×
Mirovê Aqil: Mîthat Sancar
Fuat Önen
Mirovê Aqil: Mîthat Sancar
Di dawîya sala 2012yan de pêvajoyeke nû li Îmraliyê hat li darxistin. Çarçoweya vê pêvajoyê di peyama Ocalanî ya di Newroza 2013yan de hate destnîşan kirin. Di wê peyamê de işaretî 3 ruhan û xwişk û biratîyekê dihat kirin. Gîyanên ku dê “Kêşeya...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (565)


Du fîgurên 23-24ê Nîsanê: Mîthat Sancar û Firat Aydinkaya
Fuad Onen
Du fîgurên 23-24ê Nîsanê: Mîthat Sancar û Firat Aydinkaya
Yek ji wan (Mîthat Sancar), hewl dide ku meclîsa tirkan, dewleta tirkan, Ataturkê tirkan û ataturkçîtîya tirkan li pêş çavên me xweş bike. Yê din jî (Firat Aydinkaya), hewl dide ku kurdan li pêş çavên me reş bi...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (546)


DIVÊ KURD YEKÎTÎ Û SERXWEBÛNA KURDISTANÊ JI XWE RE BIKIN MIJARA MAN Û NEMANÊ
Fuad Onen
DIVÊ KURD YEKÎTÎ Û SERXWEBÛNA KURDISTANÊ JI XWE RE BIKIN MIJARA MAN Û NEMANÊ
Diplomasî, sîyaseta nazenîn e. Ji bo diplomasîyeke baş, berî her tiştî siyasteke baş, yekgirtî û Kurdistanî pêwîst e. Li başûrê welatê me mixabin siyaseteke bi vî rengî ne serdest e. Parlamana me heye, hikumeteke me heye lê siyaseteke serxwebûnxwaz û...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1521)


Dewleta Tirkan nikare bi serê xwe li Qendîl ê operasyoneke leşkeri bimeşîne
Fuad Onen
Dewleta Tirkan nikare bi serê xwe li Qendîl ê operasyoneke leşkeri bimeşîne
Qendîl rêzeçîya ye û di sêkoşeya başûr, bakur û rojhilatê Kurdistanê de dimîne. Dagirkirina wê derê ne ew çend hêsan e. TC çima di vê deme de qala dagirkirina Qendîlê dike? Li Tirkîyê hilbijartin heye, argumenta her du bereyên dagirker (Cumhur û Mill...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1297)


HILBIJARTINA TIRKAN, HDP Û HELWESTA HIN PARTÎYÊN KURDAN
Fuad Onen
HILBIJARTINA TIRKAN, HDP Û HELWESTA HIN PARTÎYÊN KURDAN
Em nabêjin ku hilbijartina Tirkan me aleqedar nake, em dibêjin ku ev hilbijartina dewleteke dagirker e, hebûna dewleta Tirkan li Kurdistanê ne rewa ye, ev dewlet bi hemû dam û dezgehên xwe dagirker e û divê ev dewlet ji bakur-rojavayê Kurdistanê derk...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1145)


HILBIJARTINÊN DEWLETÊN DAGIRKER Û HELWESTA KURDAN
Fuad Onen
HILBIJARTINÊN DEWLETÊN DAGIRKER Û HELWESTA KURDAN
Ne xwezayî ye ku sîyasetmedarên Kurdan wek yên Tirkan bipeyivin, nakokîyên di nav sîyaseta Tirkan de mezin bikin û di nav sîyaseta Tirkan de ji xwe re li cîyekî bigerin. Divê sîyasetmedarên Kurdistanê zanibin ku ev ne hilbijartina me ye, ev hilbijart...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1284)


TÊKÇÛNA ŞERÊ CEBHEYA KERKÛKÊ
Fuad Onen
TÊKÇÛNA ŞERÊ CEBHEYA KERKÛKÊ
Şerê li cebheya Kerkûkê rû da, bersîva dewletên dagirker û parêzerên sistemê ye. Di vê cebheyê de em têkçûn. Berpirsê vê têkçûyinê yê yekem Serok Barzanî ye. Ev bêyî ku em hûrgilîyên şerê cebheya Kerkûkê bizanibin wisa ye. Serokatî ne ciyê gazindan c...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2002)


YEKÎTÎYA KURDAN Û YA PARTÎYÊN KURDAN JI HEV CUDA NE
Fuad Onen
YEKÎTÎYA KURDAN Û YA PARTÎYÊN KURDAN JI HEV CUDA NE
Di nav tevgerên rizgarîya neteweyî de kesî bi qasî tevgera rizgarîya neteweyî ya Kurdan nîqaşên teorîk nekiri ye. Em di nivîsarên Ho Shi Min, Amilcar Cabral, Mahatma Ghandi, Fidel Castro û yên wekî wan de tûşî nîqaşên teorîk li ser netewe an netewepe...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2455)


TC ÇIMA JI YEKÎTÎYA AXA ROJAVAYÊ KURDISTANÊ DITIRSE?
Fuad Onen
Ez ne di wê bawerîyê de me ku TC yê karibe Efrînê dagir bike û li wir pêşî li Kurdan bigire. Bi sedem ku TC nikare bakurê Kurdistanê wek berê bi rêve bibe, anuha her navçeya bakurê Kurdistanê ji bo TC bûye baregehên leşkerî û nêvîyê artêşa xwe li Kur...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1911)


REFERANDOMA SERXWEBÛNA KURDISTANÊ
Fuad Onen
Serxwebûna Kurdistanê di herêma Rojhelata Nêzîk de şoreşek e û ew ê nîzama dagirker hilweşîne. Ji ber vê yekê her çar dewletên dagirker; di serî de jî dewleta Îran û Tirkîye dê bi temama hêza xwe bixwazin ku pêşî li serxwebûnê bigirin. Her du dewlet ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1870)


Page 1 of 4First   Previous   [1]  2  3  4  Next   Last   
06

İki Said’in öldürülmesi Kuzey’de uzun yıllardır sürdürülen özgürlük mücadelemizin çok önemli tarihsel olaylarından biridir. Dr. Şivan kuzeydeki ulusal özgürlük mücadelemizin modernite aşamasının önemli siyasi figürlerinden biridir. 40. yılında Dr. Şivan’ı anmak üzere toplanıyoruz. Anma tarzımızın da tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Bana göre Dr. Şivan’ı anmak sadece Dr. Şivan’ı değil, yitirdiklerimizi anmak, anılarının mücadelemize rehber olmasını sağlamak, aynı zamanda onlarla tartışmaktır. Dolayısıyla benim açımdan Dr. Şivan’ı anmanın en devrimci tarzı, en doğru tarzı; aynı zamanda Dr. Şivan’la tartışmaktır. Bunu çok az yapıyoruz maalesef, bunu çok az yaptığımız için de ciddi sıkıntılar çekiyoruz.

