Fuad Önen
TÊKÇÛNA ŞERÊ CEBHEYA KERKÛKÊ
Fuat Önen
Şerê li cebheya Kerkûkê rû da, bersîva dewletên dagirker û parêzerên sistemê ye. Di vê cebheyê de em têkçûn. Berpirsê vê têkçûyi...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (377)


YEKÎTÎYA KURDAN Û YA PARTÎYÊN KURDAN JI HEV CUDA NE
Fuat Önen
Di nav tevgerên rizgarîya neteweyî de kesî bi qasî tevgera rizgarîya neteweyî ya Kurdan nîqaşên teorîk nekiri ye. Em di nivîsarên Ho Shi Min, Amilcar Cabral, Mahatma Ghandi, Fide...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (791)


TC ÇIMA JI YEKÎTÎYA AXA ROJAVAYÊ KURDISTANÊ DITIRSE?
Fuat Önen
Ez ne di wê bawerîyê de me ku TC yê karibe Efrînê dagir bike û li wir pêşî li Kurdan bigire. Bi sedem ku TC nikare bakurê Kurdistanê wek berê bi rêve bibe, anuha her nav&cc...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (526)


REFERANDOMA SERXWEBÛNA KURDISTANÊ
Fuat Önen
Serxwebûna Kurdistanê di herêma Rojhelata Nêzîk de şoreşek e û ew ê nîzama dagirker hilweşîne. Ji ber vê yekê her çar dewletên dagirker; di serî de jî dewleta ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (668)


SERXWEBÛNA BAŞÛRÊ KURDİSTANÊ GENGEŞÎYÊN Dİ NAV ŞÎA Û SUNEYAN DE ŞENGAL Û HÎLALA ŞÎA RIZGARBÛNA ROJAVAYÊ KURDISTANÊ
Fuat Önen
Em nizanin ku bi çi sedemê rê lê vekirin ku hêzên Haşdî Şabî têkevin hin deverên Şengalê û ew van deveran “rizgar” bikin. Hêza pêşmergeyan heye ku her bi...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (601)


Arîşeyên Şengalê
Fuad Onen
Miletê Kurd têra xwe xwedî dijmin e, tevgera rizgarîya neteweyî ya Kurdistanê ji serî de çar dewletên dagirker ji xwe re kiriye hedef. Ev dewlet li dinyê jî xwedî mutefîk ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1186)


Armanckirina “kongreyeke netewî” ya ku ne li dijî tu dewletan e dibe devjêberdana mafê dewletbûna netewa Kurd!
Fuad Onen
Ev civîna ku berê wek Konferansa Kurdistanê û dûre jîwek Kongreya Netewî ya Kurdan hat binavkirin, li ser tewereya (mihwer) KomaraTirkîyê (KT)-Ocalan-Barzani ketiye rojeva me û çekber...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (4460)


   «   [1]  2  3  4  5  »      
  
24

Nezire Cibo: Sayın Önen, Çalışma Grubuyöneticilerinden biri olup, yeterince tanınıyorsunuz. Yine de kendinizi Netkurdokurlarına biraz tanıtır mısınız lütfen?

Fuat Önen: Çalışma Grubu aktivistlerinden biriyim,yönetici değilim. Amed toplantısında grubun disiplinini benimsediğimiaçıkladım; bir yıl kadardır da arkadaşların yönetiminde Çalışma Grubufaaliyetlerine katılmaktayım.. İnsanın kendisi hakkında konuşması zordur.Kendimle ilgili 30 yıldır söyleyebildiğim şudur: Sosyalizmden yana devrimcidemokrat kimliğimle ulusal demokratik mücadelede yer alan Kürdistan’lı biryurtseverim.

Nezîrê Cibo: Ben şahsen Fuat Önen ismini İzmir DDKDile duymuştum. Doğrusu şu anda da adınızı o şekilde hatırlamaktayım. 1978’deDiyarbakır’da DDKD’nin merkezileşmesiyle ilgili tartışma ve toplantılaryapılırken sizi uzaktan tanıyordum. Siz ve arkadaşlarınız o kararakatılmadınız. 28 yıl sonra nedenini sorabilir miyim? İzmir DDKD ya da Fuat Öneno zaman ne düşünüyordu? Şimdi ne istemektedir?

Fuat Önen: Doğrusu orta yaşlılığımda benigençliğimle hatırlamanıza sevindim, sağ olun. İzmir DDKD ile merkezi DDKD ikiayrı örgütlenme modelidir. Bu ayrımı anlatabilmek için, bu derneklerin kuruluşve gelişim süreçlerini kısaca anlatmam gerekir. İlk DDKD lerin 1975-76yıllarında Türkiye’nin üç büyük kentinde kurulduğu unutuluyor: Ankara DDKD,İstanbul DDKD ve İzmir DDKD.


12 Mart darbesinden sonraki ilk Kürd gençlik derneği İzmir’de, İzmir DoğuYardımlaşma ve Kültür Derneği-İz. DYKD adıyla 1975 de kuruldu. İlk DDKDAnkara’da ikincisi İstanbul’da kurulmuştur. İz.DYKD hakkında açılan davalardandolayı işlemez hale gelince kapatılıp yerine İz.DDKD kuruldu.Her üç DDKD demetropollerde kurulan Kürd gençlik dernekleridirler.


Yönetim ve kuruluş şekilleri arasında fark olmakla beraber, gençlik örgütlerimodeli olarak aynı çizgideydiler. Kendilerini DDKO geleneğinin sürdürücüsüolarak tanımlıyorlardı, bütün yurtsever çevrelere açıktılar. Metropollerde Kürdgençliğinin birliğini sağlayarak, özgürlük hareketine katılmak ortak amaçlardı.Üç DDKD yönetimi arasında siyasi bir hareket kurmak için ilişkiler var olup,başlangıçta bu ilişkiler yurtsever sosyalist bir hareket amaçlıydı. Siyasişekillenme ve örgütsel ayrılıklar özgürlük hareketi içinde henüz görünmemekte,hareketimiz üzerinde Marksizm’in etkisi güçlenmekteydi.
Kürd gençlerinin çoğunun pusulasız,sınırsız sert bir arayış içinde olduğu birdönemden geçiyorduk. Yavaş yavaş 1971 öncesi arkadaşlar siyasi faaliyetlerebaşladılar; bir kısmı 71 öncesinden kalma ve bir kısmı da zindanlarda oluşanfarklılıklara dayanan siyasi gruplaşmalar çıktı ortaya. Diğer yandan uluslararası sosyalist hareketteki ayrılıklar da hızla gündemimizde yer almaya vebizleri etkilemeye başladı. Metropollerde sert tartışmalarla yol alan, Türksolu ile ilişkilerimiz de güçleniyordu. Temel tartışma noktalarımız;Kürdistan’ın sömürge olup olmadığı, Kürd Marksistlerin Türk solundan ayrıKürdistanî bir Marksist parti kurma haklarının olup olmadığıydı.


Bu üç faktör üç DDKD’nin birleşmesi ve siyasi bir hareket oluşturma çabalarınınsonuç vermemesine yol açtı. Ankara DDKD mahkeme kararıyla kapatıldı; hakkındamahkemelerce açılan davalar olmakla beraber İst.DDKD kendi kendini feshetti.İst.DDKD feshedilmeden önce iç problemlerden dolayı işlevsiz hale gelmiş veyönetiminde ortak bir tutum kalmamıştı. Örneğin, İstanbul’daki arkadaşlarınKomünü, ‘Yöntem’ yayınevinin mülkiyet hakkıyla ilgili tartışmalarla dağıldı.İstanbul Komünü İstanbul DDKD’nin kapatılmasından önce Maocu çizgiye yakındı;İstanbul DDKD’yi de o komün yönetiyordu. O döneme kadar siyasi grup olarak‘Komal’ ve ‘Özgürlük Yolu’ vardı. KDP de vardı, ancak metropollerdeki Kürdgençleri arasında etkisizdi. Fakat yeni bir grup da görünmeye başlamıştı.İsimlerini ilk olarak 1976’da duyduğum bu grup ‘Şıvancılar’dı.


