Fuad Önen
DIVÊ KURD YEKÎTÎ Û SERXWEBÛNA KURDISTANÊ JI XWE RE BIKIN MIJARA MAN Û NEMANÊ
Fuat Önen
Diplomasî, sîyaseta nazenîn e. Ji bo diplomasîyeke baş, berî her tiştî siyasteke baş, yekgirtî û Kurdistanî pêwîst e. Li başûrê welatê me mixabin siyaseteke bi v&icir...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (225)


Dewleta Tirkan nikare bi serê xwe li Qendîl ê operasyoneke leşkeri bimeşîne
Fuat Önen
Qendîl rêzeçîya ye û di sêkoşeya başûr, bakur û rojhilatê Kurdistanê de dimîne. Dagirkirina wê derê ne ew çend hêsan e. TC çima di vê deme de qal...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (486)


HILBIJARTINA TIRKAN, HDP Û HELWESTA HIN PARTÎYÊN KURDAN
Fuat Önen
Em nabêjin ku hilbijartina Tirkan me aleqedar nake, em dibêjin ku ev hilbijartina dewleteke dagirker e, hebûna dewleta Tirkan li Kurdistanê ne rewa ye, ev dewlet bi hemû dam û dezgehên xwe dagirker e û ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (450)


HILBIJARTINÊN DEWLETÊN DAGIRKER Û HELWESTA KURDAN
Fuat Önen
Ne xwezayî ye ku sîyasetmedarên Kurdan wek yên Tirkan bipeyivin, nakokîyên di nav sîyaseta Tirkan de mezin bikin û di nav sîyaseta Tirkan de ji xwe re li cîyekî bigerin. Divê s&i...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (507)


TÊKÇÛNA ŞERÊ CEBHEYA KERKÛKÊ
Fuat Önen
Şerê li cebheya Kerkûkê rû da, bersîva dewletên dagirker û parêzerên sistemê ye. Di vê cebheyê de em têkçûn. Berpirsê vê têkçûyi...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1191)


YEKÎTÎYA KURDAN Û YA PARTÎYÊN KURDAN JI HEV CUDA NE
Fuat Önen
Di nav tevgerên rizgarîya neteweyî de kesî bi qasî tevgera rizgarîya neteweyî ya Kurdan nîqaşên teorîk nekiri ye. Em di nivîsarên Ho Shi Min, Amilcar Cabral, Mahatma Ghandi, Fide...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1711)


TC ÇIMA JI YEKÎTÎYA AXA ROJAVAYÊ KURDISTANÊ DITIRSE?
Fuat Önen
Ez ne di wê bawerîyê de me ku TC yê karibe Efrînê dagir bike û li wir pêşî li Kurdan bigire. Bi sedem ku TC nikare bakurê Kurdistanê wek berê bi rêve bibe, anuha her nav&cc...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1317)


   «   [1]  2  3  4  5  6  »      
  
24

Kürdistan’da ulusal demokratik birliği Türkçe tartışmak tuhaftır. Bu durumHatip Dicle’nin belirttiği soykırımla ilgilidir. Ancak Hatip Bey TC’nin 80yıllık uygulamalarını kültürel soykırım olarak ifade etti, bence bu eksik veyanlıştır. Türk Egemenlik Sistemi’nin (TES) Kürdistan’da yaptıkları saltkültürel soykırım değil, total soykırımdır. Bu uygulamalarda politik soykırımvardır, fiziki soykırım vardır, ekolojik soykırım vardır, ekonomik soykırımvardır, dil soykırımı vardır ve nihayet kültür soykırımı da vardır.

Sabahattin arkadaşımın belirttiği gibi, biz TEVKURD kadrolarıtoplantılarımızda Kürdçe konuşuruz, ama bu toplantıda, arkadaşlarımın banavereceği cezaya razı olarak, anlaşılmak kaygısıyla Türkçe konuşacağım.

Arkadaşlar, kavramlar içi boş çuvallar değildir. Bu kavramlara istediğinizşeyleri, istediğiniz gibi koyamazsınız. Kuzey Kürdistan’da, ulusal demokratikbirlik ya da ulusal birlik, nasıl derseniz deyin, içine herkesin istediği şeyikoyabileceği bir kavram değildir. Birincisi, eğer ulusal birlikten sözediyorsak bir ulustan söz ediyoruzdur. İkincisi dünyada ulusal birlik, ulusunbirliğinin sembolü son 200-300 yıldır ulus devletlerdir. Bugün dünyada ikiyüzün üstünde devlet var. Birleşmiş Milletler bu devletlerin ahalisini ulusolarak kabul ediyor. Burada bir sıkıntı var. Kürdler dünyanın en büyükdevletsiz ulusudurlar. O zaman burada eğer bir ulusal birlikten söz ediyorsakbu ulusun özgürlüğünü, bu ulusun yurdunun kurtuluşunu hedefliyor olmamız lazım.Eğer bir siyasi aktör herhangi bir yerde ulusal birlikten söz ediyorsa orada yabir ulus devlet vardır ya da devlet kurma hakkı elinden alınmış bir ulusunkendi geleceğini belirleme hakkını savunuyordur. Bu temel prensip dışındaherhangi bir çerçevede ulusal birliği savunmak mümkün değildir. Örneğindil-kültür hakları için ulusal birlik olmaz. Kürd ulusunun kendi ülkesindekendi geleceğini belirlemesi çerçevesinde bir ulusal birlik olabilir. Bu ulusalbirlik dil hakkını da savunur, kültür hakkını da savunur ve buna benzer oulusun bütün temel haklarını savunarak gelişir.

