Fuad Önen
TÊKÇÛNA ŞERÊ CEBHEYA KERKÛKÊ
Fuat Önen
Şerê li cebheya Kerkûkê rû da, bersîva dewletên dagirker û parêzerên sistemê ye. Di vê cebheyê de em têkçûn. Berpirsê vê têkçûyi...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (371)


YEKÎTÎYA KURDAN Û YA PARTÎYÊN KURDAN JI HEV CUDA NE
Fuat Önen
Di nav tevgerên rizgarîya neteweyî de kesî bi qasî tevgera rizgarîya neteweyî ya Kurdan nîqaşên teorîk nekiri ye. Em di nivîsarên Ho Shi Min, Amilcar Cabral, Mahatma Ghandi, Fide...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (786)


TC ÇIMA JI YEKÎTÎYA AXA ROJAVAYÊ KURDISTANÊ DITIRSE?
Fuat Önen
Ez ne di wê bawerîyê de me ku TC yê karibe Efrînê dagir bike û li wir pêşî li Kurdan bigire. Bi sedem ku TC nikare bakurê Kurdistanê wek berê bi rêve bibe, anuha her nav&cc...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (521)


REFERANDOMA SERXWEBÛNA KURDISTANÊ
Fuat Önen
Serxwebûna Kurdistanê di herêma Rojhelata Nêzîk de şoreşek e û ew ê nîzama dagirker hilweşîne. Ji ber vê yekê her çar dewletên dagirker; di serî de jî dewleta ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (663)


SERXWEBÛNA BAŞÛRÊ KURDİSTANÊ GENGEŞÎYÊN Dİ NAV ŞÎA Û SUNEYAN DE ŞENGAL Û HÎLALA ŞÎA RIZGARBÛNA ROJAVAYÊ KURDISTANÊ
Fuat Önen
Em nizanin ku bi çi sedemê rê lê vekirin ku hêzên Haşdî Şabî têkevin hin deverên Şengalê û ew van deveran “rizgar” bikin. Hêza pêşmergeyan heye ku her bi...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (598)


Arîşeyên Şengalê
Fuad Onen
Miletê Kurd têra xwe xwedî dijmin e, tevgera rizgarîya neteweyî ya Kurdistanê ji serî de çar dewletên dagirker ji xwe re kiriye hedef. Ev dewlet li dinyê jî xwedî mutefîk ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1186)


Armanckirina “kongreyeke netewî” ya ku ne li dijî tu dewletan e dibe devjêberdana mafê dewletbûna netewa Kurd!
Fuad Onen
Ev civîna ku berê wek Konferansa Kurdistanê û dûre jîwek Kongreya Netewî ya Kurdan hat binavkirin, li ser tewereya (mihwer) KomaraTirkîyê (KT)-Ocalan-Barzani ketiye rojeva me û çekber...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (4458)


   «   [1]  2  3  4  5  »      
  
12
Ramazan PERTEW (RP)Başlarken, bu röportajı kabul ettiğiniz ve vakit ayırdığınız için sizeteşekkür etmek istiyorum. Sayın Önen, ülkedeki Kürdler arasında tanınanbirisiniz, yine de okuyucularımız için kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Fuat Önen (FÖ) İnsanın kendisinden söz etmesi zor ve bence gerekli de değildir. İşsizolduğumu söyleyebilirsiniz.

RP- Sadece‘işsiz’ mi, başka?

FÖ- Bence buyeterli.

RP-Bilindiğigibi, Kürdistan’ın o şirin yöresi, Dêrika Çîyayê Mazî’den, Önenailesindensiniz. Yani tanınan bir ailenin mensubusunuz, 1968-1973 yıllarıarasında babanız Mahmut Önen, Derik belediye başkanlığı da yapmış.

FÖ- Anlaşılanbeni rahat bırakmayacaksın; dilimin döndüğü kadar kendimden söz etmeyeçalışayım. Okumaya Derik’te başladım, İstanbul’da sürdürdüm, yüksek öğrenimimiİzmir Ziraat Fakültesi’nde tamamladım. Üniversite yıllarında, gençlikaktivistlerinden biriydim. 1974’te İzmir Doğu Yardımlaşma ve Kültür Derneği,ondan sonra da İzmir DDKD’nin kuruluş çalışmalarında aktif olarak yer alırken,bu kurumların kurucu başkanlıklarını da yaptım. Bir müddet mühendis olarakçalıştım, o dönemde Muş Ziraat Mühendisleri Odası başkanlığını da yaptım.Sürgünlerden söz etmeye gerek yok. Birçok kez gözaltına alındım, 3 kezcezaevinde yattım ve 20 yıl da firar olarak kaldım. Başka bir deyişle, 2000yılından bu yana legal alandayım.

RP- Firarkennerede kaldınız, hiç Avrupa’ya gitmediniz mi?

FÖ- Avrupa’yagitmedim; ülkeden çıktıktan sonra iki yıl Suriye’de kaldım, o arada Güney’e degidip gelirdim. Sonra tekrar Kuzey’e döndüm. 1986’da yakalanıp, bir yılcezaevinde tutuldum; tahliye edildikten sonra 5 yıllık hapis cezası aldım. Ocezadan ve askerlikten dolayı 20 yıl firar kaldım. Ancak bu dönem boyunca dasiyasi çalışmalarım devam etti.

RP Sayın Önenneden Avrupa’ya geçmediniz? O dönemde Kürd siyasi kadroların çoğunun Avrupaülkelerine yöneldiğini biliyoruz. Ayrıca bildiğimiz gibi Avrupa’ya gitmek depek zor değildi.

FÖ- Prensipolarak Kürd siyasi kadrolarının Avrupa’ya geçmelerini doğru bulmuyordum. BenceAvrupa’ya gitmek iki nedenle hoş görülebilinirdi: 1) Ülkede kalışın hiçbirşekilde mümkün olmaması. 2) Bazı siyasi projeler için Avrupa’ya gitmek. Bukoşullar dışında bence ülkede kalmaya çalışmak daha doğruydu, ben de onuyapmaya çalıştım.

RP- Peki şimdigeriye baktığınızda, bu tutumunuz doğrulandı mı sizce?