Komal mensupları Ankara DDKD’nin kuruluşu ve ilk yönetimi üzerinde etkiliydi.Ancak o arkadaşların haklarını teslim etmek gerekir; DDKD’ye kendi çizgidernekleri gibi bakmıyorlar, çok renkli, çok sesli bir derneği savunuyorlardı.DDKD dağılıp, Kürd gençliğinin birliği DDKD ile sağlanamayınca, Komalcı(dahasonra Rizgarî) arkadaşlar ASK-DER adıyla kendi çizgilerinde gençlik derneklerikurdular.


Sadece İzmir DDKD kaldı. İzmir DDKD üzerinde hiçbir siyasi grubun etkisi yoktu.Her renkten yurtseverler bünyesinde faaliyet gösteriyorlardı. Yönetiminde degrup yandaşları olan arkadaşlar vardı, ancak dernek olarak hiçbir grup veyaörgütün çizgisinde değildi. Kürd gençlerinin birliği için birleşik birdernekti; siyasi hareket için de Marksist bir Kürdistanî parti kurulmasınısavunuyorlardı. Başkanı olarak ben dahil olmak üzere, İzmir DDKD’liarkadaşların çoğunluğu bu tutumu benimsiyordu. Kuşkusuz başka bölgelerde debizimle ilişkili arkadaşlar vardı; bizim aramızda da örgütlenme şekli konusundayer yer toplantı ve tartışmalar oluyordu. Özgürlük Yolu’ndan arkadaşlar da odönemde kendi gençlik örgütlenmeleri için DHKD’leri kurmaya başlamışlardı.

Sorunuzun yanıtına gelince:


Diyarbakır tartışmalarının konusu DDKD’lerin merkezileşmesi değildi. Tartışmalarınkonusu yurtsever gençlik için birleşik dernek idi. İlk toplantıda ASK-DER veDHKD’li arkadaşlara da çağrı yapılması için karar alındı.

O dönemde şu projeyi savunuyorduk: Kürd gençliğinin birliği içinKürdistan’da birleşik, federal bir derneğe ihtiyaç var. İlk toplantıya katılandernekler de homojen olmaktan uzaktılar, çizgi dernekleri değildiler. İlkDDKD’lerden sadece İzmir DDKD vardı aralarında. İstanbul DDKD’ninkapatılmasından sonra, üyelerinin bir kısmı DDKD adıyla yeni bir dernek kurdular,ancak bu DDKD ilk DDKD’lerin modeline uygun değildi; birleşik bir dernekdeğildi. Görüntüde kendisini DDKD’nin devamı gibi gösterse de, aslında‘Şıvancılar’ tarafından açılmıştı; sonradan anlaşıldığı gibi o artık bir çizgiderneğiydi. İstanbul DDKD adıyla o da Diyarbakır toplantılarına katıldı. Birkaçtoplantıdan sonra arkadaşların niyetinin Kürd gençleri için birleşik, federalbir dernek kurulması olmadığı görüldü. Amaçları DDKD adı altında çizgi derneği,‘Şıvancılar’ın derneğini kurmaktı. Bu sebeple birleşik, federal bir dernekkurma çabaları başarısız kaldı ve ‘Şıvancı’ arkadaşlar, Merkezi DDKD adıylakendi derneklerini kurdular.

Orada bir bölünme yaşanmış değildir,yaptığımız onlardan ayrılmak değil,fakat onlara katılmamaktı.


Çünkü derneklerin merkezi mi federal mı olacağı tartışmasının arkasında şusiyasi tartışma vardı: Biz, Kuzey Kürdistan’da Marksist bir parti olmadığını,dolayısıyla Marksist bir parti inşasını önümüze görev olarak koymamızgerektiğini, bu partinin de sadece bir grup veya gelenekten çıkmayacağını,birçok Marksist çevre ve kişinin katılımına ihtiyaç olduğunu söylüyorduk. Oarkadaşlar Marksist bir çekirdeğin olduğunu söylüyor, bizim de katılmamızıistiyorlardı. Çekirdek ve Marksist partiden kastettikleri T-KDP idi.

Bu konularda anlaşamayınca, aramızda yurtseverlik zemininde dostlukilişkilerini sürdürme kararı aldık. Onlar merkezi DDKD’nin kuruluşunabaşladılar, biz de İzmir DDKD’yi ilk kuruluşu temelinde sürdürdük. İzmir DDKD12 Eylül 1980 askeri darbesine kadar, arada bu çizgiden uzaklaşma veyakınlaşmalar olmakla beraber, bu temelde çalışmalarını sürdürdü. 12 Eylüldarbesiyle kapatıldı; Kürd gençlik mücadelesi tarihinin bir parçası oldu.


Umarım fazla uzatmadan, sorunuzu yanıtlamış oldum. Ancak diğer sorunun yanıtınageçmeden önce, ‘Şıvancı’ sözüyle ilgili bir parantez açmak istiyorum.
Bu sözü ‘’ içinde kullandığım dikkatinizi çekmiştir. Nedeni, Dr. Şıvançizgisinin 1975’ten sonra iki kanaldan aktığını düşünmemdir. T-KDP ismini dahasonra KİP olarak değiştiren arkadaşlar, Dr, Şivan’ın örgütsel mirasına sahipçıktılar, hala da sahip çıkmaktalar. DDKD’lilerin Almanya’daki toplantısındabunu tekrar deklare de ettiler.
Ancak 1975’ten bu yana, Dr. Şivan’ın teorik ve siyasi çizgisine hiç sahipçıkmadılar. Dr. Şivan’ın teorik ve siyasi çizgisini sessiz bir şekildeunutturdular. T-KDP ile KİP’in programları birbirine uymaz; KİP’in programıT-KDP’nin programının devamı değil, ancak inkarıdır. Dr.Şıvan çizgisi Maoculuğayakın olup, o çizgiyle KİP’in ideolojik çizgisi arasında hiçbir ilişki yoktur.Mücadele tarzı konusunda da Dr. Şıvan ile KİP birbirinden oldukça uzaktakalmaktadır. Dr. Şıvan daha çok Latin Amerika ve Güney Kürdistan mücadeletarzına yakındır. KİP’in mücadele tarzı ise daha kentli ve Dr. Şıvan’a nazarandaha reel-politikerdir.


Kuzey Kürdistan’da gruplar ortaya çıkmaya başladığında, kanımca Dr. Şıvan’ınteorik-politik çizgisi daha çok Komal’cılar tarafından sürdürüldü. Orhan Kotan,Dr. Şıvan’ın fikirlerini Ömer Çetin’den daha çok temsil ediyordu. Bilindiğigibi Dr. Şıvan’ın kitapları Komal tarafından yayınlandı. Dr. Şıvan’ın"ezen uluslar ezilen uluslar" adlı kitabı KİP’te kaldı ve oarkadaşlar tarafından imha edildi, ya da kaybettirildi. Bu da KİP’inDr.Şıvan’ın teorik ve siyasi çizgisinin varisi olmadığını göstermektedir, enazından ben öyle değerlendirmekteyim. Bu nedenle, KİP’lileri ‘Şıvancı’ olarakdeğerlendirirken ihtiyatlı olmak, bu rezervleri korumak gerekir.

Nezirê Cibo: Sayın Önen, bu röportajın amacıağırlıklı olarak Kürdlerin birlik sorunu ve bu çerçevede Kürd Ulusal DemokratikÇalışma Grubu projesinin üzerinde durmaktır. Kısaca sormak istiyorum, UDÇGnedir, ne değildir? Grup nasıl ve hangi ihtiyaç üzerine ortaya çıktı? Amacınedir? Şu anda ne durumdadır? Özellikle de, grubun geleceğini nasılgörüyorsunuz?

