Me îro silavek da gorra hevalekî pir ezîz !
17 sal pir zû derbas bûn.  Mehmet Aslan Kaya 17 sal berê di rojeke wiha da di 51 saliya xwe da ji nişka ve, bêyî ku kesî nerehet bike, bêyî ku haya kesî pê xe wek çirayek&ecir...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1004)


Mirinê pir zû tu ji nav me bir lê navê te nemir e

Mirinê pir zû tu ji nav me bir lê navê te nemir e
Min got pismam sal zû dibuhirin, 16 sal derbas bûn. Hemû dost û hevalên te, zarokên te dersa matamatîkê dida wan, xortên te alîkariya wan dikirin hemû mezin bûne û di civat...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2162)


Xusûsîyetên Rojhilata Nêzîk
admin
Xusûsîyetên Rojhilata Nêzîk
Di sîyeseta Kurdistanê de du problemên esasî hene. Yek jê, taleba desthilatîya navendî lawaz e, taleba jêr desthelatîye, bi tirkî ”alt îktîdar” ew taleb xurt e. L&eci...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2250)


Serxwebûna Kurdistanê
admin
Serxwebûna Kurdistanê
Sîyeseta partî, rêxîstin,saziyên bakurê Kurdistanê dev ji hedefa serixwebûnê berda ye. Ji delva hedefênserxwebûnê, otonomî, federalî an demokrasî te parastin. D...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2516)


Qirîza Dewleta Tirk
admin
Qirîza Dewleta Tirk
Reyadarên vê dewletê, hertim dibêjin pirsgirêka me pirsgirêka hebûn û nebûna dewletê ye. Rast e. Yalçin Kuçuk dibeje ”em nekevin Musulê dê Diyarbekir ji des...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2806)


   «   [1]  2  3  4  5  6  7  8  »      
  
25

Zarrab adındaki orta okul mezunu İranlı göçmen bir çocuğun adı gölgesinde kurulan uluslararası kaçakçılığın davası bir yana, “katil Esed" denilen Suriye devlet başkanı Esad’a "elini ver öpim de beni affet, abi" demeye dönüş öte yana, biz Türk devletinin, cinayetler serisi ve toplu kırım ile baş kaldıran Kürdistan’ı bitirme övünme palavralarına baktığımızda, görünen manzara kocaman delikli bir korku sefaletidir.

Türk devleti, Kürdistan’da bütün unsurlarıyla, korkunun esiridir, bugün. Hiç bir unsuru, işgal topraklarının özelliği olarak korkudan azade ve hür değildir.

İşgal, zorbalıktır. Karşıtı ise direnme…
O nedenle, bütün işgalciler dirence karşı tutunma için teröre sarılırlar. Geçmişte, Çin Denizinden bu yana Hint yarım adası boyunca bunu yaptılar. Yüz yüze geldikleri ilk korku hisinin üstüne çıkıp huzur bulmak için, ilk şiddete (teröre) sığındılar. Bu ilk suçlarıydı.

Ancak, ilk terör adımı kurtuluş değil, sonralarını belirleyen ilk adım oldu. Afrika’dan başlayarak, işgalciler dünyanın dört bir yanında, yarattıkları terör bataklığında boğuldular.

Ahmet Altan’ın, seri katilin ruh hali anlatımıyla ilk suç, yenilerin başlangıcıdır. İşgalci terörü örteyim derken, her defasında yeni suçlar işler ve sonunda korkunun esiri olarak, Kürdistan’da görüldüğü üzere dar çemberde, korku kozasının içinde çaresiz düşer, esir kalır.

Bu bakımdan, Türk devletinin Kürdistan’daki varlığı, çelikle kaplı araçların içinde kalma, kale duvarları arasında hapis, kum torbaları gerisinde nefeslenmekten ibarettir. Kürdistan’a egemen olmak ise palavradır.

İçinizde, geçenlerde televizyon ekranlarına yansıyan, internette görüntü olan manzarayı gören olmuştur. Başbakan Binali, egemenlerin egemeni havalarında Kürdistan semalarındaydı. Ama iki yanında, uçan savaş helikopterlerine el sallıyordu.

