×
PKK û Desthilata li Başûrê Kurdistanê

PKK û Desthilata li Başûrê Kurdistanê
Di van şerdan de eger PKK dixwaze ber bi axa Başûr ve paşve here, divê bi hikûmeta Başûr re li hev bike û li gorî serwerîya Başûr tevbigere. Na, heke PKK serwerîya Başûr nas nake divê di qada şer de bimîne û li dijî hicûmên dewleta dagirker têbikoşe....
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (463)


Mirovê Aqil: Mîthat Sancar
Fuat Önen
Mirovê Aqil: Mîthat Sancar
Di dawîya sala 2012yan de pêvajoyeke nû li Îmraliyê hat li darxistin. Çarçoweya vê pêvajoyê di peyama Ocalanî ya di Newroza 2013yan de hate destnîşan kirin. Di wê peyamê de işaretî 3 ruhan û xwişk û biratîyekê dihat kirin. Gîyanên ku dê “Kêşeya...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (724)


Du fîgurên 23-24ê Nîsanê: Mîthat Sancar û Firat Aydinkaya
Fuad Onen
Du fîgurên 23-24ê Nîsanê: Mîthat Sancar û Firat Aydinkaya
Yek ji wan (Mîthat Sancar), hewl dide ku meclîsa tirkan, dewleta tirkan, Ataturkê tirkan û ataturkçîtîya tirkan li pêş çavên me xweş bike. Yê din jî (Firat Aydinkaya), hewl dide ku kurdan li pêş çavên me reş bi...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (588)


DIVÊ KURD YEKÎTÎ Û SERXWEBÛNA KURDISTANÊ JI XWE RE BIKIN MIJARA MAN Û NEMANÊ
Fuad Onen
DIVÊ KURD YEKÎTÎ Û SERXWEBÛNA KURDISTANÊ JI XWE RE BIKIN MIJARA MAN Û NEMANÊ
Diplomasî, sîyaseta nazenîn e. Ji bo diplomasîyeke baş, berî her tiştî siyasteke baş, yekgirtî û Kurdistanî pêwîst e. Li başûrê welatê me mixabin siyaseteke bi vî rengî ne serdest e. Parlamana me heye, hikumeteke me heye lê siyaseteke serxwebûnxwaz û...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1566)


Dewleta Tirkan nikare bi serê xwe li Qendîl ê operasyoneke leşkeri bimeşîne
Fuad Onen
Dewleta Tirkan nikare bi serê xwe li Qendîl ê operasyoneke leşkeri bimeşîne
Qendîl rêzeçîya ye û di sêkoşeya başûr, bakur û rojhilatê Kurdistanê de dimîne. Dagirkirina wê derê ne ew çend hêsan e. TC çima di vê deme de qala dagirkirina Qendîlê dike? Li Tirkîyê hilbijartin heye, argumenta her du bereyên dagirker (Cumhur û Mill...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1341)


HILBIJARTINA TIRKAN, HDP Û HELWESTA HIN PARTÎYÊN KURDAN
Fuad Onen
HILBIJARTINA TIRKAN, HDP Û HELWESTA HIN PARTÎYÊN KURDAN
Em nabêjin ku hilbijartina Tirkan me aleqedar nake, em dibêjin ku ev hilbijartina dewleteke dagirker e, hebûna dewleta Tirkan li Kurdistanê ne rewa ye, ev dewlet bi hemû dam û dezgehên xwe dagirker e û divê ev dewlet ji bakur-rojavayê Kurdistanê derk...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1189)


HILBIJARTINÊN DEWLETÊN DAGIRKER Û HELWESTA KURDAN
Fuad Onen
HILBIJARTINÊN DEWLETÊN DAGIRKER Û HELWESTA KURDAN
Ne xwezayî ye ku sîyasetmedarên Kurdan wek yên Tirkan bipeyivin, nakokîyên di nav sîyaseta Tirkan de mezin bikin û di nav sîyaseta Tirkan de ji xwe re li cîyekî bigerin. Divê sîyasetmedarên Kurdistanê zanibin ku ev ne hilbijartina me ye, ev hilbijart...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1319)


TÊKÇÛNA ŞERÊ CEBHEYA KERKÛKÊ
Fuad Onen
TÊKÇÛNA ŞERÊ CEBHEYA KERKÛKÊ
Şerê li cebheya Kerkûkê rû da, bersîva dewletên dagirker û parêzerên sistemê ye. Di vê cebheyê de em têkçûn. Berpirsê vê têkçûyinê yê yekem Serok Barzanî ye. Ev bêyî ku em hûrgilîyên şerê cebheya Kerkûkê bizanibin wisa ye. Serokatî ne ciyê gazindan c...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2049)