Fuat Önen: Çalışma Grubu Kuzey Kürdistan’da farklıparti, grup, çevre ve kişilerin ortak bir ulusal inisiyatif arayışıdır. ÇG,Kürdler için kendi toprakları üzerinde siyasi iktidar talep etmekte ve bununoluşturulması için ulusal güçlerin birliği, birlik için de ortak bir siyasiaklı gerekli görmektedir. Bana göre, ÇG bu ortak siyasi akıl arayışınınifadesidir. ÇG bu ortak siyasi aklı oluşturma, bununla ulusal proje üretme vebu proje ekseninde ulusal kurumları oluşturmanın aracı olmalıdır


Bence bu üç kavram ÇG’nin temeli ve gerçekleşmesinin zemini olmalı: ortaksiyasi akıl, ulusal proje ve ulusal kurumlar. Kürd toplumu sınıfsız,imtiyazsız, kaynaşmış bir toplum değildir. Hem toplumumuz hem de ÇalışmaGrubumuz ideoloji ve fikir açısından türdeş değildir. Doğrusu türdeşliğin negereği ne de olanağı vardır. Özgürlük hareketimizin çocukluk döneminde(1975-1978) ideoloji=siyaset yaklaşımı egemendi ve siyaset ideolojiyeemdirilmekteydi, bunları aşmalıyız.
Siyaset, siyasal eylem sanıldığının tersine doğruyu bulma çabası değildir. Bu,bilimin, teorinin işidir. Siyasal eylem esas olarak kendi doğrusunu inşa etmeçabasıdır. Öyleyse ulusal güçler farklı ideolojik tercihlere, farklı örgütselsiyasal aidiyetlere sahip olsalar da, ki bu doğaldır, ortak siyasi doğruları daolmalıdır. Çeşitli ulusal sınıf ve tabakaların farklı çıkarları olmakla beraberortak ulusal çıkarları da olmalıdır, daha doğrusu vardır. Ortak siyasi akıl buortak çıkarların, ortak ulusal doğrumuzun ifadesi olacaktır.
Siyasi mücadele disiplin ve somut projeler gerektirir. Genel kavramlarlapropaganda yapılabilir, fakat ciddi bir ulusal mücadele somut projelerle vedisiplinle verilir. Özgürlük hareketimizin büyük bir ulusal projeye ve onabağlı alt projelere ihtiyaç duyduğu açıktır. Ulusal projenin temeli Kürdistan’daKürd milletinin devletleşmesi olacaktır; öyle olmalıdır. Bu devletin şeklihakkında çeşitli tartışma ve görüşler vardır; bu tür farklılıklar normaldir;bunlara rağmen ve bunlar engel olmaksızın çalışmalarımızı sürdürebiliriz.
Önemli siyasi sorun ve görevlerimiz vardır; Kürdistan’daki siyasi jenosididünya kamuoyuna taşırmak, Kürdistan sorununu Birleşmiş Milletler’in gündeminesokmak, ulusal dil ve ulusal dille eğitim, Kürdistan’da zorunlu askerliğin sonaerdirilmesi, Kürdistan’ın parçalanmışlığı ve bu parçalanmışlıktan kaynaklanansorunların çözümü, vb. Bütün bunlar önemli sorunlarımız ve siyasi görevlerimizolup, onlar için ulusal projeyle bağlantılı projeler geliştirmeliyiz.


Siyasal mücadelede başarılı olmak disiplinle ve disiplin de örgüt ve kurumlarlamümkündür. Kürdistan’da en önemli sorunumuz ulusal kurumların yokluğudur. Cephe,kongre, meclis, vb. siyasi kurumların yanı sıra, sivil, sosyal ve yerelkurumlara da ihtiyacımız vardır. Akademi, vakıf ve enstitü gibi şu anda yeterliolmasa bile bazıları mevcut bulunan kurumların yanı sıra, Kürdistan Tabiplerbirliği, Kürdistan Hukukçular Birliği, Kürdistan Eğitimciler Birliği, FarklıDin ve Mezheplerden kollarıyla Kürdistan Din Adamları Birliği, KürdistanMuhtarlar Birliği, Kürdistan Belediyeler Birliği gibi kurumlar daoluşturmalıyız.
Ben Çalışma Grubu’na bu perspektiften bakıyor, böyle bakılmasını öneriyorum.Henüz yolun başındayız. Program taslağı, Grup Meclisi’nden geçen şekliyle,ortak siyasi akıl ve ulusal proje yolunda atılmış olumlu bir adımdır.Yayınlanmasını, yurtsever güçlerin katılım ve eleştirileriyle daha dayetkinleşmesini umuyorum.

ÇG’na bu genişlikte baktığım için, gereklilik ve önemini biliyorum. Anlamlıve verimli bir proje olup,Kuzey Kürdistan'da ulusal mücadelenin ihtiyaçlarınacevap verebilir. Bir yıllık çalışma da bunu doğrulamıştır. Grubun bütünunsurlarının birlikte çalışma ve birlik ahlakını oluşturma yönündenyararlandıklarını görüyorum. Benim için de yararlı bir deneyim olmuştur. Kısavadeli hesapları, dar grup çıkarlarını, kişisel beklentileri bir yanabırakabilir, ÇG aidiyetini öne çıkarıp, onu siyasi sürece müdahale edebilecekbir harekete dönüştürürsek, ciddi bir siyasi araç olduğunu herkes görecektir. Ancakyine de bu çalışma başarılı olmazsa, bu projenin başarısızlığı değil de, bizimbaşarısızlığımız anlamına gelecektir. Girdiğimiz yol doğrudur; başarısızlık dasorumluluk da yolculara ait olacaktır. Ortak siyasi akıl, ulusal proje veulusal kurumlar oluşturmayı hedefleyen ulusal güçlerin birliği projesi, siyasiiktidar perspektifleri olan aktör ve aktivistlerini er geç bulacaktır, bundankuşku duymuyorum.



Nezîrê Cibo: Bildiğim kadarıyla şimdiye kadar çok sayıda KuzeyKürdistan’lı örgüt ve siyasetçi bir araya gelmiş ve uzun süreli olmasa bile‘birlik’ kurmuşlardır. Ancak İslami hizip ve gruplar birlik içinde hiçbir zamanyer almamışlardır. Fakat bugün ÇG içinde İslami kişi ve gruplar da yeralmışlardır. Doğrusu bunu çok çok önemli görüyorum. Benim nezdimde bu değerlive Kürdistanî bir siyasettir. Bu konuda siz ne diyorsunuz? ÇG ile eskitecrübelerin arasında ne fark var?


Fuat Önen: Dünyanın dört bir yanında başarıya ulaşmış ulusal özgürlükhareketleri içinde güçlü dindar katılımı görmekteyiz; çoğu zaman da en önsaflardadırlar. Dini kimlik ile millî kimlik arasında çelişki olduğu ilüzyonubizim bir özgünlüğümüzdür, daha çok da Kuzey Kürdistan’ın. Bu ilüzyonun birçoknedeni olup, bence en önemli sebep Kemalizm’dir. Kuzey Kürdistan’dasömürgecilik içselleşmiş, Türkiyelilik bilinç altımıza işlemiştir. Türkegemenlik sisteminin ırkçı şoven ideolojisi olan Kemalizm çoğu zaman modernizmolarak algılanmış ve birçok uygulaması Kürtler tarafından da desteklenmiştir.Özellikle de İslamizme karşı uygulamaları öyle algılanmıştır. 1925 sonlarındaçıkarılan ‘tekke ve zaviyelerin kapatılmasına dair kanun’ bugün de çok sayıdaKürd ilericisi tarafından ilerici ve modernist görülmektedir. Oysa kiKemalizm’in miladı 1925 Kürd ayaklanmasıdır (İmralı’dan vaaz edilip Kürthareketine çözüm olarak sunulan analizlerden biri de ‘1920-23 Kemalizm’idir; butam bir safsatadır ve temelsizdir, o yıllarda Kemalizm yoktur !).