DTK’nın Misyonu

Bu gündem maddesinde bir sıkıntı var, DTK’nın misyonu diye geçmiş. DTKkendi misyonunu kendi organlarında tartışmıştır, kendi organlarında misyonun neolduğunu muhtemelen saptamıştır. İkincisi PKK’yi tartışmadan, KCK’yitartışmadan, DTP’yi tartışmadan Öcalan’ı tartışmadan DTK’nın misyonu netartışılabilir ne de anlaşılabilir bir şeydir. Bu gündem maddesinde DTK ileilgili olarak öyle sanıyorum ki arkadaşlar DTK’lı olmayan katılımcıların DTKhakkındaki düşüncelerini ve varsa önerilerini istemişlerdir, böyle yorumlayarakDTK hakkında birkaç şey söylemek istiyorum.

DTK’nın en önemli özelliği DTK’nın de facto bir örgüt, de facto bir hareketolmasıdır. Kürdistan’da on yıllardır biz legalite ve illegalite ikileminesıkıştırıldık, bana sorulursa Kürd siyasetinin en temel meselelerinden biribudur. Ya legalite ya illegalite denildi bize. Türk legalitesinde Kürd veKürdistan yoktur. Kürdistan’ın da kendi legalitesi yoktur. Bu yüzden Kürdözgürlük hareketinin legal mücadele olanakları çok dardır, çok sınırlıdır.Legalite Kürd özgürlük mücadelesine takiye dayatmaktadır ve ister istemez Kürdsiyasetçileri bu imkânlardan yararlanmak için kendi öz duruşlarından, özkimliklerinden taviz vermek durumunda kalmaktadırlar. Diğer alan illegalitedir.İllegalite de özellikle günümüz dünyasında bu alan da çok dardır. Anladığımkadarıyla burada DTK legalite ile illegalitenin kesişim düzleminde de facto birhareket olarak kurulmuştur. Yasal bir hareket değil meşruiyeti esas alan birharekettir. Eğer bu algılarım doğruysa DTK’nın en önemli özelliği budur, burasıçok ciddidir. Kürdistan özgürlük mücadelesi, açık alan ve de facto hareketleriçok fazla önemsemeli, çok fazla öne çıkarmalıdır. TEVKURD olarak dört yıldırbiz bu konseptle mücadele ediyoruz. Bu alan ulusal birlikle de ilgilidir.DTK’nın bu özelliği ulusal birlikle de ilgilidir, Kürdistan’da ulusal güçlerinbirliği bir legal örgütte sağlanamaz. Çünkü bu legalite seni tanımıyor, ülkeninvarlığını tanımıyor, milletin varlığını tanımıyor. Örneğin DTP’de Kürdistanulusal birliğini nasıl sağlayacaksınız, sağlayamazsınız. Kürdistan’ın kendilegalitesi de yok ki o legaliteye uygun olarak bir ulusal birlik platformukuralım. O zaman en elverişli alan, bu üçüncü alan dediğimiz de factoörgütlenmelerin meşruiyeti esas aldıkları alanlardır. Bu bakımdan önemlidir.DTK ile devam edersek ulusal birlik için bir ulusal duruş, bir ulusalperspektif de lazımdır. DTK’nın şimdiye kadar bu konuda söyledikleri şunlardır:

İlk kuruluş manifestosunu Leyla Hanım okudu, on bin kişinin katılımıyla.DTK Demokratik Özerk Kürdistan dedi. Ben otonomist değilim ama demokratik özerkKürdistan’dan benim anladığım şudur: Kürdistan’ın Türk devletiyle Türkegemenlik sistemiyle ilişkisi demokratik ve otonom olmalıdır. Yani DemokratikToplum Kongresi bir Kürdistan tanımlıyor. Burada herkesin söylediği gibi Kürdcoğrafyası gibi belirsiz bir şey söylemiyor. Bu zaten çok saçma bir kavramdır.Kürd coğrafyası, bizim coğrafyamız, bizim bölgemiz. Yeryüzünde kendi yurdununadını kullanmaktan ısrarla kaçınan siyasetçiler bir tek Kürdistan’da vardır.Bir insanın kendi yurdunun adını söylemesinden daha doğal, daha insani, dahaahlaki bir şey var mıdır? Ben Kürdüm Kürdistan diyorum, Çeçen Çeçenistan diyor,Filistinli Filistin diyor. DTK’nın o ilk manifestosunda bu öndeydi, birKürdistan var ve bu Kürdistan’ın merkezi yönetimle ilişkisi otonom ve demokratikolacaktır. Ancak süre geçti bunun açımlanması geldi. Örneğin Hatip Diclearkadaş Demokratik Özerk Kürdistan’ı açıklamaya başladı, “Türkiye’yi 25 ayrıile böleceğiz, bu iller özerk olacaktır” dedi. Şimdi bu Demokratik ÖzerkKürdistan değil, bu Demokratik Özerk Türkiye’dir. 25 ile böldüğünüz zamanKürdistan’ı nereye göndereceksiniz? Kürdistan’ı sonra kaça bölecekseniz? Sonraniye bölüyorsunuz? Zaten emperyalistler, sömürgeciler tarafından 4’e bölünmüş,fazladan siz niye bölüyorsunuz? Demokratik Özerk Kürdistan Türkiye’nin 25 ilebölünmesiyle izah edilemez. DTK’nın üçüncü kongresinde yeniden Demokratik ÖzerkKürdistan öne çıktı, pankart asıldı Demokratik Özerk Kürdistan diye. Bu kez bukongreden sonra sanıyorum belediye reislerinin Cumhurbaşkanıyla görüşmesi sözkonusuydu, bu sefer 7 bölge dediler. Bu olmaz, ülke gerçekliğimizle böyleoynanmamalıdır. Buradan bu çağrı metninin mantığını da eleştirmek üzeresöylüyorum.