FÖ- Bencetutumum doğruydu, zira Avrupa’ya giden arkadaşlar ülkede çalışmalar yürüteceksiyasî bir güç oluşturamadılar. Ülkede büyük bir siyasi boşluk oluştu ve buboşluk başka güçlerce dolduruldu. 1980 öncesinin şartlarına göre bakacakolursak; Kürdistan tarihinde hiçbir dönem Kürt siyasi kadroları nicel ve nitelolarak bu denli gelişkinlik göstermemişti. Bu kadroların varlığı Kuzey için çokönemli bir şans ve imkân idi. Fakat o imkân kullanılmadı, en tahrip edicisi dekadrolarımızın ulusal-toplumsal konumdan bireyci birkonuma savrulmalarıydı.

RP- Siz Kürdsorununu nasıl adlandırıyorsunuz, başka bir deyişle Kürd sorununu nasıl tarifediyorsunuz?

FO- Bence ‘Kürdsorunu’ demek büyük bir yanlışlıktır, çünkü mesele toprakla ilgilidir. Yani‘Kürdistan sorunu’dur. ‘Kürd sorunu’ söylemi sadece yurtdışındaki Kürdler içinkullanılabilir. Kürdistan işgal edilerek, parçalanmış ve siyasi statüsüzbırakılmış bir ülkedir. Bu üç gerçeklik birbirini etkilemektedir. Parçalanmasıişgal edilmesini kolaylaştırmaktadır. Fakat statüsüz bırakılması dikkatçekicidir. 1639’daki Kasr-ı Şirin Anlaşması’ndan bu yana bu parçalanmışlıkgerçekliği vardır; ancak sınırlar gevşektiler, yani her ne kadar ikiyebölünmüştüyse de sınırlar sıkı değildiler, gidiş geliş ve karşı tarafa geçişkolaydı. Kürdler için Birinci Dünya Savaşı döneminde iki önemli anlaşma var:Sykes-Pycot Anlaşması (1916). Biz Kuzey Kürdleri bu anlaşmadan pek haberdardeğiliz. Biz Lozan`dan (1923) konuşurken, Güneybatı’da Sykes-Pycot’ukonuşurlar, onlar da Lozan Anlaşması’nı bilmezler. Bu bile Kürdistan’ınparçalanmışlığının sonuçlarından birini göstermektedir. Yani ulusal tarihbilincinin oluşmasına engel teşkil etmektedir. Paris Konferansı’nda (1919)“manda” kavramı kullanılmıştır. O zaman koloniler vardı, Afrika vb. yerlerde.Fakat Kürdleri statüsüz bıraktılar. Kürdistan sorununun 20. yüzyıldan 21.yüzyıla geçmesinin en önemli nedeni budur. Birlikte bölme, parçalama vestatüsüz bırakma. Kendine özgü, benzersiz bir örnektir. Belucistan ve BaskÜlkesi Kürdistan’ın bu durumuna biraz benzer olabilir.

RP- “Ortak tarihbilinci” nin oluşmamasının bölme statüsünün sonuçlardan biri olduğunu musöylüyorsunuz?

FO- “Eşitsizgelişme” yasası Kürdistan parçaları arasında - Türkiye, Irak, İran ve Suriye’de- farklı gelişmelere yol açmıştır. Yani parçalanmışlık birlik, ortak tarih vedil bilincinin oluşmasının önünde büyük bir engeldir. Birinci Dünya Savaşısırasında Güney aktifti, fakat Kürdistan’ın tümünü etkileyemedi. Koçgiriayaklanması da öyle. İki dünya savaşı arasında Kuzey aktifti, o da diğerparçaları etkileyemedi. Mustafa Barzani’nin önderlik ettiği hareketinGüney’deki başarısızlığından sonra ulusal hareketin ağırlığı Doğu Kürdistan’ageçti. Kürdistan Mahabad Cumhuriyeti (1946) kuruldu. Fakat o da sadece oradakaldı. Daha sonrasında diğer parçaları hareketlendiremeyen Güney direnişi var.1979 ve 2003 yılları bu tarihi fırsatı oluşturdu, fakat bu da birleşik ulusalbir harekete dönüşmedi. Maalesef şimdiye kadar Kürd özgürlük hareketleriKürdistan’ın sadece bir parçasında aktif ve etkili oldular. Bu da sonuç olarakKürd özgürlük hareketlerinin çerçevesini daraltmıştır.

Kolonyalizm kelimesini mecburenkullanıyoruz. Çünkü Kürdistan’ın statüsüzlüğünü karşılamamaktadır. Bu dörtfarklı devlet Kürdleri statüsüz bırakmak için birlikte davranmaktadırlar.

RP- Yani İran’daKürdistan (ostan) eyaleti ve radyo, tv ve medyada Kürdçe olmasına ve Irak’ta(2003 öncesi) anayasada Kürdlerden bahsedilmesine, Kürd üniversitesi ve idariolarak bir Kürdistan bölgesi olmasına rağmen, aynı sistem olduğunusöylüyorsunuz?

FÖ- Evet, çünküuluslararası sistemde Kürdlere yer yok, yani Kürdlerin bir statüsü yok.Kürdistan’ın Güneyinde, Irak Britanya’nın mandası olduğu için, bazı emarelervardır; fakat bu durum Birleşmiş Milletler için herhangi bir statüye karşılıkgelmiyordu. 1923’ten 2003’e kadar istikrarsızlık vardı, bu da statüsüzlüktür.Bence karşılaştırmak doğru olmasa bile, bazı noktalarda farklıydılar. Yanisenin bahsettiğin şeyler, Şêx Mahmûd Melikliği de dahil, siyasi statülerdeğildiler. Çünkü uluslararası kurumlarda adlandırılıp, tescil edilmemiştiler.Bu realite Kürdlerin kendi topraklarında siyasi statü oluşturma koşullarınındört parçada da oluşmasına izin vermemiştir. BM mevcut formatıyla Kürdlerindevletleşmesinin önündeki en büyük engeldir.

RP- Sayın Önen,karşılaştırma doğru değil demenize rağmen, burada Türkiye’nin bazıözgünlüklerinden bahsedebilir miyiz?

FÖ- KadıMuhammed vasiyetinde şöyle der, “düşmana inanmayın, Acem düşmana hiçinanmayın.” Biz de binlerce sistem arasında Türk Egemenlik Sistemi’nin emsalsizolduğunu söylüyoruz, asla güvenmeyin.

RP- Değinmeniziyi oldu, birçok konuşmanızda “Türk Egemenlik Sistemi (TES)”ten sözediyorsunuz, TES’ ten ne kastediyorsunuz?