TC Osmanlı kalıntılarından Türk milleti yaratma projesidir; uygulama aracı Türkegemenlik sistemi olup, ideolojisi de Kemalizm’dir. İşte bu Kemalizm Kürdhalkının millet ve ülke gerçekliğine karşı açılmış bir savaştır. Ayaklanmanınbastırılmasından hemen sonra çıkarılan söz konusu kanun Kürd ulusalmücadelesinde islamik damarı izole etmeye yöneliktir ve bugünden bakıldığındabaşarılı olduğunu söylemek mümkündür. İlk dönem Kürd ayaklanmalarından sonraulusal özgürlük mücadelemizde İslamî damar zayıf kalmıştır. Bu nedenle dikkatçektiğiniz nokta önemlidir. İslamî şahsiyet ve grupların ÇG’na katılmasısevindiricidir. ÇG’nun ulusal birlik konsepti bunu gerekli kılmakta, ulusalgüçlerin birliği yönünde güven vermektedir. Sadece İslamist değil, Êzidî, Alevîve İsevi Kürd dindarların da ulusal birliğe katılımı sağlanmalı, ÇG bununoluşturulmasına çalışmalıdır.

Nezîrê Cibo: Daha önce Kek Sabahattin Korkmaz veSayın İbrahim Güçlü’ye de sormuştum. Size de sormak istiyorum; ulusal birliğinşimdiye kadar kurulmamış olması Kürd milletinin henüz çağdaş, modern bir milletolmadığı, millî anlayış ve karakter kazanmadığı anlamına gelmiyor mu? Zira bizKürdler arasında hala grup ve aşiret mefhumları millî çıkarlardan üstüntutulmaktadır. İnsanlarımız şef, önder, aşiret ve gruplarına bağlı oldukları veonları savundukları kadar millî çıkarları savunmuyorlar. Aşiret, grup, şef vebaşkanları için her fedakarlığı yapabilirler, fakat kendi milletleri için o fedakarlıklarıyapmazlar. Bu da millî birliğin oluşmamasına yol açmaktadır. Bilmem yanlış mıdüşünüyorum? Siz ne düşünüyorsunuz?


Fuat Önen: Bu konuyu açmak için ulus ve ulusal birliği tartışmakgerekir. Biz Kuzey Kürdleri ulusu daha çok Stalin’in ünlü formülasyonuna göretanımladık, ve bu formülasyonun da determinist, kendiliğindenci yorumuna takılıkaldık. Kapitalizm gelişir; dil, kültür, ekonomik yaşam birliğini oluşturur;toprak birliği de varsa, halk millet olur! Biraz karikatürize etmiş olsam daulus algılamamız buydu. Oysa ulus tarihsel, sosyal bir fenomen olmakla berabersiyasi bir fenomendir de. Dünyanın her yerinde uluslar büyük siyasalmücadeleler sırasında oluşmuştur. Batıda daha çok feodaliteye karşı; doğudailaveten ve çoğu zaman sömürgecilere, işgalcilere karşı mücadeleyleoluşmuşlardır. Batıda kapitalizmin şafağında 17-18. YY’larda tarih sahnesineçıkan uluslar Doğuda 19-20. YY’lara sarkmış, Kürd ulus sorunu ise 21.YY’a kalannadir ulusal sorunlardan biri olmuştur.
Bir de Cemiyet-i Akvam ve sonrasında Birleşmiş Milletler’in ulus tanımı var; butanım, ulusu devletle tanımlamakta, devletsiz ulus tanımamaktadır. Bu kurumlaragöre, mesela bir Kuveyt ulusu, Bahreyn ulusu, Türkiye ulusu var, fakat Kürdulusu yoktur. Bu tanım aşırı politik olup, her iki dünya savaşının galipleritarafından oluşturulan dünya düzeninin korunması ve sürdürülmesi içinuydurulmuştur. Bilimsel olarak hiçbir önem ve değeri yoktur.
Ulusa kendiliğindenci ve iradî yanlarıyla, toplumsal-tarihsel ve siyasal birfenomen olarak bakmak ve öyle anlamak gerekir. Aynı zamanda ulus, halklarınuluslaşma sürecinin sonunda elde ettikleri bir rütbe de değildir. Asgari birdil, kültür, toprak ve ekonomik yaşam birliği olan bütün halklar veya etnikgruplar ulus olarak tanınıp, adlandırılmalıdırlar. Bence, 20. yüzyılda herparçada on binlerce evladını ulusal özgürlük mücadelesine kurban veren Kürdhalkının ulus olduğu tartışmasız bir sosyo-politik fenomendir. Bunun nekadar modern olduğu sorulursa, şöyle yanıtlayabilirim: Kürd halkı uluslaşma vemodernleşme sürecinde epey yol almış olup, bu yolun kendi topraklarında siyasîiktidarı elde etmekle sonuçlanacağından hiç kuşku duymamak gerekir.


Ulusal birlik ya da ulusal güçlerin birliği başka bir düzey olup, buradasorunlarımızın olduğu açıktır. Sebepleri pre-modern, modern ve post-modern gibisınıflandırılabilir. Kısaca şunlara dikkat çekmeye çalışacağım:


Aşiret ve şeyhlik gibi pre-modern kurumların millî birlik önünde engeloldukları açıktır. Ancak Kürdistan’da komünal toplumdan kalma aşiret yapısınınincelenmesi gerektiğini, aşiretlerin çözülmesinin her zaman millî birlik yönüneakmadığını düşünüyorum. Her şey zıddıyla anlam kazanır! Çözülen aşiretlerinyerine ulusal kurum ve aidiyetler koyamadığımız durumlarda, bu boşluk Türkegemenlik sistemi tarafından dolduruluyor; bunun farkında olmalıyız. Aynızamanda İslamın Türkik ve Arabik yorumlarına dayanan dindarlığın da ulusalbirliği engelleyen pre-modern bir faktör olduğu ve son dönemlerde Kürd ulusalbirliğini ciddi ölçüde tehdit ettiği görülmelidir.

Biz modernliği Türk egemenlik sisteminin boğuculuğunda ve Kemalizm’inTürkiyeliliğinde yaşıyoruz; ulusal birliğimizi engelleyen faktörlerden enönemlisi budur. Ben özellikle 1960’lardan sonra bu sistem içinde kapitalizm vemodernitenin gelişmesinden bahsediyorum. Türk eğitim sistemi Kürdokumuşlarının bilincinde ve bilinçaltında muazzam tahribatlara yol açmıştır.Çoğumuz bunun derinliğinin farkında değiliz. Bir sonucu da bir fikir akımıizleyicisi olan Kürd okumuşların, onu Türkiyelilikle özdeşleştirmeleridir. Kürdistan’lıbir modernist modern bir Kürdistan yaratmaya yönelmemekte, onun yerineTürkiye’yi modernleştirmeye çalışmaktadır. Kürdistan’lı liberaller Kürdistan’daliberal bir siyasî iktidar hedefi gütmez, Türkiye’yi liberalleştirmektenbahseder. Bu konu dahilinde, 1980 öncesi Marksizm tasavvurumuzun daTürkiyelilik, yer yer afaki enternasyonalizmle malul olduğunu ve bunun ulusalgüçlerin birlik ihtiyacını gerektiği kadar görüp, gerçekleştirmeye çalışmamızıengellediğini söylemeliyim. Bu konuyla ilişkili tuhaflıklarımıza bir örnekolarak da, Amed’deki FB’lilik veya GS’lılığın İstanbul’daki FB’lilik veyaGS’lılığa benzemesidir. Bu ve benzerleri de ulusal birlik sorunlarımız arasındadeğerlendirilmelidir.