Kürd Sorunu

Kürd sorunu kavramına geçiyorum. Bu kavram altında sosyal olarak, politikolarak birbirinden farklı üç ayrı sorun kümesi tartışılmaya çalışılıyor. Bukonuda açıklık sağlayamazsak ne bu çalıştaydan ne başka hiçbir tartışmadanhiçbir sonuç çıkmaz. Kürd sorunu adı altında tartışmaya açılan sorunlarşunlardır:

1- Türkiye’deki Kürdler: İstanbul’da,Mersin’de, İzmir’de kendi yurtlarından kopmuş, kendi yurtlarına uygulanan totaljenosid sonucu yurtlarını terk etmek zorunda kalmış milyonlarca Kürd vardır. Bumilyonlarca Kürdün sorunları da vardır. Kürd sorunu diye bunu söylüyorsanızbunun konsepti bellidir. AB sözleşmelerinde de var, Birleşmiş Milletlerde devar. Bu azınlık uluslar konseptidir. Azınlıkların hakları konseptidir. Busorunu o konseptle tartışabilirsiniz.

2- Anadolu Kürdleri: Kürd sorunu derken Konya-Ankarahattında ya da Anadolu Kürdleri denilen kesimi tartışıyorsanız, ki bu kesiminmetropol Kürdlerinden farkı şudur: Burada Osmanlı imparatorluğu dönemindegöçertilen Kürdler topluca yerleştirilmiş, cumhuriyet çok daha mühendisçeyaklaştığı için Kürdleri dağıtarak iskan ettirmiş, Osmanlılar topluca. Eğerhaklarını tartıştığınız Kürdler bunlar ise bunun da yolu bellidir. Belki Hatiparkadaşın önerdiği özerk iller konsepti orası için geçerlidir. EskidenSovyetler Birliği’nde de vardı. Farklı bir çoğunluğun yaşadığı illere özerklikverirsiniz. Buradaki Kürdlerin hakları bu konsept içinde tartışılabilinir.

3- Kürdistan Kürdleri: Kürdistan’a geliyorsanız, buradasorun çok net ve çok açık yüreklilikle söylemek lazımdır ki buradaki meseleparçalanmış bir ulus ve ülke meselesidir. Bu meseleyi daha alt bir tanımla,parçalanmış bir ulus ve ülke meselesini Kürd sorunu olarak tanımlamakyanlıştır. Bu parçalanmış bir ulus ve ülke meselesidir. Bu sorunu tartışmanında yolları yöntemleri vardır. Cemiyet-i akvamda, Birleşmiş Milletler’de, Avrupasözleşmelerinde bu sorunun çözüm prensibi bellidir. Bu ulusların kendigeleceklerini belirleme hakkıdır, yani self determinasyondur. Kürdistan’da buparçalanmış ulus ülke meselesine bir çözüm arıyorsak, self determinasyonkonseptinin dışında bu sorunu çözebilecek hiçbir konsept yoktur. Burada nedemokratik özerk Türkiye işler, ne kültürel haklar konsepti işler, ne de başkabir konsept işler. Yeryüzündeki diğer bütün milletler gibi Kürd milletinin dekendi geleceğini belirleme hakkı vardır. Çalıştayımız eğer bir sonuç bildirisiyayınlayacaksa bence bunu esas alan bir sonuç bildirisi yayınlamalıdır.