FÖ- Türkiye’ninsiyasi statüsü siyasi literatüre göre Kürd siyasetçileri tarafından“kolonyalist, cumhuriyet, devlet” olarak tarif edilmektedir. Fakat bence buözgün bir sistemdir. Yeryüzünde böyle bir sistemin olduğunu sanmıyorum. “Türkdevleti, Türk cumhuriyeti” vb diye adlandırmak bu sistemi açıklamaktan uzaktır.Bu sistem daha ötesidir. Esas sebep, bu sistemin “vatansızlar” tarafındankurulmuş olmasıdır. Bu nedenle, varlıklarının teminatı bu siyasi sistemdir.Birinci Dünya Savaşı’ndan önce içeride ve Batı’da Türklerin bu coğrafyadakalmayacakları ve Osmanlılar yenilince Orta Asya’ya gidecekleri kabulediliyordu. 1912’de Wilson “….İstanbul’da boşuna konsolosluk açmayalım …”demektedir.

Osmanlı yöneticileri de Doğu’yayönelirler. Abdülhamid’in Panislamizm’i ve Enver’in Pantürkizm’i batıdaçözülmenin yol açtığı arayışlardır. Birinci Dünya Savaşı’nda yenildikten sonra,eldeki “toprak”ı korumayı hedeflerler. Bu sistemin kurucuları daha çok“topraksız topluluklar” dır: Türkmen, Yahudi, Çerkez… Yeni bir sistem inşaederler. En büyük korkuları içerideki topraklı topluluklardır. Kendi topraklarıüzerinde yaşayan toplumları tasfiye etmek için içeride uzun soluklu bir planlaçalışırlar. Çalışma yöntemleri son yıllarda ABD’ nin uyguladığı “seçmelicaydırıcılık” benzeri bir yöntemdir. Önce Müslüman olmayanlar, onlardan dailkin Süryaniler, daha sonra Ermeni ve Pontus’ları vururlar. Kendi topraklarıüzerindeki bu gayrimüslim toplumları vururken, Müslümanlardan özellikle deKürdlerden yardım almışlar. Gayrimüslim toplumları tasfiye ettikten sonra, enbüyük hedefleri Kürdistan Kürdlerini tasfiye etmek olmuştur. Yani TES varlığınıKürdlerin yokluğuna bağlamıştır. Kürdistan’ı tasfiye ederek Doğu ve Güney DoğuAnadolu haline getirmeyi kendilerine çözüm yolu olarak seçmiş, Kürdlerin ülkeve millet gerçekliklerini ortadan kaldırmayı amaçlamışlardır.

TES yöneticilerinin çoğunluğunun Türkolmadıklarını söylemek gerek. Askeri, politik yöneticiler Mustafa Kemal veİnönü İbri’dirler (İbrani, Sabataycı), sistemin ideologları, Z.Gökalp, HalideEdip, Tevfik Fikret, Nazım Hikmet, bunlar da asıl olarak İbrani kökenlidirler.Teşkilat-i Mahsusa kadroları Çerkez’dirler. Ortak yanları de “topraksız olmak”dır, yani yerli değildirler ve hep anavatanlarına doğru kovulmaktan korkarlar.Türk ve Yahudilerin ortak yanlarına bakın: İkisi de çok uzun bir süreülkelerinin dışında kalır. İlginçtir, Kürdçe’de “anavatan” ya da “yavru vatan”gibi sözcükler yoktur. Kendi vatanlarından uzak yaşayanlarca üretilenkavramlardır bunlar.

Yunanlıların bağımsızlıklarıyla beraberSelanik’ten kaçıp gelenler İbrani kökenlilerdir. Aynı şekilde mübadeleesnasında da Rumlar gitmiş, yerlerine Balkan İbrileri gelmiştir. Nereyegiderlerse, orada kendilerine siyasi bir sistem kurmuşlardır. Gittikleri heryerde kendilerine “vatan” kurmuşlardır. Kendi devletlerini başkalarının toprağıüzerinde kurmuşlardır. Memluk, Anadolu Selçukluları, Osmanlı, vb. Türklerin birlakabı da “barbar”dır. Bu hala da sürmektedir. Osmanlıca bu barbarizasyonun enbüyük delilidir. Barbarizasyon rölatif anlamda, geri bir kültürün ileri birkültür üzerinde egemenlik kurmasıdır. Türklerin seyrüseferinde bu oldukçasomuttur. Barbarizasyon iki taraflıdır. Birincisi yıkmaları, ikincisi dekendilerinin erimeleridir (Moğol örneği). Kültürel alanda Türkler,1071 den buyana Kürd, Arap, Fars ve Rumlar arasında erimişlerdir, yani asimileolmuşlardır.

Dünyada iki yapay dil vardır: Esperantove Osmanlıca. Bu da barbarizasyonun sonucudur.

Bu sistemin özgünlüğü şudur: Türk veYahudi gibi ülkesizler yerleşik milletleri ortadan kaldırmak ve sistemlerinibuna dayandırmak istemişler ve bunu yapmaya çalışmışlardır.

Diğer özellikler: Birinci DünyaSavaşı’nın esas hedeflerinden biri de Osmanlı İmparatorluğunu çökertmekti.Batılı aydınlar arasında şöyle bir düşünce vardı: “Almanlar yenerse, Osmanlılarmanda olurlar; Britanya ve Fransa yenerse, Osmanlılar ortadan kalkar.” Fakatçok özel şartlarda, bir tesadüf olur ve bu devlet kurulur. Yani şimdikiTürkiye, tarihi bir tesadüftür. Ekim Devrimi ve Britanya rekabeti bu devletiortaya çıkardı. TES’in temeli yapma yani sunidir. Ulus-devlet değildir, fakatkendini ulus-devlet olarak tarif etmiştir. Osmanlı devleti ümmetçiydi, sonradanbir millet iddiasında bulunuldu. Bu milletin yaratılması için başka milletlerinortadan kaldırılması gerekiyordu. İslami olmamakla beraber, kendisini İslam’ınmerkezi görür; Batılı değil, fakat kendisini Batılı olarak tarif eder.“Türkleşmek, İslamlaşmak, muasırlaşmak” şiarıyla yol aldılar. Bunların hiçbiriyoktu, bundan dolayı yaratmaya çalışıyorlardı. TES bir millet yaratmaprojesidir. Temelinde bu anormallik olduğu için, devleti de anormaldir. Birsisteme (burjuva, sosyalist, ulus-devlet, vb.) uymaz.