 
Örneğin; bugün Seyit Rıza “Kerbela evladı” “evlad-ı Kerbela” olarak tartışılıyor, “evlad-ı Kerbela” olarak anılıyor. Şu soruyu sormamız lazım: “Kerbela nere, Dersim nere?” diye sormamız lazım. “Evlad-ı Kürdistan” olduğu için öldürülen Seyit Rıza’yı, Seyit Rıza’yla da tartışarak anamadığımız için belki; bugün “evlad-ı Kerbela” olarak tartışılıyor.
 
Resmi tarih, gizli tarih, muhalif tarih
 
Şimdi böyle önemli olayları ya da böyle önemli insanları değerlendirmeye çalıştığımız zaman karşımıza şöyle bir sıkıntı çıkıyor; herkesin ayrı bir Dr. Şivan’ı var. Herkes durduğu yerden ve hedefleri bakımından nasıl bakıyorsa, onun kendine göre bir Dr. Şivan’ı oluşuyor. Benim durduğum yer bakımından gördüğüm: Dr. Şivan, kuzeyde ulusal özgürlük mücadelemizin modernist aşamasındaki en önemli siyasi lideridir. Benim baktığım yerden bana böyle gözüküyor. Onun için onu hakkıyla anmak, biraz da onunla tartışmakla mümkündür.
 
İkinci konu şudur; tarih ilginç bir alandır, bana göre ideoloji ile bilim arasında bir disiplindir. Tarih bilimi diye bir bilim yoktur. Tarihin de çeşitli türleri var; resmi tarih, gizli tarih, muhalif tarih gibi çeşitli türleri var. Bunlardan resmi tarih tümüyle ideolojik olan, burada ideolojiyi yanılsanmış bilgi anlamında kullanıyorum. Resmi tarih tümüyle böyle bir tarihtir. Muhalif tarihin daha bir bilime yakın olduğu söylenebilir. Gizli tarih ise; daha gerçekçidir, resmi tarihe göre daha gerçekçidir. Bir örnekle anlatmak gerekirse; Türk gizli tarihinde Kürt millet varlığı ve Kürdistan varlığı hiçbir zaman reddedilmez. Gizli tarih yönetenler içindir, yönetenler için yazılan tarihler olduğu için de burada gerçekçilik önemli bir ölçüttür. Türk resmi tarihinde Kürtler ve Kürdistan yoktur. Ama Türk gizli tarihinde bunlar her zaman vardır, hiçbir zaman inkar edilmez. Dünyada 208 tane millet var, bu aynı zamanda 208 tane resmi tarih anlamına geliyor. Resmi tarihin bir özelliği de şudur; o ülkede o milletin egemen siyasal düşüncesini de belirler. Sağcısından solcusuna kadar Türkiye’deki bütün siyasi akımlar, bütün düşünce akımları Türk resmi tarihinden etkilenmişlerdir.
 
Resmi tarihimiz de yok
 
Şimdi biz devletsiz bir ulusuz, devletsiz bir ulus olmanın bir görünümü de odur; bizim bir resmi tarihimiz de yok. Yani egemen olan çoğunluk olarak Kürt halkının doğru bulduğu bir resmi tarihimiz de yok, bu devletsiz olmamızın bir sonucu. Ama doğa gibi toplum da boşluk tanımıyor ve yıllarca Kürt toplumu resmi tarih yokluğunu başka bazı şeyler ile doldurmaya çalışmıştır. Neredeyse her aşiretin kendine özgü bir resmi tarihi vardır, her şeyhin her tarikatın kendine özgü bir resmi tarihi vardır. Bunlar çoğunlukla ve maalesef sözlüdürler. Modernist aşamada bir diğer tarih de parti tarihleridir. Maalesef kuzeyde partilerimizin de başı sonu belli bir resmi tarihleri yoktur bu da ciddi bir handikaptır. Bu resmi tarihler olsa, belki tartışmanın önünü açar. Resmi tarihleri doğru bulmadığım halde, belki tartışmanın önünü açar. Şivan meselesine bağlı olarak şu noktaya gelmeye çalışıyorum; güneyde bir resmi tarih yazılımı görülmeye başlandı. Ben Mesut Barzani’nin iki ciltlik Barzani kitabını güneyde KDP ya da Mustafa Barzani ekseninde bir resmi tarih yazımına giriş olarak değerlendiriyorum. Kuzeyde de son yıllarda özellikle anılarla yer yer de parti grup ideologlarının yazılarıyla farklı grup/parti/çevre resmi tarihleri oluşmaya başladı. Örneğin; Kemal Burkay’ın anılarını kuzeydeki mücadelenin son 50 yılının PSK zemininde yazılmaya çalışılan resmi tarihine giriş olarak değerlendirebileceğimizi düşünüyorum.
 
Bütün bunları şunun için söylüyorum; 1971-72’de ben üniversiteye başlamıştım, Dr. Şivan’ın öldürülmesini üniversitede duymadım ben. Derik’te, Mardin’de, o çevrede duydum. Bize gelen ilk resmi senaryo şuydu; Dr. Şivan nedenleri zaman zaman değişmekle beraber, yani bazen Türk Devleti’nin ajanı olduğu için, bazen para karşılığında, bazen bazı menfaatler karşılığında bazen de Mustafa Barzani’den gizli işler yaptığı ve Sait Elçi’nin bunu deşifre etmesinden korktuğu için masum Sait Elçi’yi öldürmüştür: Güney KDP’si tarafından ve Kuzey KDP’sinin de dahliyle ölüme mahkum edilmiştir. Bu resmi senaryo aşağı yukarı 5 yıl tartışmasız sürdü. Bunun bir alternatifi yoktu. Bunun bir nedeni de tabi Şivan’ı tartışırken Şivan’ın ardıllarını da tartışmamız lazım. Şivan’ın ardıllarının Şivan’la ilişkisini de tartışmamız lazım. Burada ardıllar derken özellikle KİP’i, KİP’ten önce Kürdistan Devrimci Partisi’ni, daha sonra Peşeng’i kastediyorum. Bunların Şivan’la ilişkilerini de tartışmamız lazım. Sonuçta 1975-76’ya kadar bu resmi KDP senaryosu üzerinden olayı anladık. Ve aşağı yukarı hemen herkes de bu resmi senaryoya inandı. Çok sınırlı sayıda olayın içinde olan kadrolar hariç, kuzeyde egemen senaryo oydu ki; Şivan şu ya da bu nedenle Sait Elçi’yi öldürmüş, devrim de onu cezalandırmıştır. 75-76’dan sonra ikinci bir resmi senaryodan haberdar olmaya başladık.
 