Ulusal Birlik Konsepti

Sonuç olarak söyleyeceğim şudur: Bir ulusal birlik problemimiz varsa kibence var, bu noktada Ruşen Aslan’a katılmıyorum. Ulusal birlik tekçiliğiçağrıştırmaz. Ulusal birlikten söz ettiğimiz zaman sonuçta bir ulusal temsilörgütünden söz ediyoruz. Ulusal birlik çağrısı yaptığımız zaman bu ulusu temsiledecek bir birlik örgütü, bir birlik hareketi oluşturmak çağrısındabulunuyoruz. Bu birlik örgütü hiç kuşkusuz çoğulcu olmalıdır, demokratikolmalıdır. Bunu söylemek tekçilik değildir. Diğer taraftan ulusal birlikperspektifi olmadan ulusal kurtuluş mücadelesi sürdürülemez. Ulusal birlikmeselesini konuşmak için de konsept bellidir. Kürd millet gerçekliği tanınacak,Kürd vatan gerçekliği tanınacak, Kürd milletinin Kürdistan’da kendi kendiniyönetme hakkı tanınacak. Ulusal birliğin üzerinde tartışılabileceği tek konseptbudur.

Bunu söylemek şimdiden o zamana dek atılacak hiçbir adım yoktur demek değildir.Dil konusunda, kültür konusunda, çatışmasızlık ortam denilen konuda birliktebirçok işler yapabiliriz. Ancak tek tek bu konular için yapılan işler değildirulusal birlik. Ulusal birliğin üzerinde şekillenebileceği konsept dünyanın hertarafında böyledir. Ulus-ülke gerçekliğini esas alır, o ulusun kendi geleceğinibelirleme hakkını ilke olarak benimser.

Faili meçhul mu, toplu katliam mı?

Kavramlar konusunda bir iki noktaya daha değinip bitiriyorum, süreyiaşmamak için. Biri faili meçhul konusudur. Bir Kürdün 1990larda yaşanan olaylariçin faili meçhul demesi garabettir. Türk parlamentosunun araştırma komisyonu17 bin insanın öldürüldüğünü söylüyor. Dünyanın hiçbir devletinde 17 bininsanın öldürülmesi faili meçhul olarak tanımlanmaz. Bu bir toplu katliamdır.Tayyip Erdoğan, Sincan’da öldürülen 150-200 kişi için “adeta soykırım” dedi.Biz Kürdler devletin bilinçli olarak belli bir plan dahilinde ortadankaldırdığı 17 bin Kürd için faili meçhul diyoruz. Sonuç bildirisi içinöneriyorum, kim not alıyor bilmiyorum, eğer bu çalıştaydan bir sonuç bildirisiçıkacaksa bu çalıştay 1990’lı yıllarda Türk devletinin Kürdistan’da açık,hesaplı, planlı bir toplu katliam yaptığını deklere etmelidir. Ulusal birlikbakışı budur. Kendi ülkemizde 17 bin insanımızın öldürülmesine biz faili meçhuldersek ve üstelik Ahmet Türk’ün son derece haksız olarak “bunları gündemegetirmeyebiliriz, unutabiliriz, birbirimizi affedebiliriz” sözünü de göz önünealırsak, bu kabul edilemez. Ulusal birlik perspektifi bu konuya toplu katliam olarakbakar ve takipçisi olur.

Kürdler barış değil, hak ve özgürlüklerini istiyorlar

İki satır da barış konusu için söyleyip tamamlıyorum. Herkes ve bu aradasözcüler de söylüyorlar ki “Kürdler barış istiyor”. Hayır, Kürdler barış değilhak ve özgürlüklerini istiyorlar. Eğer Kürdistan’da Kürdlerin hak veözgürlükleri teslim edilirse, Kürdler zaten herkesle barışıktırlar. Kürdlerbütün komşularıyla, Araplarla, Acemlerle, Türklerle her kim varsa herkeslebarışıktırlar. Kürdlerin komşularına açtığı bir savaş yok. Tam tersineKürdistan’a dayatılan bir savaş var. Biz hak ve özgürlüklerimizi istiyoruz. Buhak ve özgürlüklerimiz teslim edildiğinde kendimizle de herkesle de barışığız.Sonuç bildirisi bu bakışla ele alınmalıdır, teşekkür ediyorum.

KÜLTÜREL HAKLAR OTURUMU

Meral hanımın başarılı moderasyonuyla birinci oturumu bitirdik. Bitirdik mi,bana kalırsa bitirmedik. Bu bir çalıştay, seminer, panel ya da sempozyum değil.Burada birlikte çalışmak birlikte ne işler yapacağımıza karar vermek içinkonuşuyor olmalıyız. Peş peşe herkesin kendi düşündüklerini söylemesi elbetteönemlidir, birbirimizi dinlememiz elbette önemlidir. Ama çalıştayın mantığıbakımından bu yeterli değildir. Umarım bundan sonraki çalıştaylarda bu konuyugözeterek çalışırız.