Türk sistemini tarif etmeye “devlet”kelimesi yetmez. Yine Kürdistan’da da “derin/karanlık devlet” demek yetmez,çünkü zaten “derin”dir. Vali, belediye başkanı, askeri komutanlık vardır. Fakatbunların yanı sıra umumi müfettişler ve paramiliter güçleri de vardır. Başkabir şekilde söylersek, Diyarbakır’daki Ziya Gökalp Lisesi’ndeki eğitimleri ileJİTEM aynı sistemin parçalarıdır ve aynı ölçüde gayrı-meşrudur. TES’in 80yıldan beri özgün ve zalimce bir hedefi vardır: Kürdistan’ı “Doğu ve GüneydoğuAnadolu” haline getirmek. Bilindiği gibi Anadolu güneşin doğduğu yer anlamınagelir, doğu. İstanbul’un doğusu İznik, İzmit, Düzce’dir. Çok zorlarsan belkiBursa, Ankara ve Konya’ya da vardırırsın. Fakat Diyarbakır, Şırnak, Van veHakkâri’nin İstanbul’un doğusu olarak tarif edilmesi kabul edilemez vemaksatlıdır. Burası Anadolu değil, Kürdistan’dır. Kürdistan’ı Anadolu’yadönüştürmek ve Kürdlerin ülke ve millet gerçekliğini ortadan kaldırmakamaçlanmaktadır. Bundan dolayı TES diyoruz. Kürdistan’ın her tarafında bu kurumTES olarak inşa edilmiştir. Cami, okul, diyanet vb. bu fonksiyona sahiptirler;her biri bu sistemin bir parçasıdırlar. Bu yüzden bu sistemi normal kelimelerletarif edemeyiz.

RP- Kürdistan’ınşu anki durumunu, özellikle de Güney’in durumunu nasıl görüyorsunuz?

FÖ- GüneyKürdistan’da tarihi bir fırsat vardır. Bu dönemi üçüncü dünya savaşı olarakadlandırıyorum, Dünya savaşları Kürdlerin devletleşmesi için tarihifırsatlardır. Güney’in kazanımları bu çerçevede kutsal ve tarihi kazanımlardır.

Dünya düzeninin dağılması ortaya büyükfırsatlar çıkarmaktadır. Güney bu süreçtedir. Tehlike hala sürmektedir. Tarihinde gösterdiği gibi, Kürd başkaldırıları bir parçada kalınca boğulurlar. Şimdide Güney’de Kürdistan topraklarının 1/3’ü resmi olarak Kürdistan Hükümeti’ninegemenliği dışındadır. Diğer parçalarda ulusal hareketin güçlenmesigerekmektedir. Yani Kürd başkaldırıları bir parçada kalmamalı. Bence tekparçada sıkışmamanın koşulları da mevcuttur.

RP- YaniGüney’in Kürdistan’ın diğer parçaları üzerinde hesabı mı olmalı diyorsunuz?

FÖ- Bu konuyugeniş bir şekilde yorumlamış olduğum için, tekrarlamak istemiyorum. Bu tarihselbir gerçekliktir. Sadece kendilerini düşünseler bile, Kürdistani birprogramlarının olması gerekir. Fakat bu da sadece istemekle değil, pratikadımlarla anlamlı olur.

RP- Peki, sizceKuzey nasıl bir süreçten geçmektedir?

FÖ- Dışarıdanbirigelip de Newroz kutlamalarını ve yüz binlerden oluşan o kitleleri görürse,her şey tamam ve sorun çözüm aşamasına gelmiştir der. Yukarıda da söylediğimizgibi, iki sorunu birbirinden ayırmamız gerekir; Kürd sorunu ile Kürdistansorununu. Kürd sorunu metropollerde, bazı Türk kentlerinde olup, kültürel veazınlık hakları çerçevesinde mütalaa edebiliriz, fakat Kürdistan sorunu toprağabağlı olup, toprak üzerinde egemenlikten başka hiçbir çözüm yolu yoktur. Enbüyük problem entegralist ve konformist tavırdır. Sorun, “Kürd sorunu” olarakkonulmaktadır. En büyük nedeni PKK’dır. Gariptir ki PKKyenilgisi askeri, siyasi alanla sınırlı kalmamış, ideolojik yenilgiyedönüşmüştür. Yenilgi,askeri ve siyasi alanda kalsaydı, bu kadar tahribat yapmazdı. Bu ayaklanmanınyöneticileri Kürdistani çizgi diskurlarıyla güçlenip, Kürdistan’ın dört biryanına yerleştiler. Yenilgiden sonra Kürdistani çizgiden uzaklaştılar. Yaniasıl sorun budur. Sorun askeri ve siyasi yenilgi değildir, zira Kürdleryenilgilere yabancı değiller. İlk kez Kürdler yenilgilerininnedenini ideolojilerinde görmektedirler. İkinci neden, TES’in entegrasyon ve asimilasyon alanında başarılı olması,eurosantrik anlayışlar ve globalizasyonun yanlış yorumudur.

RP- Yaniglobalizasyonu doğru yorumlamalıyız?

FÖ- Globalizasyonve globalizm farklı şeylerdir. Globalizasyon kapitalizmin tekelleşmesi ve dünyasistemine dönüşmesi sonrası oluşan ve hala devam eden doğal bir süreçtir.Globalizm bu sürecin son yıllarda güçlenen egemen ideolojisidir.

Dünya düzeninin yıkılması, üçüncü savaşsüreci ve Güney’deki gelişmeler en büyük avantajlardır. PKK’nin ideolojikyenilgisi, TES’in entegrasyon ve asimilasyon alanlarında güçlü olması,globalizasyonun yanlış yorumlanması ve eurosantrik anlayış dezavantajdırlar.DTP’nin durumu ortada, iki milyon oy almışlar, fakat neyi temsil ediyorlar?Kürdistan dağlarında beş bin silahlı militan var, yöneticileri “Misak-ıMillî”yi savunur!.

Kürd özgürlük hareketi içindeentegralist çizgi öteden beri varlığını sürdürmektedir, “demokratik cumhuriyet”savunusu ile başlamamıştır.. Entegralist çizginin temeli sorunu toprak üzerindedeğil de Türkiye çerçevesinde ve “topraksız ve Kürdsüz” tarif etmektir. ÖrneğinOrhan Kotan’ın Avrupa’dan döndükten sonraki sözleri bu çizgininteorileştirilmesidir. Kotan, “... Kürdistan ve Türkiye demografisi değişmişolduğu için, nüfus iç içe geçmiştir, artık toprağa bağlı çözümleri savunmuyoruz…” diyordu.