YEKÎTÎYA KURDAN Û YA PARTÎYÊN KURDAN JI HEV CUDA NE
Fuad Onen
YEKÎTÎYA KURDAN Û YA PARTÎYÊN KURDAN JI HEV CUDA NE
Di nav tevgerên rizgarîya neteweyî de kesî bi qasî tevgera rizgarîya neteweyî ya Kurdan nîqaşên teorîk nekiri ye. Em di nivîsarên Ho Shi Min, Amilcar Cabral, Mahatma Ghandi, Fidel Castro û yên wekî wan de tûşî nîqaşên teorîk li ser netewe an netewepe...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2495)


TC ÇIMA JI YEKÎTÎYA AXA ROJAVAYÊ KURDISTANÊ DITIRSE?
Fuad Onen
Ez ne di wê bawerîyê de me ku TC yê karibe Efrînê dagir bike û li wir pêşî li Kurdan bigire. Bi sedem ku TC nikare bakurê Kurdistanê wek berê bi rêve bibe, anuha her navçeya bakurê Kurdistanê ji bo TC bûye baregehên leşkerî û nêvîyê artêşa xwe li Kur...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1944)


Page 1 of 4First   Previous   [1]  2  3  4  Next   Last   
09

KÜRT SİYASETİNDE BAĞIMSIZLIKÇILIK İZMİR KONFERANSI
-1-
FUAT ÖNEN

Arkadaşlar hoşgeldiniz, 
Hepinize teşekkür ediyorum, katıldığınız için. Doğrusu Kürtçe konuşmayı planlıyordum. Dün, arkadaşlar Türkçe konuşmam gerektiğini söylediler. Bu nedenle tebliğin dili için Türkçe ’de karar kılındı.


Bugün Kürt, Kürdistanî siyasetlerde, bağımsızlıkçılık üst başlığı altında, bir sohbet toplantısı yapacağız. Bu üst başlık altında sizlerle paylaşmaya çalışacağım, birkaç konu var:


Birincisi dünya düzeni, dünya devletler sistemi, Kürdistan meselesinin bununla ilişkisidir. Bu konuda, 20.yy’da, Kürdistan meselesinin esas itibariyle 1919’da Cemiyet-i Akvam marifetiyle oluşturulan ve 1945 te Birleşmiş Milletler marifetiyle güncellenen dünya devletler sisteminde Kürtlere yer verilmemesi meselesi olduğunu iddia edeceğim ve böyle düşündüğüm için de Kürdistan meselesinin herhangi bir devletin iç meselesi olmadığını söyleyeceğim. Bu anlamda Kürdistan meselesinde kalıcı çözümün Bağımsız Birleşik Kürdistan’da olduğunu öne süreceğim. Sizinle bunu tartışacağım.


İkinci mesele, Kürdistan siyasetinde bağımsızlıkçılıktır. Son dönemlerde Kürt siyasetinde otonomist ve federalist siyaset tarzının egemen olduğunu biliyorum. Bu egemenlik, Kürdistan’da bağımsızlıkçı siyasetin marjinal olduğu, ve tarihte kökleri olmadığı gibi bir algıya yol açıyor. Bu başlıkta da Kürdistan’da bağımsızlıkçı damarın aslında çok güçlü bir damar olduğu, üç asra yayılan Kürt Ulusal Kurtuluş Mücadelesinde bağımsızlıkçı siyaset tarzının da ciddi kökleri olduğunu öne süreceğim.


Üçüncü olarak barış, çözüm, müzakere süreci olarak adlandırılan süreçlerin aslında AKP’yle başlayan bir süreç olmadığını, Türk Egemenlik Sistemi’nin(TES) 20 yıla yakın süren bir restorasyon çabası olduğunu, daha doğrusu bir restorasyon zorlaması olduğunu, anlatmaya çalışacağım. Bu bölümde de bu süreçlerin TES’in kendini restore etme sürecinin hem kapasitesi bakımından hem de niyetleri bakımından Kürdistan sorununu çözmeye elverişli olmadığını iddia etmeye çalışacağım.