- Son yıllarda Batıda ulus devlet döneminin kapandığı ve artık ultra-nasyonal,trans-nasyonal devletler dönemine geçildiği şeklinde bir argümansavunulmaktadır. Bunu olduğu gibi doğuya taşımak ve ulusal devletler dönemininbittiğini beyanla Kürdlerin devletleşmesini gericilik saymak post-modern birgericiliktir. Post-modernite modernitenin aşılmasıdır ve tartışmalıdır, yoksamoderniteyi yaşamamış toplumları ekspresle post-moderniteye taşımak değildir

Uzatmadan belirtmeliyim ki bütün bu etkenlerin ulusal birliğiengelleyebilmesinin en önemli nedeni de iktidar perspektifinden yoksunluktur. Aşiret,tarikat, parti, grup aidiyetlerini ulusal aidiyetlerin önüne çeken ve ulusalbirliği engelleyici işlev gören yaklaşımların iktidar perspektifiyleaşılabileceğini düşünüyor ve ÇG’nun iktidar perspektifini yüksekte tutmasınıöneriyorum.

Nezîrê Cibo: Kürd sorununun çözümüyle ilgili nedüşünüyorsunuz? Bu günlerde Kürd siyasetçileri arasında ‘federasyon’ ve‘bağımsızlık’ tartışılmaktadır. Bu konuda sizin de görüşlerinizi sormakistiyorum.

Fuat Önen: Ulusal sorun toprak ve iktidarsorunudur. Çözümü de toprak üzerinde ve siyasî egemenlikle mümkündür. Yani busorun ancak Kürdlerin kendi toprakları üzerinde egemen olmasıyla çözülür. Bunoktada zihnimiz açık ve umudumuz güçlü olmalıdır. Ulusal sorunun çözülmesindeprensip olarak kendi kaderini tayin hakkı kabul edilir. Kendi kaderini tayinhakkı da özünde ayrı bir devlet kurma hakkıdır. Kendi kaderini tayin hakkı ikişekilde gerçekleştirilebilir:

1- Ezilen ulus tercihini ayrı ve bağımsız bir devlet yönünde kullanır.
2- Ezilen ulus diğer ulusla beraber kalır, her iki ulusun hak ve realitelerinieşit olarak ifade eden bir devlet kurulur.

İki şekilde de çözüm yeni bir devletin kurulmasıdır. Yani toprak ve iktidarsorunu olarak, ulusal sorunun, eski devlet içinde çözümü mümkün değildir;birlikte veya ayrı, yeni bir devlet gereklidir! Bu iki şekilden hangisinin gerçekleşmesi gerekir? Bu daha çok özgürlükmücadelesi süreci, iki toplum arasındaki ilişkiler, kendi kaderini tayinhakkını elde etme şekli ve uluslararası koşullara bağlıdır. Yugoslavya eskidenfederasyondu, iç savaş ve BM şemsiyesi altında ABD müdahalesinden sonra, kimseneden 6 devletin kurulduğunu sormadı. O toplumların birlikte kalma koşullarıkalmamıştı. Güney Kürdistan’da 130 yıllık özgürlük savaşı, ve daha sonraABD’nin müdahalesi federal bir Irak’a yol açtı; şimdi Kürdlerin federal birdevleti kurulmakta ve Kürdler ayrılma haklarını da saklı tutmaktadır. (Ancakbence Amerikan Federalizmi Kürdistan’daki devletleşmeye model olamaz. Kürdhalkı geleceğini tayin ettiğinde, özgür bir şekilde ve gönüllü olarak komşuhalklarla birlikte yaşaması gerekirse ya da öyle karar verirse, buna uygunşekil federalizm değil, konfederalizm olur.)

 

Geçen yüzyılda kendi kaderini tayin hakkı daha çok bağımsız devletlere yolaçmıştır (bazı mandater veya yeni sömürgeci sistemler bağımsızlığa geçişteköprü işlevi görmüştür). Sosyalist devletler deneyiminde federal bir şekil dahaönde görünmektedir. Federasyon veya bağımsızlık tartışması egemenlik şekliyleilgili olup, bu tartışmayı öne çıkaran arkadaşlar, kendi kaderini tayinhakkında netlik olmadığını, talebimizi netleştirmemiz gerektiğinisöylemektedirler. Son yıllarda Kuzey Kürdistan’da Federasyon talebigüçlenmektedir; bu, Güney Kürdistan’ın etkisi, sosyalist düşünce,reel-politikerlik ve globalizm dalgasıyla ilişkilidir. Kürdistan parçalanmışbir ülkedir; bundan dolayı hiçbir parçada komşularla federasyon kalıcı birçözüm olamaz. Siyasî realite Kürdleri buna mecbur bıraksa bile, geçiciolacaktır. Bu yüzden, ‘konfederasyon veya bağımsızlık’ tartışmasını ‘federasyonveya bağımsızlık’ tartışmasından daha rasyonel görmekteyim. Ancak bugün buseçeneklerden birini tercih etme aşamasında değiliz. Bu tartışmayla Kürd siyasigüçlerini derinden bölmeyi erken ve gereksiz görüyorum. ÇG’nun projesidahilinde kendi kaderini tayin hakkı bize yeter ve daha uzun bir süreyetecektir. Kendi kaderini tayin hakkı iddia edildiği kadar da bulanık birtalep değildir. Ben kendi kaderini tayin hakkı talebinden şunları anlıyorum:

-Kürdlerin ayrı devlet kurma hakkının kabul edilmesi;

-Türk ordusunun Kürdistan’dan çekilmesi, bütün militer ve para militerkurumların dağıtılması;
-Zindanlardaki, dağlardaki ve yurtdışındaki bütün Kürdler için serbest siyasethakkı;
-Kürdistanî örgütlerin propaganda ve siyasi mücadelesi önündeki bütünengellerin kaldırılması;
-Böyle özgür bir atmosferde özgür propaganda için verilen makul bir süredensonra, referanduma gidilmesi;
-Kürdistan halkının federasyon, konfederasyon veya bağımsız bir devlet kararınıvermesi.

Benim kendi kaderini tayin hakkından anladığım budur, bu nedenle de onubulanık bir hedef olarak görmüyorum.

Nezîrê Cibo: Bildiğiniz gibi Ortadoğu siyaset gündemiçabuk değişir. Son yıllarda çok şey değişti. Size göre bu değişim Kürdsiyasetine nasıl bir etkide bulunmaktadır? Kürdler bu değişimlerin neresindebulunmaktadır? Kimin ne talep ettiğini kısaca söyleyebilir misiniz? TürkDevleti neyi talep etmekte ve hangi ‘kartlar’ı oynamaktadır? Bu durumdaKürdlerin yeri neresi? Ya da Kürd siyaseti nasıl oluşturulmalıdır? ÇG busüreçte ne yapabilir?

Fuat Önen: Bir soruyla başlayayım: Dünyayı, bölgeyive ülkemizi barış perspektifiyle mi, yoksa savaş perspektifiyle mi daha iyianlayabiliriz?

Son yıllarda barış,uzlaşma,demokrasi sözcükleri havada uçuşuyor. Sorunlarınevrensel hukuk normlarıyla çözüldüğü global bir dünyada yaşadığımız ve yeni birdünya düzeninin oluştuğu ısrarla, tam bir bombardımanla söyleniyor. Gerçekdurum bunun tam tersidir. Dünya düzenini kaybetmiştir, yeni bir düzenarayışındadır ve bunun sancılarını yaşamaktadır. Dünyaya bir düzen verilmesi vebunun olanaklı olması kapitalizmin dünya sistemine dönüşmesiyle ilgilidir ve19. yüzyıl sonlarına denk gelir. Bu dönem aynı zamanda globalleşmenin birincibüyük dalgası dönemidir. Feodal parçalanmışlık sırasında dünyaya bir düzenvermek olanaklı değildi. 20.YY’ da dünya savaşlarıyla dünyaya düzenverilmiştir.