Bu ikinci resmi senaryo da şudur; bu özellikle Şivan’ın ardılları tarafından ifade edilen bir resmi senaryodur. Bu resmi senaryonun da özelliği şudur; Şivan’ın partisinin hiçbir hatası, kabahati, dahli yoktur. Amerika Birleşik Devletleri ve Güney önderliği oturup bir komplo kurmuşlar, demişler ki: “kuzeyi nasıl siyasal lidersiz bırakabiliriz?”, Ama kuzeyde de özellikle “Dr. Şivan’ı nasıl ortadan kaldırabiliriz” diye oturmuşlar bir komplo hazırlamışlar. Sait Elçi’yi öldürmüşler, “Sait Elçi’nin öldürülmesinde hiçbir şekilde Dr. Şivan’ın dahli yoktur”, bunu bahane ederek bir de Dr. Şivan’ı öldürmüşler. Bu ikinci resmi senaryo idi. Bu ikinci resmi açıklama da aşağı yukarı 75-85 arasında kuzeydeki Kürt siyasi hareketlerinin çoğu tarafından kabul edildi. Tabi bunun kabul edilmesinin de bazı nedenleri var. Uzatmadan söylemek istersem:
1- 1975’te Barzani yenilmiştir, düşenin pek dostu yoktur, Barzani’ye yöneltilen her türlü eleştiri çok rahat kabul edilebilir hâle gelmiştir.
2- Kuzeydeki hareket tümüyle kendisini komünist olarak tarif etmeye başlamıştır. Kendisini komünist olarak algılamaya başlamıştır. Bu komünistliği de, bu senaryonun kabul edilmesi ve geçerli addedilmesi için bir diğer faktör olmuştur. O kadar çok komünist ilan etmiştir ki kendisini; Sait Elçi’nin partisi de KUK’a dönüşerek o da kendisinin komünist olduğunu söylemiştir. Kuzeyde komünist olmayan bir siyasi hareket kalmamıştır, bu da onu tetiklemiştir.
 
Son 10-15 yıldır bu iki resmi senaryonun dışında bir de insanlar konuşmaya başlamıştır. Bütün bu dönem boyunca özellikle olayın içinde olanlar ve özelikle Şivan’ın ardılları susmuşlardır. Sadece böyle bir komplonun varlığını söylemişlerdir, ama “orada ne olup bitti”, “Şivan hangi saiklerle hangi ilişkilerle oraya gitti”, “orada ‘İsê Suwar’ ile ‘Esad Xoşevî’ ile kurduğu ilişkiler ne idi”, “Barzani ile kurduğu ilişkiler ne idi”, “burada gerçekte bir sorun yok muydu”, “olay tam olarak nasıl gelişti”, bu konuda en fazla susanlar Şivan’ın ardıllarıdır. Osman Aydın buradadır, ona da söylüyorum. Son 15 yıldır bu konular yavaş yavaş konuşulmaya başlandı, konuşulmaya başlaması iyidir. Çünkü bunu gerçekten derinliğine tartışmamız lazım. Dar grupçu bir anlayıştan, dar parçacı bir anlayıştan; yani kuzeyli-güneyli anlayışlardan uzak olarak bunu tartışıp ders çıkarabilirsek, hem onların anılarını yaşatmış oluruz, hem de bundan sonra ne yapacağımız konusunda daha anlamlı işler yaparız.
 
Bu kitap, ikinci resmi senaryo üzerinden kurgulanmış bir derlemedir
 
Şimdi birkaç söz de kitap hakkında söylemek istiyorum. Kitabın yazarı bu kitabın bir derleme olduğunu, bir derleme olarak yayınlamayı doğru bulduğunu söyledi. Doğrudur, bir derlemedir. Derleme olarak da yararlıdır, birçok şeyi bir arada bulabileceğiniz bir kitaptır, ama bu kitap tarafsız bir derleme değildir. Bu kitabın esası ikinci resmi senaryoyu esas alan bir kitaptır ve bu ikinci resmi senaryo üzerinden kurgulanmış bir derlemedir. Onun için eleştirim şudur ki; bu kitabın yazarı bu konuyu bağımsız olarak anlamak için, tarafsız bir girişle araştırmış ve ona göre bir derleme yapmış değildir. Derlemenin başında, faaliyetin başında şu senaryo resmi olarak kabul edilmiştir, şu resmi senaryo; ortada ABD, Türkiye, CIA, MIT ve Mustafa Barzani’nin birlikte kurgulayıp yaşama geçirdiği bir komplo var, kitabın zemininde bu düşünce var, başından sonuna kadar. Bununla çelişen bazı alıntılar yapmış olsa, kitabın sonuna da koymuş olsa bile; kitabın esas üzerinde kurgulandığı senaryo budur. Bu şu bakımlardan yanlıştır bence, bir iki örnekle söylemeye çalışayım; bu senaryoyu eksen aldığı için kitabın yazarı karşı taraftaki bütün çelişkilere işaret etmiştir. Örneğin; Şerafettin Elçi ile Derwîşê Sado’nun söylediklerinin birbiriyle çelişmesi, Mesut Barzani’nin söylediklerinin onlarla çelişmesi ve buna benzer karşı cephede çelişik bulduğu her ne kadar şey varsa buna dikkat etmiştir, bunu yazmıştır. Bu iyidir, yani sonuçta biz çelişkileri ayıklamazsak doğru bilgiye ulaşamayız.
 
Ama kitabın yazarı beri taraftaki cephe için bu hassasiyeti göstermemiştir. Onu da şu bir iki örnekle söyleyeyim, daha doğrusu başta bu senaryonun bir temel zaafına da işaret edeyim. Bu yaşıma kadar okuduğum kitaplar arasında Barzani’yi Dr. Şivan kadar öven bir başka kitap (Kürt Millet Hareketleri ve Güney İhtilali) görmedim. Yine, Dr. Şivan kadar Celal Talabani’yi yerin dibine batıran bir başka kitap da okumadım. Hatta Güney Kürdistan Demokrat Partisi’nin yazdıkları ve yayınları bile Dr. Şivan kadar Celal Talabani’yi yerin dibine batırmamıştır. Özgürlük mücadelesi tarihinde görülmemiş bir ihanet olarak değerlendirmiştir Celal Talabani hareketini. Şimdi şu çelişkiyi mesela, bu senaryoyu savunanların bu çelişkiyi izah etmeleri lazımdır. Bir tarafta Mustafa Barzani’yi göklere çıkaran, öven bir Dr. Şivan, öbür tarafta onu öldürmek için CIA ve MİT’le komplo hazırlayan bir Mustafa Barzani. Bu çelişkiyi hiç olmazsa görmesi lazımdır.
 