Zaten Kürdistan sorununun Türkiye’ninAvrupa Birliği’ne girmesiyle çözülebileceğini savunan siyasetçiler de bu çizgininbir parçasıdırlar.

RP- Bildiğimizgibi, Kürd Ulusal Demokratik Çalışma Grubu sürecinden bu yana, siz TEVKURD’ün(Kürd Ulusal Birlik Hareketi) kurucularından biri ve yönetim kurulu üyesisiniz,TEVKURD’den beklentiniz nedir ve bu örgütün geleceğini nasıl görüyorsunuz?

FÖ- Bence bu,Kuzey Kürdistan’da derli toplu ve yeni bir konsepttir. Çalışma Grubu’ylabaşlayan ve TEVKURD ile devam eden süreç Kuzey Kürdistan’da siyasi çıtayıyükseltmiştir. TEVKURD siyasi bir restleşmedir. Ulusal zeminde birlik çizgisi inşasıdır.Zaten bu program ve tüzüğünde de açıktır. Yeni, denenmemiş bir çalışmadır diyebiliriz. Fakat Kürdistanikadrolar arasında bekle-gör politikaları, içte aidiyet sorunları vardır.TEVKURD tüzüğünde kurumsal ve bireysel üyelik vardır. Bu, TEVKURD içinde bir içhukuk sorunu çıkarmaktadır. Biz hem kişilerin, hem kurumların, hem de kişi vekurumların hukukunu beraber örmeliyiz. Bilindiği gibi, TEVKURD kongresindenönceki altı ay bu tartışmalarla geçti ve tarafların anlaşmasıyla bu tüzüğükabul ettik. Tüzük kongresi de ileride olacaktır. TEVKURD ilk kongrekatılımcıları tarafından bireysel aidiyetle kurulmuş olup, program ve tüzüğüneuygun olarak çalışma yapmaktadır. Bu program ve tüzük yeni bir kongretarafından değiştirilmediği sürece, bütün kurucu, meclis üyesi veyöneticilerinin TEVKURD hukukuna uygun ve sorumlulukla faaliyet göstermelerigerekir.

TEVKURD’e amaç ve hedeflerinin açıkolmadığı şeklinde getirilen eleştiriler haksızdır. TEVKURD, yeni bir çalışmaşekli için çaba göstermektedir. Bütün yeni tecrübeler gibi o da ihtiyatlakarşılanıyor. Bu ihtiyatlı tavrın kırılması TEVKURD’ün çalışma ve faaliyetlerive daha çok da TEVKURD aidiyetinin güçlendirilmesiyle mümkün olur. Maalesef bukonuda TEVKURD aktivist ve yöneticileri de gevşek davranmaktadır. Şimdiyekadar, TEVKURD aidiyetinin içselleştirilmesi pek oluşmadı. TEVKURDyöneticilerinin sosyal ve siyasal yaşamlarında TEVKURD aidiyetini daha fazlaöne çıkarmaları ve bu aidiyeti zihinlerine yerleştirmeleri gerekir. Yeni birörgüt kurmuşuz ve yeni bir hareket oluşturmak istiyoruz. Bu, önemli ve ağır birsorumluluktur, kendi iddialarımıza göre hareket etmeliyiz.

Açık alan konusuyla ilgili doğal birsorunumuz vardır. Biz açık ve kanuni olmayan bir örgütüz; beraber çalışmak, işyapmak, beraber yürümek için bütün ulusal örgütlere sesleniyoruz…

Legal örgütlerle konuştuğumuz zamanlegalite önlerine engel olarak çıkmaktadır. Türk kanunlarına göre, TEVKURDiçinde kurumsal üyelikleri mümkün değil, ya da kapatılmalarına neden olabilir.Bu bir sorundur, fakat çözümü de vardır. Örneğin, Çalışma Grubu dönemindeHAKPAR üye değildi, fakat partinin başkanlık konseyinde, HAKPAR’ın ÇalışmaGrubu girişimini yurtsever bir çalışma olarak değerlendirdiğine, bu girişimekatılacaklarına ve bu çalışmayı destekleyeceklerine dair karar alıp,açıkladılar. Ulusal güçlerin birliğine içten sahip çıkılırsa, çözüm güç olmaz.

Aynı şey illegal örgütler için degeçerlidir. İlegaliteleri, açık örgütler içinde temsil edilmeleri önünde engelolmaktadır. TEVKURD illegal örgütleri kurumsal üye olarak kabul etmeye veonlarla beraber meşruiyetleri için mücadele etmeye hazırdır. Sorun, açık sahada kimseyi temsilcileri olarak atayamamalarından kaynaklanmaktadır. Bununçözümü de karşılıklı birbirini anlamak, birlik konusunda anlaşmak ve içtenliklidavranmaktır. Hiçbir örgüt yüzde yüz illegal olmaz ve açık yüzleri de olur.Açık yüzleriyle bu sorunu çözebiliriz. Fakat bütün bunlar doğal olmaklaberaber, bu doğallık doğal olmayan sorunlara yol açar. Yükümüzün ağır veyolumuzun uzun olduğunu biliyoruz. Fazlasıyla sorun var. Fakat tavrımız şuolmalıdır: Sorunlar yakınmak için değil çözülmek içindirler.

RP- TEVKURD’ünşu andaki statüsü nedir? TEVKURD’ü bir NGO (Hükümet/devletle ilgisi olmayanorganizasyon) gibi tarif edebilir miyiz?

FÖ- TEVKURD şuanda de facto bir statü sahibidir. Açık alanda Kürdistani çizgide siyasi birarayış, çalışma ve çabadır. TEVKURD Kürdlerin millet ve ülke gerçekliğine sahipolduklarını, Kürdistani siyasetin de bu gerçeklikler üzerinde inşa edilmesigerektiğini tespit eder. Her ne kadar bazı yönlerden benzesek de bir NGO’ dandaha kapsamlı ve ötedeyiz.

RP- Şimdiyekadar TEVKURD hakkında güvenlik güçleri tarafından kovuşturmada bulunuldu mu yada dava açıldı mı? Ya da TEVKURD hareketi veya faaliyetlerinden dolayı kimseyedava açıldı mı?

FÖ- Ankaratoplantısındaki konuşmalardan dolayı M. Fırat, İ. Güçlü, S. Çiftyürek, F. Önenhakkında dava açıldı, bu hala sürmektedir. Urfa toplantısından dolayı 20arkadaş hakkında soruşturma başlatıldı, henüz dava açılmadı; Kerkükkonferansından dolayı S. Korkmaz hakkında dava açıldı ve ulusal duruşlu birsavunmadan sonra o dava düştü.