Burada dil konusunda bir takım uyarılar yapıldı. İşte ulusal demokratikbirlik dememek lazım, Kürdistan dememek lazım dendi. Bu dil, çözüm sürecinizora sokar diye kaygılar dile getirildi. Bu uyarılardan dolayı şu açıklamayıyapmak ihtiyacı duyuyorum. Ben bu çalıştaya Abdullah Gül “iyi şeyler olacak”dedi diye gelmedim. Bu çalıştaya Tayyip Erdoğan “Kürd sorunu vardır” dedi diyede gelmedim. Bu çalıştaya benim geliş nedenim şudur: Kürd, Kürdistanmeselesinin çözümünde ulusal demokratik birlik, Kürdistan’da ulusal birlikhayati önemdedir. Böyle düşündüğüm için buradayım. Demokratik ToplumKongresi’nin çağrısını ciddi bulduğum için buradayım. Demokratik ToplumKongresi’ndeki ve dışındaki Kürd taraflarıyla ulusal demokratik diyalogunönemine inandığım için buradayım. Dolayısıyla burada söylediklerimin,söyleyeceklerimin Abdullah Gül’ün elini zayıflatacağı ya da güçlendireceğibenim sorunum değildir. Tayyip Erdoğan’ın elinin güçlenip güçlenmeyeceği debenim sorunum değildir. Benim sorunum Ahmet Türk’ün dediği sorundur, yaniKürdi, Kürdistani bir duruşu güçlendirmek meselesidir. Ahmet Türk’ün birsöylediği ne yazık ki yeterince tartışılmadı. “Bir oyun var, bizim bu oyunubozmamız lazım” dedi. Bizim sorunumuz budur. Bu oyunu ancak Kürdi, Kürdistaniduruşu güçlendirerek bozabiliriz, esas kaygımız da bu olmalıdır. YoksaAbdullah’ın eli zayıflar, Erdoğan’ın eli güçlenir bu değildir bizim meselemiz.Buradan hızla kültürel haklara geçiyorum.

Kürd halkının siyasi haklarını tartışmadan kültürel haklarını asla ve kat’açözemezsiniz

Çağrıcı arkadaşlar düşünmüşler ve demişler ki kültürel haklar, üzerinde enkolay uzlaşılabilecek haklar olduğu için gündem maddesi yaptık. Çağrıcıarkadaşların değerlendirmelerine katılmıyorum. Bu doğru değildir. Bir ulusunhakları yan yana oturtulmuş kompartımanlar şeklinde değildir. Bir ulusunhaklarını siz böyle bölemezsiniz. Kürd halkının siyasi haklarını tartışmadankültürel haklarını asla ve kat’a çözemezsiniz. Kültür meselesi, Mithat hoca dadeğindi, Nurcan hanım da söyledi, kültür meselesi çok tartışmalı ve çok genişbir kavramdır. Onun için tartıştığımız konunun başlığı, kültürel haklarolmamalı. Kültürel hakları, siyasi hakların, iktisadi hakların, dil hakkınınötesinde ayrıca kendi başına tartışamazsınız. Böyle bir kültür yoktur çünkü. Öbürtaraftan bir ulusun hakları iç içedir, ayrı ayrı kompartımanlarda değildir.Öyle sanıyorum ki çağrıcı arkadaşların bundan kastı, gündemin bir sonrakimaddesini de göz önüne alarak söylüyorum, şu dönemde acil talepler olarak neyiöne sürebiliriz, acil talepler olarak ne isteyebilirizdir.

Şimdi bunu bir bütün olarak kültürel haklar olarak formüle edersek yanlışyapmış oluruz. Çünkü bu hakları birbirinden ayıramayız, bunun nedenini dahasonra açıklamaya çalışacağım. Birinci konuşmamda da belirttiğim gibi hangiKürdlerin haklarını tartışıyoruz? Bunu gözetmeden yapılacak her türlü çözümönerileri havada kalır.

Şimdi burada Kürdleri bir tarafa bırakıp Türklerden örnek veriyorum.Kültürel haklar sadece Kürdlerin hakları değildir. Dünyanın birçok yerinde Türkgrupları da var ve Türk devleti dünyanın her tarafındaki Türklerin kültürelhakları hakkında da çok hassastır. Örneğin Bulgaristan’daki Türklerin kültürelhaklarını savunur, dil haklarını savunur. Kerkük, Musul’da da Türkmenler var,Türk devleti bunların da haklarını savunur. Almanya’daki Türklerin kültürelhaklarını da savunur. Üstelik Almanya’daki Kürdler’i de Türk kabul ederek yaparbunu! Ankara’da da Türkler var, Ankara’daki Türklerin de kültürel hakları var.Şimdi Ankara’daki Türklerle, Kerkük’teki Türklerle, Bulgaristan’daki TürklerleAlmanya’daki Türklerin kültürel haklarını tek bir çizgi üzerinde tartışabilirmisiniz? Bulgaristan’daki Türklerin hakları için Bulgaristan devletinden idarireform talebinde bulunuyor. Bu konuda konseptler bellidir, hukukçu arkadaşlarımızçok güzel anlattılar onları. Kerkük’teki Türkmenler için çok daha geniş haklarvar ve oradaki 200-300 bin Türkmen buradaki on beş milyon Kürdten çok dahafazla haklara sahiptir. Ama Ankara’daki Türklerin haklarıyla bunlarıkıyaslayamazsınız. Ankara’daki Türklerin haklarını Ankara’da bir devlet var,bir parlamento var, bir kültür bakanlığı var, bir Milli Eğitim Bakanlığı var,orada bu işlere bunlar bakıyor. Bulgaristan’da bir Türkistan olmadığı için ordaböyle bir şey yok. Irakta da bir Türkistan olmadığı için böyle bir şey yok.Şimdi İstanbul’da 2-3 milyon Kürd var, doğrudur. İstanbul’daki 2-3 milyonKürd’ün kültürel hakları da var, bu da doğrudur. Ama İstanbul’da bir Kürdistanyok. İstanbul’daki Kürdler için düşündüğümüz kültürel hakları olduğu gibiKürdistan’daki Kürdlerin kültürel hakları olarak ele alabilir miyiz? İkisiniaynı minval üzerinde değerlendirebilir miyiz? Değerlendiremeyiz, yanlış olur.Bu yanlış neye yarıyor? Şuna yarıyor, bu ayrımı yapmadığımız zaman Kürdhalkının ulusal haklarını Faik beyin dediği gibi teritoryal zemindeki haklarınaişaret etmediğimiz zaman Kürd halkını toprağından koparmış oluyoruz. Kürdhalkını işte Türkiye’deki Çerkezler gibi, Arnavutlar gibi ana vatanlarındangelmiş ve bu coğrafyaya sonradan yerleşmiş azınlıklar haline dönüştürüyoruz.Türk Devletinin, Ahmet Türk’ün söylediği oyunun bir parçası da bence odur. TürkDevletinin esas oyunu da budur. 80 küsür yıl Kürd yoktur dediler, bir sonraki80 küsür yılda da bu sefer Kürd vardır ama Kürdistan yoktur diyecekler. Buoyunu da bozmanın yolu Kürd halkının ülke gerçekliğine işaret etmek,söylediğimiz şeylerin hangi bağlamda söylendiğine işaret etmekle mümkün olur.Bu ayrımı gözetmeden doğrudan Kürdlerin kültürel hakları dersek bu sorununaltından kalkamayız.