Ömer Çetin ve Soro, Şerafettin Elçi ve Derwîşê Sado
 
Bir de şu dört ismin önemli olduğunu düşünüyorum bu konunun anlaşılması bakımından, her iki taraftan ikişer kişi; Şivan’ın ardıllarından Ömer Çetin ve Soro önemlidir. Sait Elçi’nin arkadaşlarından da Şerafettin Elçi ve Derwîşê Sado önemlidir. Bunların sonraki geldikleri yerleri falan da izlemek tartışmak lazım, vakit darlığından tartışmıyorum bunu ama bu dört isim çok önemlidir. Bunlardan Şivan’ın ardılları şimdiye kadar konuşmamışlardır. Soro zaten vefat etmiştir. 12 Eylül’den sonra yakalanmış, “ben polise çalışıyorum, falan telefona da bilgi veriyorum” demiştir Soro. Bunun mesela kurcalanması lazım. Soro çünkü her iki Said’in öldürülmesinde de kilit bir adamdır. Şivan’ın arkadaşı olduğu halde ve Şivan’ın diğer arkadaşları çok zor durumda oldukları halde, Soro her yere girip çıkabilen, İdris’le görüşebilen, ötekiyle berikiyle görüşebilen biridir. Hatta Şakir Epözdemir diyor ki; “ben İdris’le görüşmeyi istedim, beni Soro’yla beraber gönderdiler”. Şimdi kitabın yazarının bunları tartışması, bunları da sorgulaması lazımdır. Bu sorgulamanın dışında kalmış. Ziya Avcı diyor ki; “ilk yakalananlar arasında Ömer Çetin de vardı” diyor. Bu alıntı, bu kitaba da geçmiş; Mehmet Ali Aslan da diyor ki “aslında Abdulatif Savaş’ı, Şivan Ömer Çetin’e öldürttü” diyor. Kitabın yazarı Ömer Çetin ve Osman Aydın’la röportaj yapıyor, Osman Aydın’ın açıklamalarında Ömer Çetin’in tutukluluğu yoktur. Ziya Avcı o dönem orada olan Şivan’ın önemli kadrolarından biridir, o da diyor ki Ömer Çetin vardı. Şimdi adını unuttuğum Şivan’ın yakınlarından birinin yazdığı bir yazıda da şu iddia ediliyor ki; aslında hakkında idam kararı çıkartılan Ömer Çetin’dir, sonra Ömer Çetin’le Brusk’a yer değiştirtildi.
 
Brusk’un öldürülmesi de gerçekten ilginçtir. Çünkü Brusk, Şivan’ın tutuklanmasından 50 gün sonra alınmıştır. O dönemde Brusk kuzeye gelir, çocuklarını alır, tekrar güneye geri döner ve Brusk serbesttir. 50 gün sonra her ne hikmet ise, işte bu hikmeti sorgulamak lazım. 50 gün sonra birden bire niye Brusk tutuklandı. Ömer Çetin’in ilk tutuklananlar arasında olduğu doğru mudur? Eğer ilk tutuklananlar arasındaysa, bu hangi mekanizmalarla çıkarıldı? Yerine Brusk nasıl geçirildi? Şimdi kitabın yazarı, Ömer Çetin’le bir röportaj yapıyor, kitabın girişinde de Ömer Çetin‘e teşekkür ediyor, ama Ömer Çetin konuşuyor mu? Hayır konuşmuyor. Bu kitabın yazarı tarafından konuşmuş gösteriliyor. Çünkü bütün bu sorunların muhatabı ve üstelik yaşayan tek muhatabı, en önemli muhatabı Ömer Çetin’dir, şimdiye kadar da sessizliğini sürdürmüştür.
 
Devletin komploları, Kürdistan’da niye başarılı oluyor?
 
Uzattım galiba, bitirmeye çalışayım sayın başkan. Şimdi arkadaşlar, temel problemimiz şudur; varsayalım ki bir komplodur, bu olayda komploların olduğu çok belirgindir zaten. MİT’in bir tarzda iliştiği, bunların hepsi vardır. Peki, biz burada bir komplo var deyip rahat bir nefes alarak, işte “devlet bize haksızlık yaptı” mı diyeceğiz? Şu soruyu sormamamız mı gerekir; “niye devletin hazırladığı bütün komplolar neredeyse tamamı, Kürdistan’da başarı kazanıyor?” Eğer biz siyasetçi isek, bizim görevimiz bu komploları boşa çıkarmak değil midir? Eğer bizde zaaf yoksa, düşmanın hazırladığı bütün komplolar böyle eksiksiz başarıya ulaşır mı? Bunu sorguladığımız zaman aslında Kürt siyasi hareketinde çok ciddi zaaflar olduğunu göreceğiz. Bu zaafları tartışırsak Şivan’ı doğru dürüst anmış olabiliriz. Bu zaafları tartışmadan hamasetle Dr. Şivan gibi çok önemli bir devrimcinin ona uygun olarak anılabileceğini pek düşünemiyorum. Bütün bunları sorgulamaya açmamız lazım.
 
Dr. Şivan ve liderlik
 
Benim için, Dr. Şivan’ın en önemli özelliği ciddiyetidir. Hedeflerine inanmasıdır. Kuzey Kürdistan’daki ulusal özgürlük mücadelesinin modernite aşamasında temel problemlerinden biri de liderlik meselesidir. Geleneksel dönemde liderlikte bir sıkıntı yoktur. Her cemaatin, her aşiretin, her tarikatın liderleri vardır. Ve orada çok fazla bir sıkıntı çıkmaz. Ama modernist aşamada maalesef bu boşluğu ne kişisel liderliklerle, ne de kollektif liderlikle dolduramadık (bunu özellikle PKK dışı Kürt çevreleri için söylüyorum, PKK ayrı bir tartışmanın konusudur), bu ciddi bir sorunumuz olarak kaldı. Dr. Şivan özellikle ölmeden önceki son 3 yılı itibariyle siyasi lider vizyonuna ve ciddiyetine sahip olmasıyla öne çıkmaktadır. Zaman darlığından tek bir örnekle yetineceğim. Dr. Şivan bir buçuk yıllık siyasal liderliğinde Türk ordusunun Kürdistan’ın Kuzeyinde nasıl konuşlandığını tesbit etmiştir. Sınırlı imkân ve kadrolarıyla yaptığı ilk işlerden biri budur. Silahlı mücadeleyi savunan ve bunu ciddiyetle yapanın ilk yapması gerekeni yapmıştır.  1975-80 arasında silahlı mücadeleyi savunan ve gerek imkanları gerekse de kadro sayısı bakımından Dr. Şivan’ın partisinden kat be kat güçlü olan çok sayıda partimiz olduğu halde hiçbirisi bunu yapmamıştır. Siyasette ciddiyet ve iddianın gereğini yapmak bakımından bu örneğin yeterli olduğunu düşünüyorum.**
 
Bitiriyorum sayın başkan. Dr. Şivan’ın ben teorik ideolojik açıklamalarında takiye yaptığını düşünüyorum, çok ciddi takiyeler yaptığını düşünüyorum. Mustafa Barzani hakkındaki övgüsünün Dr. Şivan’ın gerçek düşünceleri olmadığını düşünüyorum. Ama siyaseten böyle yapmak gerektiğini düşünmüştür, bu düşündüğüne de inanmış, gereğini yapmıştır. Onun en önemli bir özelliği de budur, hedeflere bağlıdır, kendisine güvenir ve belki bazen gereğinden fazla güvenir. O facianın oluşmasında bunun da bir faktör olup olmadığını tartışmak gerekirdi diye düşünüyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

 


* Dr. Şivan’ı Anma Toplantısı, 03 Aralık 2011, Taksim Hill Otel.
** Bu bölüm kayıt sırasında kaset değişimine denk geldiği için videoda yoktur.