Başbakan olarak, havada bile badigarda el sallıyor, sokaklarında yalnız başına yürüyemiyor, çayhanelerinde oturamıyorsan eğer, gösteriyi bırak, o ülke senin değildir. İşgalciler olarak, koruma fanusu içinde oradan geçebilirsin. Ve bütün kurumların çember altında, insan unsurların sokağa çıkamıyorsa…

Türk devletinin, Kürdistan’daki varlık görüntüsü valilik, kaymakamlık binalarıyla, polis ve askeri üsler, fırdolayı baştan başa kum torbalarıyla çevrili, pencereler, kum dolu torbalarla perdelidir.

Kum torbalarının üstüne, ne zaman ve nereden geleceği bilinmeyen korkuya karşı, “höt“ deseniz ellerindeki otomatik silahları tetiklemeye hazır polis ve askerler nöbet tutmaktadırlar. 

Ancak ve yalnız düşmanla çevrili işgal topraklarında görülen manzaradır, bu.

Paris’i işgal eden Hitler unsurları da böyleydi. Onların karargahları da, Amed‘deki Türk valiliği gibi kum torbalarıyla çevriliydi. Kum torbalarının gerisinde mevzilenmiş nöbetçiler, gün 24 saat boyunca yoldan gelip geçenleri süzüyor, bir başka kum torbası mevzii kavşaklardaki haraketliliği derin bir şüpheyle gözlüyor, köşebaşlarını, binaların çatılarını dikkatlice tasarruf altında tutuyor, aniden ortaya çıkacak düşman ihtimaline karşı tetikte duruyorlardı.

Belediyeler sahibinin (Kürtler) elindeyken, işi düşenler kapıda karşılanıp ağırlanarak, sorunlarıyla ilgileniliyordu. Silaha, devlet terörüne dayalı Türk egemenliğine bakın, siz:

Bugün, Amed gibi gasp edilmiş belediyelere yolu düşenler, daha kapıdan girmeden, bariyerlerle çevrili yolda inceden inceye aranıp kim, neyin nesi olduğu, ne arayıp istediği ince ince sorgulanıyor, masumiyetini kanıtlayıp içeriye girmeyi başaranlar, şanslı sayılıyorlar.

Şanslı çünkü, işbirlikçi olmayan her Kürt potansiyel düşmandır. Onlara göre şehir ve kasabalar düşmanla doludur. Yollar ise patlamaya hazırdır, dikkat edilmesi gereken bomba yuvasıdır.

O nedenle, zırhlı savaş araçlarının sürücüleri, nerede patlayacağı, ne zaman ve nereden geleceği bilinmez bombaya karşı tedbir olarak, son hızla geçerler yollardan. Korkunun üst seviyesi olan panikle gözü kara geçerken sağa, sola çarpıp insan ezerek…

Eskiden, yalnız askerler insanlardan tecrit yaşıyor, kışladan lojmana, lojmandan kışlaya bir hayat geçiriyor, eş ve çocukları ise kantinden alış-veriş yapıp zorunlu olarak ev hapsi çekiyorlardı. 

Sonra, polisler de aynı hayata mahkum oldular. Kantinde aradığını bulamayanlar panzerle alış-verişe gidiyorlar.

Sokaklarda asker ya da polis bir tek üniformalı görmezsiniz, Kürdistan’da. Kendini gizleme, yaşama yoludur, çünkü.

Devletin sesi ve görüntüsü olma iddiasındaki polis, çelik zırhlı araçlarla sokaklarda devriye gezerken, sövgü ve ırkçı naralı yayını yapıyor.