RP-MahkemedeTEVKURD program ve tüzüğüne açık bir şekilde sahip çıktınız mı?

FÖ- Tavrımız,dışarıda veya kendi aramızda neyi diyorsak Türk mahkemesi karşısında da onlarısöyleyip, savunmak şeklindedir. Çünkü söylediklerimize inanıyoruz, ülkemizdekiTürk mahkemelerinin varlığını meşru görmüyoruz. Ulusal ve Kürdistani tavırmeşrudur. Tavır ve düşüncelerini saklamaları gereken, takkiye veya ‘taktik’yapmaları gereken, TES ideolog ve siyasetçileridir, zaten öyle deyapmaktadırlar. Maalesef Kürd entegralistlerinin bir kısmı da öyle hareketetmektedir. Özgürlük mücadelesi verenlerin fikir ve kanaatlerinde açık veanlaşılır olmaları, kendilerini meşru kendilerine karşı olanları gayrimeşrugörmeleri gerekir.

Şu ana kadar TEVKURD aleyhinde toplu birdava açılmamıştır. Fakat TEVKURD’ün herhangi bir faaliyetinden dolayı hakkındadava açılan arkadaşların tümü soruşturma aşamasında da, mahkemede de TEVKURD’üntavrına sahip çıkmıştır. Özellikle de Kerkük konferansı davasında, S. Korkmazile S. Zilan’ın tavır alışları önemli ve dikkat çekiciydi. S. Zilan’ın dilegetirdiği tavır hepimizin tavrı olmalıdır: “Mahkeme Türk milleti adına kararvermektedir, biz Kürd milletinin mensuplarıyız, kararlarınız bizim tarafımızdanmeşru görülmez.”

RP- Bildiğinizgibi bu aralar KADEP genel başkanı Sayın Şerafettin Elçi yurtsever Kürdlerinlegal bir partide bir araya gelmeleri için çağrı yapmaktadır. Siz bunu nasıldeğerlendiriyorsunuz?

FÖ- TEVKURD,ulusal güçlerin birlik çabasıdır. Biz açık alanda ulusal güçlerin Kürdistanibir çizgide birliğini sağlamaya çalışıyoruz. Bu çalışma Türk legalitesinesığmaz. TEVKURD’ün hedefi legal bir parti kurmak olmadığı gibi, legal birpartiye katılmak da değildir. Bu nedenle, TEVKURD bu birleşik bir legal partikurma çağrısının muhatabı değildir.

Ancak, legal ya da illegal, ulus ve ülkegerçekliğini içeren her türlü birlik çabasını önemsiyoruz, değerli buluyoruz.Birlik kurulsa da kurulmasa da biz bütün ulusal güçlerin TEVKURD’de temsiledilmelerini umuyor ve istiyoruz.

Bahsettiğiniz bu girişim. TEVKURDYürütme Kurulunda değerlendirildi. TEVKURD meclis toplantısında dadeğerlendirileceğine inanıyorum. Ulusal demokratik siyaset çerçevesinde Kürdgüçlerinin birliği gerekli ve kutsaldır. TEVKURD, her alanda bu birlik çabasınıdesteklemektedir. Bu sürece katılmak isteyecek TEVKURD aktivistleri deolacaktır. TEVKURD hukuku bu arkadaşlara hiçbir engel çıkarmaz ve bizinanıyoruz ki TEVKURD aktivistleri her alanda ve her faaliyetlerinde TEVKURDtavır ve hedeflerine sahip çıkacaklardır.

RP- Sayın Önen,yaşamınızdaki bu gelgit ve olaylardan sonra, bir şahıs olarak kendinizi nasıltarif ediyorsunuz?

FÖ- Kendimeilişkin tarifim otuz yıldan beri değişmemiştir. 1978’den itibaren kendimi birKürd yurtseveri ve sosyalizm sempatizanı olarak tarif ediyorum. Sosyalistleşmeçabasında devrimci bir kişiyim. Ben komünistim, komünizm idealleri meşrudur,kuşkusuz komünizm anlayışım, durağan, muhafazakâr, fraksiyoncu değildir. Farklıyorumları geleneğimizin zenginliği sayan, onları aşan bir anlayışla bakmayaçalışıyorum. Komünizmi Marx, Engels, Lenin, Stalin, Troçki, Mao, Gramschi,Althusser, vb ile sınırlayamayız. Bu kişiler özellikle Marx komünizmin önemlikilometre taşlarıdırlar ve komünist teoriyi, inancı ilerlettiler. Komünizminasıl içeriği de budur; geniş kapsamlı ve değişkendir. Bu inanç hep olacaktır.Marksizm komünizmin yorumlarından birisiydi.

RP- Yanikomünizmin doktrinize edilmesiydi?

FÖ- Hayır,diyelim ki komünizmin bilimselleştirilmesiydi, yani Marksizm komünizmin bazışartlarını koymuştur. Fakat bugün hem proletarya hem de bu mücadelenin güçleritartışılmaktadır.

RP- Sizce budünya sürecinde solcu siyasette tıkanma var mıdır?

FÖ- Şöyle bakıyorum, hem ulusal siyaset ve hem de sosyal/sınıfsal siyasette ilke ve realitevardır. İkisi birbirine bağlıdır. Prensibi görüp realiteyi yok saymak dogmatizmdir,realiteyi görüp prensibi yok saymak ise oportünizm veya davadan vazgeçmektir.Örneğin realitede entegrasyon güçlenmektedir, bunu kaderini tayin hakkı talepetmeme nedeni olarak kabul etmek davayı satmak olur. Fakat mücadelede buentegrasyon görülmeli ve siyasette göz ardı edilmemelidir.

Aynı şekilde Sovyetlerin yenilmesi vekapitalizmin ilerlemesi komünizmden vazgeçmeme neden olmaz. Fakat dünyanın şuanki realitesini görmeli ve siyasetimi ona göre değerlendirmeliyim. Uluslararası komünist hareketteki tıkanıklık benim de sorunumdur ama doğrusu bu benimçözme iddiasında olabileceğim bir sorun değildir.

RP-Antiemperyalizm ve anti-ABD’ciliği nasıl görüyorsunuz?