Bence ‘Savaş, hasmı irademizi yerine getirmeye zorlayan bir şiddethareketidir’ ve ‘Savaş, siyasetin zor araçlarıyla sürdürülmesidir’şeklindeki eski tanımlar hala geçerli tanımlardır. 1.ve 2. savaştan sonraoluşan dünya düzenlerinin zirveleri olarak Cemiyet-i akvam ve BirleşmişMilletler galiplerin iradelerini temsil eder. Bu savaşların ve oluşturduklarıdüzenlerin Kürdistan’a getirdikleri parçalanmışlık, statüsüzlük ve yok sayılmışlıkolmuştur. 1.Dünya Savaşında parçalanıp bölge devletlerinin eklentisi halinegetirilen Kürdistan, 2. dünya savaşında Mahabad direnişine rağmen statükoyudeğiştirememiş ve büyük bir uluslararası uzlaşmayla yine yok sayılmıştır.1960’lı yıllarda globalleşmenin ikinci büyük dalgası uluslararası ilişkilerdeyumuşama, detant politikalarına yol açmıştır. Bu yumuşama görüntüsü altındasürdürülen çatışmaların da sonucu olarak 1989’da SSCSB’nin çözülmesiyle birdönemin sonuna gelinmiş, 2.savaş sonrası kurulan dünya düzeni çökmüştür!

Dünya yeni bir düzen arayışı içindedir. Başta ABD olmak üzere, BatılılarınSovyet sisteminin çökmesinden sonraki şaşkınlığı fazla sürmemiş, kılıçlartekrar kuşanılmıştır. Dünya, 1990’larda hızlanan globalleşmenin üçüncü büyükdalgası eşliğinde, post-modern üçüncü dünya savaşı ile bir düzene doğru yolalmaktadır. Terörle mücadele, bu savaşta ABD ve taraftarlarının argümanıolmuştur; ancak bu, savaşın ve bir düzen arayışının nedeni değildir. ABD’ninBüyük Ortadoğu İnisiyatifi veya Projesi (BOP) ile Ortadoğu’ya demokrasigetirmeye çalıştığı argümanı bir safsatadır; ABD’nin amacı bu değildir. BOPsavaşın İslam coğrafyasındaki cephesini tanımlamakta, enerji kaynak veyollarının kontrolüyle Çin, Hindistan ve Rusya gibi Avrasya devletlerini tehditetmektedir. Bu projeye Kuzey Afrika’nın katılması ile Fransız, İran ve Irakyoluyla da Alman nüfuzu tehdit edilmektedir. Bu savaşı görüp, anlamaksızın,bölgede ve Kürdistan’da ne olup bittiğini anlamak mümkün değildir.

Dünya düzeninin dağılmasıyla beraber siyasi sınırların değiştirilemezliğiprensibi de çökmüştür, hayırlı olmuştur. Balkanlar’daOrtadoğu’da yeni devletler çıktı ortaya, başka yeni devletlerin de sıradaolduğu görülmelidir. Ortadoğu’da yeni bir siyasi haritanın yanı sıraKürdistan’ı da gören yeni bir uluslararası düzen herkesten çok ve herkestenönce biz Kürdlerin talebidir. ABD ve dünya siyasi aktörlerinin bu noktayagelmesi Kürdlerin haklılığının bir göstergesi olarak görülmeli, siyasetalanında sağladığı avantajlar iyi değerlendirilip, kullanılmalıdır.

Kürdistan sorunu on yıllarca Kürd sorunu olarak adlandırılıp, bölgedevletlerinin bir iç sorunu olarak gösterilmek istendi. Bu oyun bozulmuştur!Parçalanması ve parçalı halde tutularak yönetilmesi doğu-batı ittifakı ve‘medeniyetler uzlaşmasıyla’ gerçekleşen Kürdistan sorununun bir dünya sorunuolduğu yadsınamaz hale gelmiştir. Süre giden post-modern 3.dünya savaşındaKürdistan sorunu, uluslararası ittifak ve suskunluğu aşarak dünya sorunu olarakortaya çıkmış ve çözümünü dayatmıştır. Güney Kürdistan’da devletleşme yönündeatılan adım Ortadoğu siyasi haritasında açılmış bir gediktir. Bu mevzikorunmalı ve yeni Ortadoğu talebimizin bayrağı haline getirilmelidir.

Bu savaşın yanı sıra başka bir savaşı da görmeli, anlamalıyız; Türkegemenlik sistemi Kürd millet ve ülke gerçekliğine karşı açılmış bir savaştır.Osmanlı İmparatorluğu 19. yüzyıl başlarında gerileme devrinden çözülme devrinegeçti. Birinci Dünya Savaşı bunu daha görünür hale getirmiş ve Osmanlıtopraklarının paylaşılması savaş hedefleri arasında sayılmıştır. Osmanlıyöneticileri, sivil-askeri bürokrasisi ve aydınları artık devleti koruma vekurtarma yolları arar hale gelmişlerdi.

Abdülhamid’in Panislamizmi imparatorluğu islam coğrafyasında yeniden kurmaarayışıdır. Enver Paşa’nın buna Pantürkizm’i eklemesi aynı amaçla bu kez Türkikdünyaya da uzanarak yeniden kurmaya dönük emperyal bir projedir. Teori ve fikirakımlarının Türk siyasetçi ve aydınları için bir inanç veya bilim konusuolmadığı, devleti koruyup kollama konusu olduğu unutulmamalıdır.

Bu projeler savaş ve sonrasında çökmüştür. Bu kez elde kalan devletiulus-devlet olarak yeniden kurmak ve kurtarmak projesi şekillenmeyebaşlamıştır. Ancak bu kez de ortada ulus yoktur! Osmanlı bakiyesinden Türkulusu yaratılmaya karar verilmiştir! Türk egemenlik sistemi bu kararın uygulamaaracı olarak oluşturulmuş ve 80 küsur yıldır bu araçla bu hedefe ulaşılmayaçalışılmıştır. Bu hedefe ulaşmak için Kürtlerle savaşmak kaçınılmazdır. TCcoğrafyasında toprakları üzerinde tarih boyunca çoğunluk oluşturmuş tek halkKürtlerdir. Bu nedenle etnik bölünmelerden söz ederken Kürdler, Türkler,Araplar, Acemler vs. demektense Kürdler ve diğerleri demek daha doğrudur. Ancakbu tarafta da ulus var ama devlet yoktur!

Diğer yandan devletsiz İbranilerin de bu savaşta Türklerin yanında yeraldıklarını ve TC’nin Judao-Türkik bir devlet olarak kurulduğunu daunutmamalıyız. 80 yıldan fazla süren bu savaşın esasıve özü şudur: Bir tarafta ulussuz ulus-devlet kurmaya çalışan Türk egemenliksistemi, öbür tarafta kendi topraklarında devletleşmeye çalışan Kürt halkı. Birtarafın fazlasının öbür tarafın eksiği olduğu bir savaş görüyoruz. 80 yılınsonunda söylenebilecekler şunlardır: TC projesi başarısız olmuştur. Kürd halkıTürk ya da Türkiye ulusunun bir parçasına, Kürdistan Doğu-Güneydoğu Anadolu’yadönüştürülememiştir. Kuzey Irak’ın Güney Kürdistan olarak tescil edilmesi gibi,Doğu-Güneydoğu Türkiye’nin de Kuzey Kürdistan olarak tescili kendinidayatmıştır.