 

Posted in: tirki

Comments

Anonymous User
# Anonymous User
Tuesday, December 6, 2011 12:14 AM
Selahattin Ali Arik
Bu kitapta amacım "Saitler Olayı"nı irdelemek değildi. Amacım bu olayı arka plana atmaktı. Ömer Çetin ile yaptığım görüşme zorunlu bir görüşme idi. Kitap basılmaya hazır durumda idi. Ancak Ömer Çetin'ın sağlık durumu iyi değildi.Yani bu durumda sağlıklı bir görüşme yapılamazdı. Aciliyetten dolayı bu görüşme yapıldı. Ömer Çetin hastanede yeni yoğun bakımdan çıkmış idi. Kendisi sağlıklı bir anlatım ve sorulara cevap verme durumunda değildi. Bundan dolayı soru sorulmadan kendisine ne istiyorsa onu anlatmasını istedim. O'da ancak o kadarını anlattı. Ve bence Ömer Çetin'in bu kısa anlatımında yabana atılmayacak çarpıcı ifadeler var. (Not: Kitabın yayınlanmasından sonra Ömer Çetin ile başka bir görüşme yapılmıştır. Ancak bu kitapta yer almamıştır.) Görünen o ki Kek Fuat teşekkür yazısında takıldığı bir noktadan dolayı kitabı dikkatlice okumadı. Benim Kek Fuat'an acizane tavsiyem ön yargılardan sıyrılarak kitabı bir daha okumasıdır. Kendisiyle yaptığım görüşme ve kitabı bir daha daha incelemesinden sonra inanıyorum ki aynı eleştirileri yapmayacaktır. Saygılarımla.. Selahattin Ali ARİK
Anonymous User
# Anonymous User
Tuesday, December 6, 2011 12:14 AM
Selahattin Ali Arik
Kek Fuat'ın bu eleştirilerine karşılık bazı tespitler ve açıklamalarda bulunmak istiyorum. 1- Bu toplantı geniş kapsamlı bir toplantı değildi. Bu toplantı daha çok Dr. Şıvan'ı ve diğerlerini tartışmak yerine kitap tanıtımı onu anmak toplantısıydı. Yani daha önceden organize edilen hazırlıklı bir toplantı değildi. 2- Dr. Şıvan'ın düşünceleri ve mücadelesi bilinmiyor. Bilinmediği içinde tartışılmıyor. Bundan dolayı tartışılan sadece "Saitler Olayı". Bu olay tartışılarak Dr. Sait değerlendiriliyor. Bu olaya göre herkesin bir Dr. Şıvan'ı var. Yoksa Dr. Şıvan'ın düşünceleri ve mücadelesi nettir. 3- 1960 yılından önceki Melle Mustafa Barzani'yi eleştirmek doğru ve mümkün değildir. Ancak 1960'tan sonra Barzani eleştirilebilir. Zira 1960'tan sonrada gerek IKDP içinden gerekse diğer Kürt çevrelerince Barzani eleştirilmiştir. Yani Barzani'yi eleştirmek mücadelenin yenilgi ile sonuçlanmasıyla pek fazla ilgisi yoktur. Ayrıca haliyle bir yenilgide ilk eleştirilecek kişi hareketin lideridir. Yine ayrıca Ahmet Bamerni'nin kitabını okuduğumuzda Peşmergelerin mücadeleye devam etme isteği vardır. Ancak Barzani çeşitli nedenlerden dolayı işgalci güçlerin tasfiye kararına uymuştur. Söz konusu kitap 1965-1968 yılları arasında yazılmıştır. Yani Dr. Şıvan daha Güney'e gitmeden bu kitabı yazmıştır. Bu dönemde milli bilince sahip bütün Kürtlerin nasıl Melle Mustafa Barzani'ye sahip çıktığını biliyoruz. Ancak Dr. Şıvan'ın Güney'e gittikten sonra yani kitabın yazımından sonra bizzat orada Melle Mustafa Barzani'nin egemenliği altındaki bölgede İşê Suwar ve Osman Qazi'nın bizzat kendilerine karşı Barzani'yi eleştirdiğini Soro'un notlarından biliyoruz. Ayrıca o dönem Kuzey'e geldiğinde Melle Mustafa Barzani'yi eleştirmekte ve aralarındaki sorunlardan bahsetmektedir. Bütün bunlar; Dr. Kuzey'de iken Güney'i iyi tahlil edemediği, dolayısıyla Barzani'ye yapılan övgünün, Talabani'ye yapılanan eleştirinin nedenleri ve yanlışlığı, Dr. Şıvan ile İşê Suwar, Esad Xoşevi ve Melle Mustafa Barzani ile ilişkileri ve aralarındaki sorunlar kitapta yer almaktadır. 4- Kitabın resmi senaryo ile hiç bir ilgisi yoktur.Ben kitapta Dr. Şıvan'ı putlaştırmadım. Aksine birçok konuda Dr Şıvan'ı eleştirdiğin gayet açık görülür. 5-Bu komploda CİA ve ABD'nin yer aldığı yorumu kitapta yoktur. Zira Melle Mustafa Barzani ile ilk ABD ilişkisi 1972 yılında Tahran'da yapılan Kissinger-Melle Mustafa Barzani görüşmesidir. Bu görüşmede de Kissinger ilişkilerin İran üzerinden sürdürülmesini istemiştir. Bu tarih itibarıyla Melle Mustafa Barzani ile ABD ilişkileri başlamıştır. Daha önce İran ve İsrail ilişkileri sözkonusudur. Yani olayın olduğu dönemde ABD_Barzani ilişkileri yoktur. Sadece Barzani'nin ABD ile ilişki kurma çabası vardır. Hattı zatında ABD'ye niye gerek olsun. İşgalci devletler bu komployu yapacak durumda ve güçteler. Yalnız o dönem Kissinger şöyle söyler: "Biz o dönem bütün pre-komünist devlet ve hareketleri kendimiz karşı tehlike olarak görerek, bunların ortadan kaldırılması için çalışıyorduk."
Anonymous User
# Anonymous User
Tuesday, December 6, 2011 12:14 AM
Fuat Önen
Merhaba kek Selahadin,
Açıklama ve tesbitlerinizi kitabınız gibi ciddiyetle okudum. Yargılarımla okudum ve yargılara vardım. Hiçbir kitap yargısız okunmaz, önyargılı yaklaşmışsınız demek, aslında yargılarınıza katılmıyorum demektir. Fazladan bu yargılarınız temelsizdir ve değişime açık değilsiniz demektir. Kitabınızı temelsiz önyargılarla okuduğum sanınız yanlıştır. Dr.Şıvan’ın düşünceleri ve siyasal pratiği hakkında kanaatları ve yargıları da olan biri olarak okudum. Hakkında bilgi, fikir sahibi olduğum her metni de böyle okurum. Bu kanaatlarımın ya da yargılarımın değişmez olduğu anlamına gelmez. Okuduğum metinler de bu yargılarımı tartışmama vesile olacak belge, düşünce bulursam da sevinir ve yargılarım da dahil, düşüncelerimi gözden geçiririm. Bir derleme olarak yararlı bulduğum kitabınız, 1975’lerden beri piyasada bulunan bir resmi senaryoyu esas aldığı ve bu senaryoyu inandırıcı kılacak yeni bir belge, kurgu, analiz de içermediği için, yargılarımda bir değişikliğe yol açmadı. Bunu belirttim ve kitabınızı bu yönde eleştirdim, değerlendirdim.
Dahili eleştiri bir saldırı değildir, birlikte değerlendirme çabasıdır. Burada dahiliden kastım Ulusal Demokratik Kurtuluş mücadelemizin dahilidir. Birlikte değerlendirmeye çalışacağız ki, birlikte çözmenin yolunu açalım. Böyle düşündüğüm için, irticalen yapılan bir konuşmada kitabınıza dönük eleştirimi ‘önyargılarımdan sıyrılmamama ve teşekkür yazısındaki bir noktaya takılmama‘ bağlamanızı en azından şık bulmadığımı söylemeliyim. Bu tutum eleştiriyi saldırı olarak algılayıp savmaya çalışma tutumudur, gerekli de yararlı da değildir. 500 sayfalık bir kitabı teşekkür yazısındaki bir noktaya indirgemeyecek kadar izan ve insaf sahibi bir okurum.