FÖ-Komünizm ileantiemperyalizm arasındaki ilişki taktikseldir. 1920’lerde Avrupa’da proletaryahareketi yenilince –ki o zamana kadar da Sovyetlerin ayakta tutulması batıproletaryasının mücadelesine bağlı görülüyordu – Sovyet yöneticileri Sovyetleriayakta tutmak için müttefik aradılar ve ezilen ulusların mücadelesinikendilerine müttefik olarak gördüler. Bakü Birinci Doğu Halkları Kongresi(1920) bu sebeple yapıldı, başka da kongre yapılmadı. "Bütün Ülkelerinİşçileri Birleşin" şiarı değiştirilerek, “Bütün ülkelerin işçileri veezilen halklar birleşin” haline geldi. Bu o ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. Yanıantikapitalizmsiz bir antiemperyalizm stratejik bir mesele değildir. Bugün budenklem değişmiştir. Sovyet Sosyalizmi yenilmiştir. Antikapitalizmsiz birantiemperyalizm mümkün değildir. Böyle bir taktiğe gerek yoktur. Bu nedenle,ulusal mücadelede antiemperyalist/anti-ABD’ci’ bir ilke zorunlu değildir.Chavez ve Filistin buna bir örnek teşkil etmektedir. Chavez antiemperyalistdeğildir, fakat anti-ABD’cidir. Yani kendi toprakları üzerinde egemenliğinigüçlendirme çabasındadır. Bu ilkeye göre, Kürdistan yurtsever mücadelesine dedestek verilmelidir.

RP- Amerikanoperasyonu başlamadan önce, dünyada ve Türkiye’de ABD’ye karşı birçok gösterive kampanyanın düzenlendiğini biliyoruz; bunların başını da daha çok solhareketler çekti. Siz solun Amerika’nın Irak’ta operasyon yapmasınakarşıtlığını nasıl görüyorsunuz?

FÖ- Sovyetlerinyenilmesinden sonra, batılılar bu süreci anlamadılar. Çünkü onlar Sovyetsisteminin bu denli kolay çözülebileceğini düşünmüyorlardı. Burada Fukuyama’nıntezi sürpriz bir başarı ifade ediyordu, “…ideolojilerin sonu gelmiştir… Liberaldemokrasi insanlığın ideolojik evriminin son noktasını ve nihai insani hükümetbiçimini… temsil eder” diyordu. Fakat bir yıl sonra böyle olmadığı görüldü.Aynı şekilde Samuel Hungtington “Medeniyetler Savaşı” adlı kitabında şöylediyordu, “…Batılı olmayan medeniyetler dünya arenasında yer alabilmek için hergeçen gün daha da silahlanmaya çalışmaktadırlar. Bu durum, muhtemelen dünyasavaşına yol açabilir”. Daha sonra “Amerikan Ulusu” adlı kitabında ise şöylediyordu, “sorunumuz Amerika’yı bir millet haline getirmektir.” Yani ikisi deBatı’da yeni bir sistemin kurulması gerektiğini söylemektedir. Fukuyamaideolojilerin beyhudeliğini, Hungtington medeniyetler savaşının gerekliliğinidile getirmektedir.

Amerika’nın üç büyük müdahalesi vardır:1- Balkanlarda Yugoslavya’ya BM şemsiyesi altında müdahale etti. 2-Afganistan’ı daha dar bir şemsiyeyle NATO şemsiyesiyle işgal etti. 3- Irakişgalinde şemsiye daha da daraldı, kendisi yaptı (ABD ve müttefikleri). ABD vemüttefikleri postmodern bir dünya savaşını dünyaya dayatıyorlar. Irakmüdahalesi bu çerçevede anlamlıdır.

Bir başka nokta da, Sovyetlerinyenilmesinden sonra “dünya tek kutuplu olmuştur iddiasıdır.” Aslında dünyaüç-dört kutuplu bir hale geldi. Dünya aktörleri ABD’ye direndiler. Barış adıaltında, ABD operasyonuna itirazın arkasında uluslararası aktörler var. Şimdibu barış hareketleri antiemperyalist hareketler değildir. Bazı emperyalistlerindiğer emperyalistlere tepkisidir. Türkiye’ye bakarsak, daha iyi anlarız.ABD’nin Irak’a müdahalesi gündeme gelince, en barışçı görünen güç TES idi.Kuşkusuz bu TES’in antiemperyalistliğinden dolayı değildi. Fakat TES, ABD’ninmüdahalesinde kendi sisteminin sonunu görmektedir. Ortadoğu’daki 80 yıllıkstatükonun bozulmasından korkmakta ve kolonyalist bir refleksle ABD işgalinekarşı çıkmaktadır. Daha da genişletirsek, Fransızlar Kuzey Afrika çıkarlarıiçin emperyalist reflekslerle, Almanlar Irak ve İran’daki çıkarları ve Türkiyekendi sistemsel çıkarları için karşı çıktılar. Yani başka bir deyişle, Fransa,Almanya, Rusya, vb. emperyalist reflekslerle; Türkiye, İran, Suriye, vb.kolonyalist reflekslerle (statülerini korumak için); barış çevreleri debarışçıl hislerle ama kısmen de uluslararası ve iç güçlerin manipülasyonuylahareket ettiler.

Burada özellikle Türkiye’dekikampanyaların üzerinde durmalıyız, çünkü onlar biraz farklıydılar. Onlardoğrudan TES’ nin kontrolündeydiler.Siyasipartiler, Tabipler Odası, Mühendisler Odası, Eğitim-Sen vs.nin Kürdistan’daki kampanyalarda niyetleri ne kadar iyi olsa da, bumanipülasyonların bir parçasıydılar. Burada şunu da söyleyelim de yanlışanlaşılmasın; bu, solculuklarından değil yanlışlarından dolayı idi. Çünküsolculuğun ilk koşulu TES’e karşı çıkmaktır. Yani sol inanç gereği değildi. Bizkomünist olarak ABD’nin Irak işgalini savunmuyoruz. Çünkü operasyon olmadan daBM şemsiyesi altında Kürdistan’ın kurtuluşunun koşulları vardı. Zaten Irak’ın1/3’ü Saddam ‘ın kontrolünün dışındaydı.