Son olarak arada bir yerde, eğer fırsat bulursam demokrasi meselesiyle ilgili düşüncelerimi sizinle paylaşmayı planlıyorum. Burada da esas olarak söyleyeceğim şudur: Türkiye’nin çok ciddi bir demokrasi sorunu var, bu doğrudur ancak,  Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk devletinin demokratizasyonu ile Kürdistan meselesinin çözümü birbiriyle ilgili olsa da birbirinin yerine ikame edilemeyecek kadar birbirinden farklı iki konudur. Sonuç itibariyle demokrasi meselesi ya daTürk devletinin demokratizasyonu meselesi elde mevcut bir devletin demokrasi dışı olduğu varsayılan bazı yanlarının giderilmesi meselesidir. Kürdistan meselesi ise Kürt milletinin kendi topraklarında devletleşmesi meselesidir. Bu iki mesele birbiriyle ilgili olsa da birbirinin yerine ikame edilemeyecek kadar birbirinden ayrı iki mesele olduğunu öne süreceğim.


Şunun için bu tariflerle başladım. Dünyanın her tarafında egemenlik ilişkisinin bulunduğu her yerde egemenler, ezenler, yönetenler bu yönetme faaliyetini ezilenlerin tariflerini bozmak üzerinden yaparlar. Bu anlamda tarifleri bozmak bir yönetim sanatıdır ve ezilenlere baskı altında tutulanlara dönük bir ideolojik saldırıdır. Dünyadaki tüm toplumsal eşitsizlik ve ayrıcalıkları üç ana başlık altında toplarsak; sınıfsal, ulusal ve cinssel eşitsizlik ve ayrıcalıklar olarak sınıflarsak göreceğiz ki her üç alanda da egemenler ezilenlerin tariflerini bozmak üzerinden yönetiyorlar. Örneğin sınıfsal eşitsizlik ve ayrıcalık alanında sürdürülen mücadelelerde gördüğümüz şudur; 


Burjuva iktisatçıları, kapitalist ekonomistler üretim sürecini şöyle tarif ederler: Muhayyel bir piyasa var, işçi bu piyasaya iş gücüyle gelir, sermaye sahibi sermayesiyle gelir. Orada bir de müteşebbis vardır, bu üçü birlikte bir üretim faaliyeti yürütürler. Bu üretim faaliyetinin sonunda da her üç taraf kendi payına düşeni alır. Bu tarife göre son derce mâkûl, içinde sömürü mömürü olmayan bir ortaklık faaliyetidir. Aslında Marx’ın Kapital’deki bütün çalışmaları emekçilerden yana bir tarif oluşturma çabasıdır.


Cinssel eşitsizlik- ayrıcalık alanına geldiğimiz zaman çok ünlü sözler vardır. Bunlardan biri: “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır.” sözüdür. İlk bakışta kadına dönük bir iltifat olarak algılanabilir bir sözdür. Ama, eğer kadınlar niye arkadadır, niye görünmezdirler. Bu, sorunun üstünü örten bir tariftir. Bunu biraz uç tarifi de : “Kadınlar çiçektir, tarifidir ki kadın aktivistleri buna şuna cevap verirler. Biz nebat değiliz sizin gibi insanız, niye kadınlar çiçek olsun?”


Ulusal eşitsizlik-ayrıcalık sahasına ve burada sürdürülen mücadelere döndüğümüz zaman, geldiğimiz zaman görüyoruz ki kolonyalistler ezilen ulusların tariflerini bozmak için çabalarlar. Kolonyalistlere göre örneğin Fransız kolonyalistlerine göre aslında Fransa, Cezayir’e medeniyet götürmektedir. İtalyan kolonyalistlerine göre İtalyanlar, Libya’ya medeniyet götürmektedirler. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk dönemlerini hatırlayın. Türkiye Cumhuriyeti işini gücünü bırakmış Kürdistan’a medeniyet götürmekle meşguldür. Ama kolonyalist tarih, ezilen ulusu medeniyet karşıtı topluluklar olarak tarif ederler. Onun için İtalyanlara göre Ömer Muhtar medenileşemeyen bir yabanidir. Türkiye Cumhuriyeti’ne göre Şex Said, Seyit Rıza medeniyeti algılamayan, bunun için de Türkiye Cumhuriyeti’nin bu çok iyi niyetli medeniyet götürme çabasına itiraz eden gericilerdir. Şimdi bu tarif bozma meselesi özellikle alt-üst oluş dönemlerinde, kriz dönemlerinde kampanyalar halinde gelişmeye başlar. Bugünkü konumuzla ilgisi bakımından iki ayrı kampanyaya işaret edeceğim.