O. Baydemir Diyarbakır’da Kürdistan parlamentosu kurmanın hazırlıklarınıyapmalıdır.

Şimdi kültür sorunuyla beraber dil sorunu da tartışılıyor ve işte anadildeya da ulusal dilde eğitimden söz ediliyor. Orada mesela Ahmet beyin çok ciddisorusu var. Yani Kürdistan’da bu anadilde eğitimi nasıl yapacaksınız? Onunötesinde Abdullah beyin çok ciddi başka bir sorusu var. Bizim lehçelersorunumuz var, bizim alfabe sorunlarımız var diyor.

Ben arkadaşları anlıyorum, arkadaşlar beni dinlerken muhtemelen “ya bu adamda ne diyor” diye de düşünüyor olabilirler. Ben de arkadaşlar konuşurken böyleşeyler hissediyorum. Mesela şuna hayret ediyorum, Kürdistan’da anadilde eğitimiTürk milli eğitim bakanlığının yapacağını mı düşünüyorlar? Kürdistan’daanadilde eğitimin Türk talim terbiye kurulu denetiminde yapılabileceğini midüşünüyor arkadaşlar? Böyle bir şey olur mu? Kürdistan’da eğer anadilde eğitimisteniyorsa Kürdçenin resmi dil olması isteniyorsa Kürdistan’da parlamentolazım. Kürdistan parlamentosu talebinde bulunmadan siz bu meseleleri nasılçözeceksiniz? Türk talim terbiyesinin Kürdistan’da Kürdçeyle eğitimyapabileceğini mi düşünüyorsunuz? Şimdi bunu söylerken bunu bugünden yarınaKürdistan’da bir parlamento kuralım diye söylemiyorum. Ama perspektif buolmalıdır. Bugünden yarına bazı acil taleplerde bulunabiliriz, şu yasayıdeğiştirin diyebiliriz, bu yasayı düzenleyin diyebiliriz, yeni bir yasa çıkarındiyebiliriz. Ama insaf edin anadilde, ulusal dilde eğitim diyorsanızKürdistan’da bir parlamento olmadan, bu parlamentonun kültür bakanı, eğitimbakanı olmadan Kürdistan’da anadilde eğitimi nasıl sağlayacaksınız? KürdçeKürdistan’da nasıl resmi dil olacak? Bu mümkün müdür? Bu mümkün değildir. Aciltalepleri de tartışalım, neleri acil talepler olarak öne sürebiliriz tartışalım.Ama eğer Kürd halkının ulusal haklarından söz ediyorsak o zaman bunun yolubudur. Onun için Osman Baydemir sadece bu salonu bize tahsis etmeyi düşünmeklekalmamalıdır. Diyarbakır’da Kürdistan parlamentosu kurmanın hazırlıklarınıyapmalıdır. Çözüm çünkü ordadır. Başka türlü bunun çözümü yoktur.

Bireysel haklar mı, kolektif haklar mı?