 

Son yıllarda, bu savaş 3. Dünya Savaşıyla kesişmiş, iç içe girmiş, giriftbir hale gelmiştir. Bu durum TC’nin işini daha da zorlaştırmaktadır. 21.YY’akendisini çözme potansiyeline sahip farklı dinamiklerin etkisinde giren TC çözülmesürecine girmiştir. AB ile ABD arasında nüfuz çekişmesine konu olan TC, içerdeayrışmakta statüko çatırdamaktadır. Statüsünü tehdit ettiği için AB ile, ülkebütünlüğünü tehdit ettiğini düşündüğü GOP nedeniyle ABD ile kavgalı olan TürkEgemenlik Sistemi bu iki gücün tepkisinden çekindiği için avrasyaya mesafelidurmakta bu anlamda dünyada yalnızlaşmakta ve içerde gerilmekte, ayrışmaktadır.İsrail-ABD ortaklığı olarak görülen GOP’ un ilk sonucu TC de türkik ve judaikunsurların ayrışması olmuştur. Ayrışma ve çözülme devam edecektir.
Kürdistan bu savaşların zembereğindedir. Böyle bir dönemde Kürdsiyasetçilerinin pasifist, konformist, uzlaşmacı paradigmaların zembereğindeolmaları talihsizliktir! Hızla değişen, kaygan bir zeminde siyaset yapmayaçalışıyoruz; diğer savaş zamanlarından farklıdır. Tek doğru siyasetin ilkelisiyaset olduğunu unutmadan bölge ve dünya gerçeklerini görerek yürümeliyiz. Bunedenle ABDci,ABci,Avrasyacı olmadan Kürdistani olmayı esas alan bir ulusalprojeyle yol almalıyız. Geniş ufuklu ve büyük düşünerek siyaset yapmalıyız. ÇGbu konuda ortak mekanımız, ortak inisiyatifimiz olabilir, öyle de olmalıdır.

Nezîrê Cibo: Kekê Fuat, bildiğiniz gibi son günlerdePKK gerillaları ile Devlet arasındaki çatışmalar artmıştı; ancak ABD, Türk Devletive Irak/Kürdistan İdaresi arasındaki hareketlenme ve diploması çalışmalarındansonra, PKK tek taraflı ateşkes ilan etti. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Dahaönce de PKK birkaç kez bu tür adımlar atmış, ancak hiç sonuç vermemişti. Bu sonateşkes ne anlama gelmektedir; daha öncekilerden farkı var mıdır? Bundansonrası için Kürd siyasetini ne durumda görüyorsunuz?

Fuat Önen: Ateşkes ateşle, barış savaşla anlaşılır!

Süre giden bu savaş anlaşılmadan, sebepleri analiz edilmeden yapılan barışçağrıları amaçlı olup, ülkemizde sürdürülen esas savaşın özünü gizlemek içinkullanılmaktadır. Kürdistan’da savaş PKK ile başlamış değildir, PKK’yle debitmeyecektir.
Kürdistan’da Türk egemenlik sistemi çözülmeden, Kürd halkı geleceğini kendisiözgür olarak tayin edip, ülkesinde siyasi iktidar sahibi olmadıkça, barıştanbahsetmek mümkün değildir. Çünkü Türk egemenlik sistemi Kürdistan’a, Kürdmilletine karşı açılmış bir savaş olup, son bulduğunda barıştan bahsedeceğimizasıl savaş da bu savaşın kendisidir.
Silahlı mücadele, ateşkes dönemleri de dahil siyasîdir. Siyasî hedeflerevarmak için kullanılan araçlardan biridir. Ateş etmek de ateşi kesmek de amaçdeğildir. Ancak bütün araçlardan daha fazla dikkat, ihtimam ve sorumluluklakullanılması gereken araçlardır. Yine bütün araçlar gibi, yersiz, gereksiz,zamansız kullanılmaları durumunda dönüp sahibini vurur, işlevsiz kalır vedejenere olurlar.
Yıllardır PKK ve önderi şiddetin hiçbir sorunu çözmediğini, çözümün barış veuzlaşmada olduğunu kesintisiz söylemektedirler. Son yıllarda PKK’nin başlıcaargümanları Kemalizm, demokratizm, ekolojizm, pasifizmdir. Bu argümanların yanısıra yürütülen silahlı mücadele ve bu anlamda ateş etmek, hedefsiz, amaçsız körbir şiddete dönüşmüştür. Çoğu zaman kimin karar verdiği, talebinin ne olduğu,kime karşı olduğu tartışma konusu olmuştur. Bu anlamda ve bu çerçevede, PKKtarafından silahlı çatışmanın durdurulması, ateşkes ilanı olumludur.


Çünkü PKK’nin görünür talepleri şunlardır: tecridin kaldırılması, genel af, dilve kültür alanında Kopenhag sınırlarını geçmeyen demokratik adımların atılması.Bu türden talepler silahlı mücadelenin konusu olamazlar, olmamalıdırlar. Butaleplerle gösteriler düzenlenir, imza toplanır, sivil kampanyalar düzenlenir,ancak silahlı mücadele verilmez. Elinde silah genel af talep eden gerillaresmi, gerilla tarihine karşı da saygısızlıktır. Ancak son 7 yılda, butaleplerle ve bu pasifist propaganda eşliğinde sürdürülen ‘silahlı mücadele’de900 civarında gerilla yaşamını yitirmiştir. Evet bu ateş kesilmelidir.!
Son ateşkese gelirsek, ateşkesin önünü açan ve ondan daha da önemli görünenABD-TC-Irak temsilcilerinden oluşan koordinatörlük kurumudur. Bu kurumun TCtarafından kabul edilmesi önemlidir; 2 yıl önce gündeme gelen ve TC tarafındanred edilen bu kurumun kabul edilmesi önemlidir. Bu, TC’nin sorunun kendisi vevatandaşları arasındaki bir anlaşmazlık değil de uluslararası boyutlarıylaKürdistan sorunu olduğunu itiraf etmesidir. Bu projenin arkasında ABD’ninolduğu açıktır. Ancak amaçları tartışmalıdır. ABD’nin TC’yi BOP projesindekullanmak istediği ve Türk genelkurmayının buna direnç gösterdiğibilinmektedir. ABD savunma bakanının 1 Mart tezkeresinin geçmemesinden hükümetideğil de orduyu sorumlu tuttuğu unutulmamıştır. Ayrıca ABD’nin bu direncikırmak için Kürd kartı ve yanı sıra PKK kartını kullandığı da sır değildir.ABD’nin Türk siyasetindeki bölünmeleri ve bu arada hükümet-ordu çelişkisini dekendi politikaları bakımından değerlendirdiği, koordinatörlük kurumunun orduyladeğil hükümetle kotarıldığı anlaşılmaktadır. Türk devletinin Kürd halkına karşıyürüttüğü savaşı sona erdirmeye niyetinin ve bunu yapmak için bir projesininolmadığı açıktır.


Kürd tarafında da durum karışık görünmektedir. İmralı açıklamasıyla GüneyliKürdlerin inisiyatif almalarını engellemek istediler. PKK tek taraflı, hesapsızkitapsız ateşkeslerle bu aracı dejenere etmiştir. Kuzeyde PKK dışındakimuhalefet dağınık ve işlevsiz olup, sürece müdahale edememektedir. Kandil’dekikoalisyon ve İmralı ile olan ilişkileri, son dönemde Kandil-ABD-Güney ilişkileri,bunun ABD’nin İran’a muhtemel bir müdahalesiyle bağlantısı, bütün bunlar gözönünde tutulmalıdır.