Şehir ve kasabadan çıkış ve girişlerde, sanki her Kürt ve gerilla yol olarak sadece asfaltı biliyormuş gibi bütün araçlar durdurulup insanlar aranıyor, kimlikler elektronik aygıttan geçiriliyor, insanlar, eziyet olsun diye kasıtlı olarak ayakta bekletiliyor, o arada güç olmanın görgüsüzlüğü sahneleri, küfür ve hakaretlerle canlandırılıyor…

Kırlara egemenliğin palavrası olarak da, bir zamanlar Saddam Hüseyin’in Güney Kürdistan’da inşa ettiği kışlaların benzeri olan, yüksek duvarlarla çevrili kaleler kondurulmuş. Asker, kalenin betonları arasında mahpus…
Ordu ve polis “vatana hizmet" yolunda “savaşa" yani araziye çıktığında ise ön önlem olarak sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor. Onlar insansız arazide ilerleyip gözden uzak kuytuluklarda dinlenmeye çekilirken, Kürtlere ait her karaltı, gökte dolaşan araçların hedefidir.

Demem o ki, bu özetlediğimiz, işgal manzarasıdır. Çayhanelerinde oturup, sokaklarını adımlayamadığın, hele bombalar yağdırıp, yıkım ve yangınla gittiğin ülke, senin değildir adamım…



Posted in: Tirki

Comments

There are currently no comments, be the first to post one!

Post Comment

Name (required)

Email (not required)

Website

CAPTCHA image
Enter the code shown above:

  
Ulusal birlik, içine herkesin her şeyi koyabileceği bir kavram değildir
Fuat Önen
Ulusal birlik, içine herkesin her şeyi koyabileceği bir kavram değildir
Meclisteki “Kürt” milletvekilleri Türk meclisini, kendi şereflerini yerlerde süründürmek pahasına şereflendirmişlerdir. Aslında mecliste Kürt milletvekili yoktur. Meclise Türk olarak gidiyorlar ve Tü...
Hejmara şirova (6)   Lê nerin (521)


Türk toplumunun hassasiyeti
Fuat Önen
Türk toplumunun hassasiyeti
Kürdistanlı siyasi çevrelerin Türkiyedeki Kürdler ve Kürd meselesi hakkında açık bir programları ve bu hassasiyeti karşılayacak bir yol-eylem haritaları gözükmemektedir. Hümaniter çığlıklar, mağ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (132)


ALÎŞÊR'İN MEKTUPLARI HAKKINDA DÜZELTME
M.Malmîsanij
Alişêr'in önemli olan bu iki mektubunun yapabildiğim kadarıyla orijinallerine bağlı transkripsiyonlarını yaptım, yanlışlarını düzelterek Pelkurd ve Bitlisname sitelerine gönderdim, oralarda yayımlandılar. Bu sitelere gönderm...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (101)


İki Nehir Arasında Boğulmak
Fehim Taştekin
Yani bıçak öyle bir yere dayandı ki Türkiye ile savaş ‘yıkım’ demek, Şam’la kavga ‘bozgun’ demek. Kürtlerin kırılgan durumu avantaja çevirmek için Şam-Moskova hattıyla diyalogu gü...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (405)


Barzani bir kez daha Bağdat’a dönerken…
Fehim Taştekin
İşin doğrusu, Kürtler hükümet oluşumunda öyle bir konuma geldi ki hem Iraklı rakip güçler hem de birbirine karşı nüfuz savaşı veren İran ve ABD, Barzani’yi bir an önce Bağdat’ta görmek istiyo...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (466)


Bu cehenneme ateş lazım!
Fehim Taştekin
Türkiye birkaç gündür Kobani ve Tel Ebyad’a top atışları yaparak nabız yokluyor. Bu, biraz Suriye sahnesindeki uluslararası güçlere yönelik ciddiyet gösterisi, biraz müdahaleye gerekçe yar...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (510)


X-large'tan X-small'a: Çaresizliğin hikâyesi
Fehim Taştekin
Malum Türkiye, 2014 sonrasında IŞİD’e karşı savaşta ABD’nin Kürtlerle kurduğu ortaklığı önleyemedi. Ankara’nın istediği ABD’nin TSK ve müttefik milis güçleriyle birlikte hareket etmesiydi. Şimdi...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (466)


   «   [1]  2  3  4  5  6  7  8  9  10  »