Burada bir diğer kavram kargaşası var. Bireysel haklar, kolektif haklar.Muhataplarımız Kürdleri ilgilendiren bütün sorunların aslında kolektif haklarolduğunu biliyorlar. İlker Başbuğ da bilir, Tayyip Erdoğan da bilir, öteki debilir, beriki de bilir. Bunu böyle kabul etmek işlerine gelmez. Çünkü siz bunubireysel haklar bağlamından çıkarırsanız esas meseleye gelirsiniz ve Türktarafı esas meseleye gelmekten kaçıyor. Bunun nedeni budur, bir bilgi meselesideğildir. Ancak Kürd Tarafının da şuna dikkat etmesi lazım, bireysel hak değilkolektif hak dediğiniz zaman iş bitmiyor. Kolektif hak derken ne kastediyorsunuz? Azınlık hakları da kolektif haklardır, ulus hakları da kolektif haktır.Siz eğer Kürd halkının ulusal demokratik hakları diyorsanız bu kolektif birhaktır, ama azınlık hakları da kolektif bir haktır. Dolayısıyla kaçakdövüşmeyelim, kaçak dövüşmenin bize kazandıracağı hiç bir şey yoktur. Eğer bumeseleler bireysel haklar değil kolektif haklardır diyorsak, bu kolektifhakların da adını koyalım. Kürdleri Türkiye’de bir azınlık mı görüyorsunuz?Kürdleri Kürdistan’ın otokton kadim halkı olarak mı görüyorsunuz? Her ikisi dekolektiftir. Bir nokta da şudur yani parlamento talep etmek bence Kürdlerinortak müştereki olmalıdır. Bundan sonra tartışma biter mi? Hayır bitmez. DTK’lıarkadaşlar bu parlamentonun otonom olmasını öneriyorlar. HAKPAR’lı KDP’liarkadaşlar bu parlamentonun federal olmasını gerektiğini söylüyorlar. Bazı Kürdçevreleri ve bu arada ben Kürdistan’ın birliğini tarihsel bir hak olarakdüşünüp, bağımsız bir Kürdistan Parlamentosu istiyor olabilirim. Bu bizim kendiiç tartışmalarımızdır ve bütün bunlar ulusların kendi kaderlerini tayin hakkıprensibi etrafında birleşebileceğimiz, birlikte iş yapabileceğimiz mevzulardır.Bunlar bizim dahili tartışmalarımızdır. Kürdlerin ulus-ülke gerçekliğine dikkatetmek, ulus-ülke gerçekliği üzerinden birlikte iş yapabileceğimizi düşünüyorum.

Kürdçe, yaşayan ve milyonlarca Kürdün konuştuğu bir dildir

Son bir şey söyleyeyim. Kürdçeye koruma altına alınacak bir dil gibiyaklaşmamak lazım. Yani Sümerceye böyle yaklaşılıyor Türkiye’de. Sümerologlardavar ama Kürdçe yaşayan bir dil, Kürdçe bir ulusun dili, Kürdçe binyıllardır buhalkın esas iletişim dilidir. Dolayısıyla Faik beyin de belirttiği gibi ana dilkonusunu tartıştığımız zaman Kürdçeyi korumaya alınacak bir dil olarak elealmamalıyız. Kürdçeye böyle bir muamele yapmak hiç olmazsa Kürd tarafının işiolmamalıdır. Kürd dili, Kürd kültürü, Kürdlerin siyasal hakları bütün bunlarbir bütündür, birinde atılacak adımların ötekini güçlendireceğini biliyorum,total önerilerde bulunmuyorum. Lokal olarak acil talepler de istenebilir,formüle edilebilir ama tek tek ağaçlara bakarken ormanı gözden kaçırmamakkaydıyla diyorum, teşekkür ediyorum.

ÇATIŞMASIZLIK ORTAMI OTURUMU
Şimdi bu konuda çağrıcıların metnindeki bir cümleden başlamak istiyorum, şöylediyor: “Çözüm yöntemlerinin tartışılması, diyalogla uzlaşmanın sağlanabilmesiiçin silahların susması zorunluluk arz etmektedir.” Bunun son bölümüne biritirazım yok, silahların susması talebine bir itirazım yok. Bizler açık alandasiyaset yapan insanlarız, açık alanda siyasal mücadele yürüten bütün kadrolarbunu silahsız bir ortamda yapmak isterler, buraya kadar bir problem yok. Amabunun ilk cümlesi son derece problemlidir. “Çözüm yöntemlerinin tartışılması,diyalogla uzlaşmanın sağlanabilmesi için silahların susması zorunluluk arzetmektedir” tespiti, çağrıcılar beni mazur görsünler, bu arabayı atın önünekoymaktır. Kürd siyasetçileri Tarih bilincine sahiptirler, yakın tarihimiz var.Siz şöyle bir çağrıda bulunursanız, silahlar susmadan çözüm yöntemlerinitartışamayız, diyalogla uzlaşama yolları arayamayız diyorsanız silahlarsusmayacaktır. Bunun tam tersi doğrudur, silahların susması ve bunun kalıcıhale getirilmesi için, çözüm yöntemlerinin tartışılması, çözüm ve diyalogkanallarının açılması lazımdır.