RP- Siz birkomünist ve bir TEVKURD yöneticisi olarak Kürdistan’ın bu durumunda bağımsızkomünist bir partinin kurulup örgütlenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

FÖ- Bu biristektir, dünyanın her yerinde komünist bir partinin kurulması için objektifşartlar vardır. Komünist partinin kuruluş sorunları sübjektif koşullara vesiyasi önceliklere bağlıdır. Bence Kuzey Kürdistan’da en büyük sorun ulusalkurumların olmamasıdır. Devletleşme ve Kürdistan’da Kürdlerin egemenliği siyasibir hedef ve güncel bir iştir. Kürdistan dört parçasıyla bu üçüncü dünya savaşındaönemli bir cephedir. Komünist partinin kurulmasını zorlaştıran sübjektifkoşullar bunlardır: Komünist enternasyonalin olmaması, teorik ve örgütselsorunlar ile komünist kadroların yokluğu.

RP- Otuz yıldırbir mücadele içindesiniz. Umutlarınız hiç kırıldı mı, özgür ve birleşik birKürdistan umudunuz devam ediyor mu?

FÖ- SevgiliPertew, çocukluğumdan beri yurtsever, 1972’den beri sosyalizm yanlısıyım.Hiçbir zaman bu yıllar kadar umutlu olmadım. Uluslararası koşullar ve Kürdulusal duyguları Kürdlerin toprakları üzerinde egemen olmasına olanakvermektedir. Kuzey’de Kürd siyasetinde iktidar perspektifi eksikliği,entegralist eğilimin güçlenmesi ve ulusal kurumların yokluğu engel vedezavantajlarımızdırlar. Bu dezavantajlara rağmen, mücadeleyle KürdlerinKuzey’de de diğer parçaların tümünde de egemen olacağına inanıyorum.

RP- Irak gibiTürkiye’de de bir ABD operasyonu olursa, sizin tepkiniz ne olur?

FÖ- Bizkolonyalistlerin işgalinin kalkmasını istiyoruz. Kolonyalist yöneticilerinkendileri bunu yapmalılar. Saddam’ın başına gelenler Türkiye, İran ve Suriyeyöneticilerine ders olmalı. Irak işgali için Amerika’ya yol veren, Irak’ınKürdistan’ı işgaliydi. İşgalci Saddam 74 ve 75 senelerinde Kürd devrimininyenilmesi için Kuzistan’ı İran’a verdi (şu anda İran’a bağlı Arap eyaletidir),1979’da Kuzistan’ı İran’dan geri almak için İran’a savaş açtı, bu savaş on yılsürdü ve iki tarafta da büyük hasarlara yol açtı.

1991’de Saddam, Kürdistan işgalinikaldırmış olsaydı, ABD Irak’ı işgal edemezdi. Kürdistan işgalcileri, işgaledilmek istenmiyorlarsa, Kürdistan’ı işgal etmekten vazgeçmeleri gerekir.İşgallerini kaldırmazlarsa, kendileri işgal edilebileceklerdir. Sizin dediğinizşeyler oluşursa, müsebbibi Kürdler olmaz ve hiç kimse Kürdleri emperyalistlerinmüttefiki diye gösteremez.

Ben kişi olarak ABD askerleri de dahil,hiçbir yabancı askerin Kürdistan’daki varlığından yana olmam.

RP- Sayın Önen,bize ayırdığınız zaman ve verdiğiniz cevaplar için teşekkür ediyorum.

FÖ- Ben deteşekkür ediyorum, benim için bu bir görevdi.

Röportaj:

RamazanPERTEW, remezanpertew@hotmaîl.com

 


Posted in: tirki

Comments

There are currently no comments, be the first to post one!

Post Comment

Name (required)

Email (not required)

Website

CAPTCHA image
Enter the code shown above:

  
KÜRDİSTANİ PARTİLERİN TEMEL STRATEJİK HEDEFİ KÜRDİSTAN’IN BAĞIMSIZLIĞI VE BİRLİĞİ OLMALIDIR
Fuat Önen
Sırrı Süreyya Önder kimi temsil ederek İmralı-Ankara-Kandil üçgeninde bu kadar tur attı? Önder’in Türkiye’de temsil ettiği bir kitle mi var? Bana göre devleti temsil ediyor. Yapılan yanlış bir işin kof...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1578)


ZİYA GÖKALP ULUSSUZ BİR DEVLETİN İDEOLOGUDUR, İSMAİL BEŞİKÇİ İSE DEVLETSİZ BİR ULUSUN…
Fuat Önen
Ziya Gökalp ulussuz bir devletin ideologudur. İmparatorluk bakiyesinden allokton bir ulus oluşturmaya çalışan, Türk Egemenlik Sisteminin, paralı memurudur. İsmail Beşikçi ise devletsiz bir ulusun, ulusal demokratik haklarını s...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (657)


Üst Aidiyet ve İktidar
Fuat Önen
Geçmişten ders almak, Kürdistan’daki siyasi aktörlerin genellikle uzak durdukları bir eylem türüdür. Modernite öncesi kurumlarımızın (aşiret meclisleri, rîsıpi heyetleri,aşiret konfedereasyonları, mirl...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1211)


Dünya Düzeni, Dünya Devletler Sistemi ve Kürdistan
Fuat Önen
Türk devletinin son Kürdistan seferinin esas nedeni Hemrin dağından Afrin’e görünür hale gelen bu sınırlardır. Güney Batı sınırlarının görünür hale geldiği ve bu sınırlar içinde devletleşmeyi ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1525)


Dr. SaitÇürükkaya için yaptığım konuşma ve bazı yorumlar için açıklama
Fuat Önen
Birkaç gündür Şehid Sait Çürükkaya’nın mezarı başında yaptığım konuşma speküle edilerek, çirkin bir karalama kampanyası yürütülmektedir. Sait Çürükkaya’nın anıs...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1666)


Erbil ziyareti ve İmralı görüşmesiyle ilgili BasHaber röportaji
Fuat Önen
Bölge Başkanı Mesud Barzani müdahil olmaya, devletle HDP arasında bir tür uzlaşma sağlamaya çalıştığında, HDP eş başkanı bu meselenin Türkiye’nin “iç meselesi” olduğunu söyleyerek Başkan Barzan...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3481)


15 TEMMUZ, TÜRK ORDU GELENEĞİNDE İÇKİN OLAN BİR ASKERİ DARBE GİRİŞİMİDİR
Fuat Önen
Türkiye’yi zor günler beklemektedir. Yakındoğu ve Ortadoğu, Üçüncü Dünya Savaşının önemli cephesidir. Bu bölgeler yeniden dizayn edilmeye çalışılmakta. Birinci ve İkinci Dünya savaşları...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1511)


   «   [1]  2  3  4  5  6  7  8  9  »      
DESTPÉK      Tarix-belge      TEVKURD      Aslan Kaya -Baz      Fuad Önen      Media