Bu usuli açıklamalardan sonra açıklamanız hakkında kısa notlar yazıyorum:
1-Toplantı kitabınızın tanıtımı ve Dr.Şıvan’ın anılmasını bir arada amaçlayan bir toplantı idi. Ve ben de konuşmamda her iki konuyu kapsayan irticalen bir konuşma yaptım. Toplantının amacına da kapsamına da uygun davranmaya özen gösterdim.
2-Dr.Şıvan’ın siyasal liderlik dönemi 2 yıldan az bir süreyi kapsar. 1969 önceki dönemi gerek düşünceleri gerek siyasal pratiği bakımından net olmaktan uzaktır. Kemalizmden etkilendiği dönem, ondan sola, marksizme geçişi, ulusal mücadelede yeni bir perspektif kazanması doğal olarak çelişkiler, değişimlerle dolu bir dönemdir. Siyasal liderlik döneminde de gerek düşünsel, siyasal çalışmada takiye ve gerekse de örgütsel çalışmada konspiratif çalışma tarzı netliği engelleyen faktörlerdir. Dr.Şıvan’ın ardıllarının kendisiyle olan ilişkileri de netliği karartan bir diğer konudur.
3-Ben Barzani’nin eleştirilmesine karşı çıkmadım. Tam tersine ulusal hareketteki hegemonik rolünün, eleştirilmesini engellemesine itiraz ettim. Barzani eleştirisinin 1975’ten sonra başladığını da iddia etmedim. Sadece 2. resmi senaryonun 1975’ten sonra kısa sürede taraftar bulmasının bir nedeninin de 75 yenilgisi olduğuna işaret ettim. Bu konuda şu belirlemeniz ise son derece yanlış ve talihsizdir: “1960 yılından önceki Melle Mustafa Barzani’yi eleştirmek doğru ve mümkün değildir” diyorsunuz. Hiçbir lider hiçbir dönem eleştirinin üstünde değildir. Barzani gibi ulusal mücadelemizde yanlışları, doğrularıyla mal olmuş önemli bir tarihsel kişilik de eleştirinin üstünde olamaz, olmamalıdır. Bu 1960 sonrası için doğru olduğu gibi, 1960 öncesi için de doğrudur.
4- Kitabınızın 2. resmi senaryoyu temel aldığı şeklindeki düşüncemi muhafaza ediyorum. “Kitabımın 2. resmi senaryo ile hiçbir ilgisi yoktur” diye kestirip atmak yerine bu konudaki okuyucu algılarını ve eleştirileri dikkate almanızı beklerdim.
5- ABD’nin Güney Kürdistan ulusal hareketi ve onun lideri ile ilişkisi, 1970 öncesine dayanır. 1972 ilişki sürecinde bir yükselme ve dönüm noktasıdır. Kitabın genel kurgusunda her dört parçadaki ulusal, sol hareketin tasfiyesinde ABD ve CIA olduğu kabulune dayalıdır. İsterseniz detayları ile tartışırım sizinle.
Bu kitabta amacınız Saitler olayını irdelemek değilse de, Kuzeydeki mücadele ile ilgili bölüm onun irdelenmesi üzerinden yazılmıştır. Amacınızı değil yazdıklarınızı tartışıyorum. Siz de öyle yapsanız daha verimli bir iletişim mümkün olur. Kitabla olan ilişkimi yazdıklarım üzerinden eleştirirseniz bir yararı olur. Açıklamanızda yaptığınız gibi kitabla ilişkimi teorik siyasi zeminden psikolojik zemine kaydırırsanız olası yararı da silmiş olursunuz.
Her resmi yazım kendini ibra etme, gerçeğin işine gelmeyen yanını örtme, gerekirse çarpıtma amacını taşır. Tartıştığımız konu hakkında üretilen her iki resmi senaryonun da bu özelliklere sahip olduğunu düşünüyorum. Ciddi bir araştırma bizi hakikate bir adım daha yaklaştırmalıdır. Resmi senaryoların tekrarı bu amaca hizmet etmez. Başta Ömer Çetin olmak üzere olayın merkezinde yer alan Dr.Şıvan’ın arkadaşlarının 40 yıllık susukunlukları nedensiz değildir. Suskunluğun bir nedeninin de olaydaki sorumlulukları ve hakikatın anlaşılmasından kendileri için duydukları kaygı olduğunu düşünüyorum.
Sonuç olarak tartıştığımız her konuda anlaşmak zorunluluğumuz yoktur. Farklı düşünmeye devam ederek de yararlı bir tartışma, iletişim sürdürmek mümkündür. Tartışmayı kişiselleştirmeden ve zemininden kaydırmadan sürdürmek dileği ile.
Anonymous User
# Anonymous User
Tuesday, December 6, 2011 12:14 AM
Selahattin Ali Arik
Kek Fuat Merhaba,
Einstein: "İnsanların ön yargılarını parçalamak, bir atomu parçalamaktan daha zordur." der. Ben yargıdan bahsetmedim, ön yargıdan bahsettim. Bu iki kelime arasındaki farkı sizde biliyorsunuz bende.Ve bu konuda benim adıma düşünüyor ve benim adıma tespitlerde bulunuyorsunuz. Bunu kitap içinde yapıyorsunuz. Ben bütün bu eleştirileri ön yargı ile söylediğinizi ve bu ön yargı ile nesnel değil öznel bir söylemde bulunduğunuzu inanıyorum. Sağlıklı bir eleştiri sadece düşüncelerini söylemek değildir. Eleştiri kitapta alıntılara dayanarak başka bilgilerle desteklenerek yapılır. Eleştirilerinizin çoğunun içi boş söylemlerdir. Sadece bir ideadan ibarettir. Benden bu içi boş söylemlerden cevap vermemi bekliyorsunuz. Sizin önce bunların içini doldurmanız ve bunların doğruluğunu ispata çalışmanız gereklidir. Yoksa kitapta baştan sona kadar bu zemin üzerin kurgulanmıştır söylemi bir şey ifade etmiyor. Sizin özellikle; 1- 1960 öncesi Barzani eleştirisi, 1970 öncesi ABD-Melle Mustafa ilişkileri, kitabın bir resmi senaryo üzerine kurgulandığını, Dr. Şıvan'ın takiyye yaptığı vs. söylemlerinizi bilgi ve belgelere dayanarak ispat etmeniz yazmanız gerekiyor ki sizinle bu konularda tartışabilelim. Yoksa siz; böyle yazdınız, ben; yok ben öyle yazmadım, demekle bir yere varamayız. Yani ben kestirip atmıyorum, önce siz söylediklerinizin içini doldurun, sonra ben yazdıklarınızı okuyarak belki siz haklısınız der sizden bir şeyler öğrenir veya ona göre cevap vermeye çalışırım. Yani top sizde, bende değil. Şunun altını çizerek tekrar ediyorum. Kitap o dönem Kürt Özgürlük Mücadelelerinin Tasfiyesi üzerine kurgulanmıştır. Bu kurgu kitabın başından sonuna kadar net olarak görülmektedir. Tasfiyenin bir parçası da Kuzey hareketleridir. "Saitler Olayı" bu tasfiyenin bir parçasıdır. "Saitler Olayı" öne çıkarılmamıştır. Ancak bilinenler, şahitlerin söyledikleri ve yazılanlar doğrultusunda olay ele alınmıştır. Ben amacım ile yazdıklarım arasında bir çelişki görmüyorum. Eğer siz bunu görüyorsanız bunları göstermekle mesulsunuz.