Birincisi devletlerarası ölçekte yürütülen kampanyalardır. 1990’larda başlayan bir kampanyadır. Samuel Huntington’un Medeniyetler Çatışması kitabını bu tarifleri bozmaya dönük kampanyanın örnekleri olarak değerlendirmek gerekir. Biliyorsunuz Francis Fukuyama Sovyetler Birliği’nin çözülmesinden sonra “Tarihin Sonu geldi.” dedi. Fukuyama’ya göre, “o zamana kadar işte  önceki imparatorlar arası savaş, sonra dinler arası savaş ve sonra faşizm ve kominizm gibi bu uç ideolojilerin yol açtığı savaşlar idi. Ama Sovyetler Birliği çözüldükten sonra bütün bu ideolojilerin sonu geldi ve dünyada tek rasyonel akılcı ekonomik sistem serbest piyasa ekonomisidir, tek akılcı düşünce de liberalizmdir.” Teke indiği için de artık bunların sonu geldiği ilan edildi. Aynı anlama gelmek üzere ideolojilerin sonu geldi. Samuel Huntington, bunu bir miktar daha öteye götürdü. Bu medeniyetler hiyeşarisinın en temelinde de “Batı Medeniyeti” var. Onun karşısında hemen yanında da “Kuzey Afrika İslam Medeniyeti, Ortadoğu Medeniyeti” var. İşte “Çin-Hint-Japon Medeniyeti” var. Oradan dönünce de Rusların temsilciliğini yaptıkları bir “Ortodoks Medeniyeti” var, diye sözeder. Şimdi bu her ikisine de baktığımız zaman ortada bir sınıf çatışması yok, ortada emperyalistlerin pazar paylaşımı, bunun için doğal bir çatışma yok, ezilen ulusların kendi geleceklerini belirlemek üzere sürdürdükleri bir mücadele yok. Ortada ne olduğu çok ta belli olmayan medeniyetler arası çatışma var ve zaten ideolojilerin de sonu gelmiştir. Dolayısıyla batının öne çıkardığı ekonomik modeli ve siyaset modellerini kabul etmeyenler bir bütün olarak akıldışı ilan edilmeye başlandı. Bunu böyle topyekûn tarifleri bozma kampanyası olarak algılamak mümkündür.


Son yirmi yılda Türkiye’de Kuzey Batı Kürdistan’da buna benzer yoğun bir tarifleri bozma kampanyasıyla karşı karşıyayız. Bu kampanyayı esas itibariyle Türkiyeci bir kampanya olarak nitelendirmek mümkündür. Bundan kast etmek istediğim şudur: Türkiye bir devletin adıdır. Türkiye bir vatanın ya da bir milletin adı değildir. Türkiye’nin ardılı olduğu Osmanlı İmparatorluğu da böyleydi. Osmanlı sözcüğü bir milletin ya da bir yurdun ya da bir vatanın adı değil idi. Bir devletin adıydı. Hatta bu konuda Osmanlı İmparatorluğu’nun daha namuslu davrandığı da söylenilebilinir. Çünkü Osmanlılar zamanında biliyorsunuz “Memalik_i Osmani” Osmanlı Memleketi diye adlandırılıyor ve algılanıyordu. Bu, Osmanlı İmparatorluğu’na özgü bir şey değildi. Burda, ilerde fırsat olursa onu da tartışmak istiyorum. Bu imparatorluklar ile ulus devlet arasındaki farktır. “Türk Tarih Tezi ve Egemen Türk ideolojisi” bunu, Osmanlıların adaletine bağlarlar. İşte Osmanlılar girdiği, fethettiği yerlerde herkesin kendi dinini yaşamasına izin verdiğini belirtmek üzere söylerler. Bu, Osmanlıya özgü bir şey değil; bu, imparatorluk hukukuyla ilişkili bir şeydir. Örneğin; Çarlık döneminde Rusya Moğolistan’a, Gürcistan’a ve oradaki Türki cumhuriyetlere gittiği zaman, oraları da yönettiği zaman, Moskova’daki yaşam tarzını oraya dayatmış değildi. Bu, imparatorlukla ulus devlet arasındaki   bir faktır. Bu, imparatorluk mantığıyla ulus devlet mantığı arasındaki bir farktır. Bu durum Osmanlılara özgü  bir barışçılık ya da adaletli duruş değildir.