Sonuç olarak, amaçsız, hedefsiz ateşin kesilmesi olumludur. Kürdistan bütünparçalarıyla post-modern dünya savaşının cephe ülkesidir. Siyasal mücadelekaygan zeminde, dağılan başka tarzda yeniden kurulan ittifaklarla gelişiyor.Gelişmeler titizlikle ve çok yönlü izlenmeli, Kürdistan tarafı bu savaştaulusal bir projeyle, kendisi olarak ve kendisi kalarak, siyasi iktidarperspektifiyle yer almalıdır.

Nezirê Cibo: Bu yeni durum ÇG projesine nasıl etkidebulunacaktır, PKK veya konseptiyle de görüşme, temas veya birlik ve işbirliğimesajlarının oluşması mümkün müdür?


Fuat Önen: Amaçsız ve hedefsiz ateşin kesilmesi ÇG’nun projesine uygunolup, bence grup bu çerçevede olumlu bakacaktır. Meşruiyetini haklılığındanalan, mücadele tarzı olarak sivil itaatsizlik ve kitlesel eylemleri esas alanÇG, bu ateşkesin barış olmadığını bilmeli ve halkımızı imha etmek içinyıllardır sürdürülen savaşın sona erdirilmesi için ateşkes sürecinde daha güçlübir sesle ulusal güçlere birlik çağrısı yapmalıdır.
ÇG açık alanda mücadele vermektedir; bu gizli alanı görmesine engel değildir.Kürdistan’da gizliliğin nedeni de adresi de Türk egemenlik sistemidir. Sisteminillegal saydığı çok sayıda yurtsever gruplarımız var ve bunlar ülkemizingerçeğidir; bence, yurtseverlikleri meşruluklarının karinesidir. Bu anlamda,PKK, PSK, PDK, PRK, vb örgütler, ÇG Şer’ine uygunluğu ölçüsünde ulusal birlikçağrısının muhatapları olarak görülmelidirler.


Sorunuza yanıt olarak, açık alanda muhatabımız DTP’dir. Bu konuda birkaç yereltoplantıda görüşlerimi belirtmiştim; özetle şunlardır;

DTP’liler yanlış yerde duran kardeşlerimiz olup, yanlışlar yapmaktadırlar.Yanlış yerdedirler, çünkü Kürdistanîlikle güçlendiler, fakat Türkiyelileşmeyeçalışıyorlar. Bu yer yanlıştır. Üniter devleti savunuyorlar; üniter devlet Kürdmillet ve ülke gerçekliğinin inkarıdır; bu yol yanlıştır. DTP kitlesininesasını şehit, gerilla ve tutuklu, hükümlü yakınları oluştururken, bu kitleyeKemalizm’in çözüm olarak önerilmesi insafsızlıktır. Kemalist devlettarafından on binlerce insan öldürülmüş, binlerce köy yakılmış, yıkılmış,Kemalist zindanlarda binlerce yurtsever tutulmuş, binlerce genç Kemalizm’inzulmünden dolayı dağlara çıkmıştır. Bu yol yanlıştır; Kemalizm, Kürdleriileriye götürmez ve Kürdler, Kemalizm’e gerilemezler!


ÇG bu bilinçle ulusal özgürlük mücadelesinde ortak tutum almak için ısrarlaçağrıda bulunmalıdır. Onlar bizi hain, düşman gibi kavramlarla suçlayabilirler,fakat bu bizim de onlara böyle yaklaşmamızı gerektirmez. Onlarkardeşlerimizdirler; son 25 yılda Türk egemenlik sisteminin zulmüne bizden dahafazla maruz kalmış, özgürlük mücadelemizin yükünü taşımış, onun için ağırbedeller ödemişlerdir. Aynı zamanda, yurtsever mücadeleye bağlı olduklarısürece, er geç yollarımızın kesişeceği de unutulmamalıdır.


Nezîrê Cibo: Bu röportaj için çok teşekkürler, kekê Fuat, son birsözünüz varsa, buyurun?
Fuat Önen: Umarım bu çetin ve geniş sorularınızı yanıtlayabildim. Size,NETKURD yönetici ve okurlarına başarılar diler, bu fırsatı verdiğiniz içinteşekkür ederim.
ÇG ile ilgili görüşlerimi daha önce toplantılarda ifade etmiş olduğum veyayınlanmış oldukları için, aynı zamanda kek İ. Güçlü ve kek Sabahattin ileyaptığınız röportajlarda da kapsandığı için, ÇG’nun ortaya çıkış sürecineayrıntılı olarak değinmedim. Ancak yine de okumak isteyen Netkurd okurları içino yazıların linkini vermek istiyorum:

www.aslankaya-baz.net

Rroportajın Türkçe çevirisi


Posted in: tirki

Comments

görkem
# görkem
Monday, December 27, 2010 11:29 AM
çok uzun ya beğenmedim...(::)

Post Comment

Name (required)

Email (not required)

Website

CAPTCHA image
Enter the code shown above:

  
KÜRDİSTANİ PARTİLERİN TEMEL STRATEJİK HEDEFİ KÜRDİSTAN’IN BAĞIMSIZLIĞI VE BİRLİĞİ OLMALIDIR
Fuat Önen
Sırrı Süreyya Önder kimi temsil ederek İmralı-Ankara-Kandil üçgeninde bu kadar tur attı? Önder’in Türkiye’de temsil ettiği bir kitle mi var? Bana göre devleti temsil ediyor. Yapılan yanlış bir işin kof...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1583)


ZİYA GÖKALP ULUSSUZ BİR DEVLETİN İDEOLOGUDUR, İSMAİL BEŞİKÇİ İSE DEVLETSİZ BİR ULUSUN…
Fuat Önen
Ziya Gökalp ulussuz bir devletin ideologudur. İmparatorluk bakiyesinden allokton bir ulus oluşturmaya çalışan, Türk Egemenlik Sisteminin, paralı memurudur. İsmail Beşikçi ise devletsiz bir ulusun, ulusal demokratik haklarını s...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (664)


Üst Aidiyet ve İktidar
Fuat Önen
Geçmişten ders almak, Kürdistan’daki siyasi aktörlerin genellikle uzak durdukları bir eylem türüdür. Modernite öncesi kurumlarımızın (aşiret meclisleri, rîsıpi heyetleri,aşiret konfedereasyonları, mirl...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1212)


Dünya Düzeni, Dünya Devletler Sistemi ve Kürdistan
Fuat Önen
Türk devletinin son Kürdistan seferinin esas nedeni Hemrin dağından Afrin’e görünür hale gelen bu sınırlardır. Güney Batı sınırlarının görünür hale geldiği ve bu sınırlar içinde devletleşmeyi ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1527)


Dr. SaitÇürükkaya için yaptığım konuşma ve bazı yorumlar için açıklama
Fuat Önen
Birkaç gündür Şehid Sait Çürükkaya’nın mezarı başında yaptığım konuşma speküle edilerek, çirkin bir karalama kampanyası yürütülmektedir. Sait Çürükkaya’nın anıs...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1669)


Erbil ziyareti ve İmralı görüşmesiyle ilgili BasHaber röportaji
Fuat Önen
Bölge Başkanı Mesud Barzani müdahil olmaya, devletle HDP arasında bir tür uzlaşma sağlamaya çalıştığında, HDP eş başkanı bu meselenin Türkiye’nin “iç meselesi” olduğunu söyleyerek Başkan Barzan...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3481)


15 TEMMUZ, TÜRK ORDU GELENEĞİNDE İÇKİN OLAN BİR ASKERİ DARBE GİRİŞİMİDİR
Fuat Önen
Türkiye’yi zor günler beklemektedir. Yakındoğu ve Ortadoğu, Üçüncü Dünya Savaşının önemli cephesidir. Bu bölgeler yeniden dizayn edilmeye çalışılmakta. Birinci ve İkinci Dünya savaşları...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1513)


   «   [1]  2  3  4  5  6  7  8  9  »      
DESTPÉK      Tarix-belge      TEVKURD      Aslan Kaya -Baz      Fuad Önen      Media