Anonymous User
# Anonymous User
Tuesday, December 6, 2011 12:14 AM
Fuat Önen
1-Kek Selahadin, söylenenleri anlayarak, yazılanlar üzerinden tartışmaya çalışmalıyız. ”Ve bu konuda benim adıma düşünüyor ve benim adıma tesbitlerde bulunuyorsunuz. Bunu kitap için de yapıyorsunuz.” diyorsunuz. Diyorsunuz da bunu nerden çıkarıyorsunuz? Tanıdığım, bildiğim biri değilsiniz. Sevgili dostum Ahmet Önal’ın daveti üzerine, Şıvan’ı anma ve kitabınızı tanıtım toplantısına katıldım. Kitabınızı okuyarak geldim. Toplantıda yaptığım konuşmanın bir bölümünde de derleyicisi olduğunuz kitabın 1975lerden beri dillendirilen 2.resmi senaryoyu esas aldığını söyledim ve bunu zamanın elverdiği ölçüde temellendirmeye çalıştım. Siz buna cevab verme gereği duydunuz, ben de cevabınız üzerine düşündüklerimi yazdım. Bunun sizin adınıza düşünmek ve tesbitlerde bulunmakla ne ilgisi var? Kendi adıma kitabınızla ilgili bir değerlendirme yapıyorum. Bunu dikkate alıp almamak, değerlendirip değerlendirmemek sizin tercihinizdir.
2- Cevabınızda yazdıklarınızın hiçbir resmi kurgu ile ilgisi olmadığını söylediniz. Son cevabınızda kitabın Kürt hareketinin tasfiyesi üzerinden kurgulandığını Saitler olayının da bu kurgunun bir parçası olduğunu söyleyerek tesbitimin doğruluğunu kabul etmek durumunda kalıyorsunuz. Benim 2.resmi senaryo dediğim de bu kurgudur ve 35 yıldır var, sizin kurgunuz da değildir. Kitabınızdaki diğer bölümler gibi bu kurguda derlenmiştir.
3- Bana söylemediğim şeyleri söyletip bunları ispata çağırıyorsunuz. 1960 öncesi Barzani eleştirisini siz gündeme getirdiniz ve bunun mümkün de doğru da olmadığını söylediniz. Ben de bu tutumun yanlış olduğunu hiç kimsenin ve hiçbir dönemin eleştiriden muaf tutulamayacağını söyledim. Sizin bu fetvanızın altını ben niye ve nasıl doldurayım? Amacınızla yazdıklarınız arasında bir çelişkiden söz etmedim, amacınızı değil yazdıklarınızı tartıştığımı söyledim. Sizi de böyle yapmaya, kişiselleştirmeden yazılanları tartışmaya davet ettim. Bunu anlamak o kadar zor olmasa gerektir.
4- Bana cevab vermek adına söyledikleriniz şunlardır: “ben önyargılı okuduğum için anlamıyorum, anlarsam eleştirilerimden vazgeçeceğim”, Eleştirilerinizin çoğunun içi boş söylemlerdir. Sadece bir ideadan ibarettir”.
Kitabınız, adı üzerinde bir derleme. Yani belli bir konuda önceden yazılmış, söylenmiş, yayınlanmış bilgi ve belgeleri bir araya getiren bir çalışma. Kitabınıza aldığınız metinlerin tamamına yakınını ve daha fazlasını da önceden bilen, okuyan, değerlendiren birisi olarak konu hakkında kanaatları, yargıları olan birisiyim. Toplantıda konu hakkında değerlendirmeyi de bu çerçevede yaptım. Derlemenizde benim konu hakkında yeniden düşünmeme neden olacak yeni hiçbir şey yoktur. Sizin de konu hakkında yeni hiçbir değerlendirme ya da analiziniz yoktur. Bu durumda değerlendirmelerimin önyargıdan kaynaklandığını ve doğru okursam eleştirilerimden vazgeçeceğimi söyleme hakkını nerden buluyorsunuz? Yabancısı olduğunuz bir alanda yaptığınız derlemeyi doğru okur ve anlarsam yargılarımdan vazgeçeceğim sanısına nerden kapılıyorsunuz?
5-Ön yargılısın, eleştirilerinin içi boştur, anlamıyorsun, türü seviye ve saygıyı zorlayan uslubunuz, fikrin bittiği yerde küfrün başlayacağına işarettir. Önceki yazımda da belirttiğim gibi tartıştığımız konularda anlaşmak zorunluluğumuz yoktur. Ben size beni anlarsanız yargılarınız değişecek ve bana hak vereceksiniz demiyorum. Toplantıdaki konuşmada da belirttiğim gibi durulan yer ve bakış açısına bağlı olarak herkesin bir Dr.Şıvan’ı vardır. Ben nerden baktığımı ve nasıl değerlendirdiğimi kısa bir konuşma çerçevesinde söyledim. Bu uslubla verimli bir tartışmayı mümkün görmediğim için tartışmayı burada bitirmek istiyorum..