Şimdi Türkiyeci dediğimiz düşünme sistematiği şudur. Zaten Türkiye Cumhuriyeti’nin doksan yıllık pratiği bu devlet adını bir millet adına ve bir vatan adına dönüştürmek çabasıdır. Bu devletin egemenlik sahasında birden fazla ulus ve birden fazla da ülke gerçekliği vardır. Eğer siz birden fazla ülke ve ulus gerçekliğinin olduğu coğrafyadan bir ulus ve ülke yaratmak isterseniz, ulus-ülke gerçeklğine sahip kitlelere ulus-ülke gerçekliğini ortadan kaldırmak zorundasınız. Bu nedenledir ki Türkiye Cumhuriyetinin doksan yıllık pratiği esas itibariyle jenosidal bir pratiktir. Kısa süreli jenositlerle Ermeni, Süryani, Rum temizliği yapıldıktan sonra şu an Türk devletinin önünde Kürt halkının ulus-ülke gerçekliğini ortadan kaldırmak kalmıştır. Bunu da kısa süreli jenositle yapamayacağını bildiği için zamana yayılan bir jenositle Kürt halkının ulus-ülke gerçekliğini ortadan kaldırmaya çalıştı. Bu nedenle Kuzey-Batı Kürdistan daha önce Fırat’ın doğusu ve Malatya, 1941’deki Coğrafya Kongresi’nden sonra da Doğu ve Güneydoğu Anadolu olarak değiştirilmiştir. Burda hedeflenen Kürt halkının ülke gerçekliğini ortadan kaldırmaktır. Bu nedenle Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğu söylenmiştir. Burada da hedeflenen, Kürt halkının ulus gerçekliğini ortadan kaldırmak ve bunu tek millet içine çekebilmekti. Bu tümüyle jenosidal bir projedir.


Şimdi  Arkadaşlarım, Türkiye’deki egemen siyasetin ve siyasetçilerin Türkiyeci olmalarından daha doğal bir şey yok. Bu devletin kuruluş mantığı budur. Onun için bir AKP’li, bir CHP’li, bir MHP’li yada Türkiye partilerinden herhangibirisinin Türkiyeci düşünüp bununla siyaset yapmaları anlaşılır bir şeydir. Burada bizim itiraz ettiğimiz Kürt siyasetinde deTürkiyeci bir zihniyetin gelişmeye başlamasıdır. Bu Kürt siyasetindeki Türkiyeciliğin, Türk siyasetinin Kürdistan siyasetinde görünür hale gelmesi olarak değerlendirmek lazımdır. Şunu anlatmaya çalışıyorum. Geçenlerde siz de izlemişsinizdir. Geçen sene Katalanyalılar bir bağımsızlık zinciri oluşturdular. Bu sayede  Katalanya Parlementosu, Katalanya’nın İspanya’dan ayrılıp ayrılmamasını kararlaştıran bir referanduma gitmeyi karar altına aldı. İspanya Parlementosu  bunu reddetti. İspanya Başbakanı’nın izahı şudur: iki cümleyle  “Biz, Katalanyasız bir İspanya düşünemeyiz. İki, AB’nin dışına çıkmış bir Katalanya da düşünemeyiz.” Şimdi İspanya Başbakanı’nın bu sözleri bize, Türkiye de Kürdistan’da söylenmiş benzer sözleri hatırlatıyor. Ancak, orda bunu söyleyen İspanya Başbakanı’dır. Oysa şu soru orta yerdedir: Katalanyasız bir İspanya niye mümkün olmasın? Katalanya İspanya’dan ayrıldığı zaman niye Avrupa Birliği’nin dışına çıkıyor. Katalonya da İspanya gibi İspanya’nın yanında İspanya’nın komşusu olarak AB’ne girebilir. İspanya da pekala Katalanyasız da yaşayabilir. İkisinin arasında da bir ölüm ilişkisi yoktur.

Posted in: tirki

Comments

There are currently no comments, be the first to post one!

Post Comment

Name (required)

Email (required)

Website

Türk Devlet Başkanı "kürt sorunu yoktur" demiş.
Fuat Önen
Türk Devlet Başkanı "kürt sorunu yoktur" demiş.
Türk Devlet Başkanı "kürt sorunu yoktur" demiş. Sosyal medyada buna dönük tepkiler yoğunlaştı. Kürt sorunu vardır diyen arkadaşlar bu açıklamaya kızmışlar. Dikkat edilirse kızgın arkadarkadaşların çoğu 2005 yılında Erdoğanın "kurt soru...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (74)


Kürt siyasetinde egemen siyaset tarzı
admin
Kürt siyasetinde egemen siyaset tarzı
Kürdistan da bağımsızlıkçılık görünür değildir. Kuzey Batı Kürdistan’da da bu böyledir, Kürdistan’ın diğer parçalarında da bu böyledir. Yalnız şuna dikkat etmenizi isteyeceğim, son bir-iki yılda özellikle Orta Güney Kürdistan’da cid...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (313)