Post Comment

Name (required)

Email (required)

Website

Kürt siyasetinde egemen siyaset tarzı
admin
Kürt siyasetinde egemen siyaset tarzı
Kürdistan da bağımsızlıkçılık görünür değildir. Kuzey Batı Kürdistan’da da bu böyledir, Kürdistan’ın diğer parçalarında da bu böyledir. Yalnız şuna dikkat etmenizi isteyeceğim, son bir-iki yılda özellikle Orta Güney Kürdistan’da cid...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (242)


Her hiyerarşik ilişki bir şiddet potansiyeli taşır 
Fuat Önen
Her hiyerarşik ilişki bir şiddet potansiyeli taşır 
Hiyerarşik bir düzenlemenin olduğu her ilişki bir şiddet potansiyeli taşır; bu sınıflar arası hiyerarşide de böyledir, aile içinde de böyledir, iş yerinde şef ve şef altındakilerle arasındaki ilişkide de böyledir. Her hiyerarşik ilişki bir şiddet pot...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (109)


Dünya düzeni
Fuat Önen
Dünya düzeni
Bu Dünya Savaşının 1918’de sona erdiği söylenir. Gerçekten 1918’de Dünya Savaşı sona erdimi?  Eğer yine dünyayı Avrupa’dan ibaret kabul edersek, evet sona erdi, Avrupalı devletler Avrupa’da savaşmaya son verdiler.  A...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (146)


Devrimcilik aynı zamanda kendi tarifleri olmaktır
Fuat Önen
Devrimcilik aynı zamanda kendi tarifleri olmaktır
Devrimci siyaset, tanımları olan siyasettir. Devrimci tarifli insandır. Devrimci siyaset ve devrimciler neye karşı olduklarını ve karşı olduklarının yerine neyi getireceklerini çok açık-seçik dile getiren hareketler ve insanlardır. Tariflerimize dönü...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (259)


Tarifleri bozma ve sömürgecilik
Fuat Önen
Tarifleri bozma ve sömürgecilik
Türkiye’deki egemen siyasetin ve siyasetçilerin Türkiyeci olmalarından daha doğal bir şey yok. Bu devletin kuruluş mantığı budur. Onun için bir AKP’li, bir CHP’li, bir MHP’li yada Türkiye partilerinden herhangibirisinin Türkiy...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (504)


Her tür milliyetçiliğe karşı olmak
Fuat Önen
Her tür milliyetçiliğe karşı olmak
Kürt milliyetçiliğine karşı olmanızın teorik, siyasi argümanları nelerdir? Kürt milliyetçisi olmamanızı anlayabiliriz ancak önünüzde devasa, saldırgan, jenosidal bir türk milliyetçiliği ve türk siyaseti varken, her tür milliyetçilik gibi argümanları...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1781)


23 ve 24 Nisan’ın iki Figürü: Mithat Sancar ve Fırat Aydınkaya

23 ve 24 Nisan’ın iki Figürü: Mithat Sancar ve Fırat Aydınkaya
Figürlerden biri Mithat Sincar, Türkiye Mecilisi'ndeki konuşmasıyla Türk devletini, Türklerin Atatürk'ünü ve Atatürkçüleri gözümüzde şirin göstermeye çalışıyor. Diğeri ise Fırat Aydınkaya, o da anlatımlarıyla Kürtleri kötüleyerek, Türkleri...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1459)


TC’nin Rusya ve ABD ile sürdürdüğü bu siyasi dans, uzun vadede sürdürülebilir değildir.
Fuat Önen
TC’nin Rusya ve ABD ile sürdürdüğü bu siyasi dans, uzun vadede sürdürülebilir değildir.
Bu yenilginin temel nedenlerinden birisi ABD ile kurulan ilişki biçimidir. Hiçbir siyasi anlaşmaya gidilmeden yapılan askeri işbirliği, yenilgiye yol açmıştır. Üstelik bu askeri işbirliği için temel siyasi hedeflerden vazgeçilmiş, Batı Kürdistan yeri...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1279)


ULUSAL BIRLIK, IÇINE HERKESIN HER ŞEYI KOYABILECEĞI BIR KAVRAM DEĞILDIR
Fuat Önen
ULUSAL BIRLIK, IÇINE HERKESIN HER ŞEYI KOYABILECEĞI BIR KAVRAM DEĞILDIR
Meclisteki “Kürt” milletvekilleri Türk meclisini, kendi şereflerini yerlerde süründürmek pahasına şereflendirmişlerdir. Aslında mecliste Kürt milletvekili yoktur. Meclise Türk olarak gidiyorlar ve Türklük, Atatürkçülük üzerine yemin ediyo...
Hejmara şirova (6)   Lê nerin (1102)


Kendimiz olarak ve kendimiz kalarak siyaset arenasında yer almalıyız.
Fuat Önen
Kendimiz olarak ve kendimiz kalarak siyaset arenasında yer almalıyız.
Türkiye eskiden CHPnin zinde güclerle ilişkisini tartışırdı. CHPnin bu güçlerle ilişki üzerinden iktidar kurguladığını söylerdi. Bu iddialar yanlış da değildi. Belki korelasyon yanlış kuruluyordu. Zinde güçler iktidarlarını CHP üzerinden sürdürüyorla...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1158)


Page 1 of 8First   Previous   [1]  2  3  4  5  6  7  8  Next   Last