Her hiyerarşik ilişki bir şiddet potansiyeli taşır 
Fuat Önen
Her hiyerarşik ilişki bir şiddet potansiyeli taşır 
Hiyerarşik bir düzenlemenin olduğu her ilişki bir şiddet potansiyeli taşır; bu sınıflar arası hiyerarşide de böyledir, aile içinde de böyledir, iş yerinde şef ve şef altındakilerle arasındaki ilişkide de böyledir. Her hiyerarşik ilişki bir şiddet pot...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (165)


Dünya düzeni
Fuat Önen
Dünya düzeni
Bu Dünya Savaşının 1918’de sona erdiği söylenir. Gerçekten 1918’de Dünya Savaşı sona erdimi?  Eğer yine dünyayı Avrupa’dan ibaret kabul edersek, evet sona erdi, Avrupalı devletler Avrupa’da savaşmaya son verdiler.  A...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (232)


Devrimcilik aynı zamanda kendi tarifleri olmaktır
Fuat Önen
Devrimcilik aynı zamanda kendi tarifleri olmaktır
Devrimci siyaset, tanımları olan siyasettir. Devrimci tarifli insandır. Devrimci siyaset ve devrimciler neye karşı olduklarını ve karşı olduklarının yerine neyi getireceklerini çok açık-seçik dile getiren hareketler ve insanlardır. Tariflerimize dönü...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (354)


Tarifleri bozma ve sömürgecilik
Fuat Önen
Tarifleri bozma ve sömürgecilik
Türkiye’deki egemen siyasetin ve siyasetçilerin Türkiyeci olmalarından daha doğal bir şey yok. Bu devletin kuruluş mantığı budur. Onun için bir AKP’li, bir CHP’li, bir MHP’li yada Türkiye partilerinden herhangibirisinin Türkiy...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (597)


Her tür milliyetçiliğe karşı olmak
Fuat Önen
Her tür milliyetçiliğe karşı olmak
Kürt milliyetçiliğine karşı olmanızın teorik, siyasi argümanları nelerdir? Kürt milliyetçisi olmamanızı anlayabiliriz ancak önünüzde devasa, saldırgan, jenosidal bir türk milliyetçiliği ve türk siyaseti varken, her tür milliyetçilik gibi argümanları...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1933)


23 ve 24 Nisan’ın iki Figürü: Mithat Sancar ve Fırat Aydınkaya

23 ve 24 Nisan’ın iki Figürü: Mithat Sancar ve Fırat Aydınkaya
Figürlerden biri Mithat Sincar, Türkiye Mecilisi'ndeki konuşmasıyla Türk devletini, Türklerin Atatürk'ünü ve Atatürkçüleri gözümüzde şirin göstermeye çalışıyor. Diğeri ise Fırat Aydınkaya, o da anlatımlarıyla Kürtleri kötüleyerek, Türkleri...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1579)


TC’nin Rusya ve ABD ile sürdürdüğü bu siyasi dans, uzun vadede sürdürülebilir değildir.
Fuat Önen
TC’nin Rusya ve ABD ile sürdürdüğü bu siyasi dans, uzun vadede sürdürülebilir değildir.
Bu yenilginin temel nedenlerinden birisi ABD ile kurulan ilişki biçimidir. Hiçbir siyasi anlaşmaya gidilmeden yapılan askeri işbirliği, yenilgiye yol açmıştır. Üstelik bu askeri işbirliği için temel siyasi hedeflerden vazgeçilmiş, Batı Kürdistan yeri...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1334)


ULUSAL BIRLIK, IÇINE HERKESIN HER ŞEYI KOYABILECEĞI BIR KAVRAM DEĞILDIR
Fuat Önen
ULUSAL BIRLIK, IÇINE HERKESIN HER ŞEYI KOYABILECEĞI BIR KAVRAM DEĞILDIR
Meclisteki “Kürt” milletvekilleri Türk meclisini, kendi şereflerini yerlerde süründürmek pahasına şereflendirmişlerdir. Aslında mecliste Kürt milletvekili yoktur. Meclise Türk olarak gidiyorlar ve Türklük, Atatürkçülük üzerine yemin ediyo...
Hejmara şirova (6)   Lê nerin (1166)


Page 1 of 8First   Previous   [1]  2  3  4  5  6  7  8  Next   Last