30 yıl (1938-68) Kürdler ne silahlı ne de siyasi mücadele verdiler

Tarih bilinciyle birkaç döneme bakalım, 1938-68 arası otuz yılda Kürdlersadece silahlı mücadele vermemekle kalmadılar, bu otuz yılda siyasi mücadele devermediler. Bu otuz yılda Türk egemenlik sisteminin Türk Devletininyöneticilerinin bu sorunu çözmek için en ufak bir tartışma başlattıklarını,tartışma yaptıklarını söyleyebilecek olan var mıdır? Yoktur. Kürdlerin bu otuzyıllık silahlı ve siyasi sessizliğine, ortadan kaldırmaya çalışmakla, inkar veimhayla cevap verilmiştir.

1968 -1984 arası yıllarda da Kürdler silahlı mücadele vermemişlerdir. Bu 16yılda Kürd tarafının yaptığı nedir? Dernekler kurmuşlardır, partilerkurmuşlardır, özgürlük talebinde bulunmuşlardır. Peki, bütün bu dönem boyuncamuhataplarımızın çözüm yollarını tartıştığını ya da herhangi bir çözümönerisinde bulunduğunu bilen var mıdır? Yoktur. 1968-84 yıllarında bu konudayapılan tek tartışma şudur; Şerafettin Elçi “ben Kürd’üm” demiştir, Ecevit’te“Kürd’üm demekte bir sakınca yoktur” demiştir. Bunun dışında Kürd-Kürdistanmeselesinde sistemin hiçbir tartışması yoktur. Şimdi hal böyleyken, tarihböyleyken bu çalıştaydaki Kürd tarafının çözüm yöntemlerinin tartışılmasınıdiyalogla uzlaşma kanallarının açılmasını silahların susmasından sonrayabırakması çok büyük bir yanlıştır. Kürd tarafının böyle düşünmemesi lazım, bu Türkdüşüncesidir. Eğer sonuç bildirisinde buna değinilecekse bunun tam tersininsöylenmesi lazım.

Mahmut beyin ihtiyatlarına bu konuda katılıyorum, silahlı mücadeleyi bizburada tartışabilir miyiz, ne kadar tartışabiliriz? O ihtiyatlara katılıyorumama şu da var, silahların susmasını biz gündeme getirmiş değiliz, on yıldırsilahların susmasını ve giderek silahların bırakılmasını gündeme taşıyanPKK’dir. PKK’nin bütün yöneticileri Öcalan, Karayılan, Bayık, Kalkan hepsiçeşitli fasılalarla silahların susmasını istediklerini, silahları bırakmakistediklerini söylemişlerdir. Biz bu zemin üzerinde tartışıyoruz. Şimdiçatışmasızlık ortamı derken de bir iki konuda böyle Kürd’lere negatifayrımcılık yapılıyor. Çatışmasızlık ortamı PKK partizanlarının artık silah sıkmadığıbir ortam değildir. 6 bine yakın PKK partizanının olduğu söyleniyor, bunlarınyarısından fazlası Türkiye’yle ilişkili olmayan Kürdistan parçalarındandır.150-200 bin kilometre karelik alanda Türk devleti yarım milyona yakın silahlıgüç yığmıştır. Peki diyelim ki PKK’liler hiçbir silah sıkmadılar, bu yarımmilyonluk silahlı gücün bulunduğu bir ortamda Kürdistan’da şiddet ortamınınkalktığını kim söyleyebilir? Gerçekten bu yarım milyon silahlı gücün gölgesindesiz kendinizi şiddetsiz bir ortamda mı hissediyorsunuz, siz kendiniziçatışmasız bir ortamda mı hissediyorsunuz? Ben kendi payıma öyle hissetmiyorum.İleri git asker, beriye git MİT, ötekine git korucu, oraya git JİTEM, böyle birortamda hangi Kürd, Kürdistani bilinci, tarih bilinci olan hangi Kürd kendisinişiddetsiz bir ortamda hisseder, çatışmasız bir ortamda hisseder? Gerçekçi olmakve birazda insaflı olmak gerekir. Sınır dedikleri yerde bir dönem konuşlananTürk Askeri sayısı iki yüz elli bin idi. Çatışmasızlık ortamı isteyenler, bu250 bin askerin konuşlu olduğunu görmeden, onların üstünden 1500- 2000 Kürdpartizanı görüp onlar silahlarını bıraksın diyorlarsa buradan çatışmasızlıkfalan çıkmaz. Niye Kürdistan’da ki bu korkunç, hepimizi boğan askeri yığınağın,askeri varlığın geri çekilmesini istemiyoruz? Niye silah derken sadece 3-5 binKürd partizanının elindeki mütevazi silahları görüyoruz, her tarafımız silah,her tarafımız cephane. Gerçekçi olmak gerçekleri görmektir. Bu mücadele tekyanlı sürdürülen bir mücadele değildir. Bu mücadele Kürdlerin başlattığı birmücadele de değildir. Demin söyledim 30 yıl hiç sesimizi çıkarmadık, ne silahlıne siyasi mücadele verdik, çatışmasızlık ortamı geldi mi? 12 Mart, 12 Eylül,ara dönemler, bütün bunların hepsinde bize silah dayatılmadı mı? Ölüm korkusu duymadanKürdistan’ın hangi sokağında hangi Kürd yurtseveri gönül rahatlığıyladolaşabiliyor? PKK silahlı mücadele başlatmadan önce de ben hiçbir dönemülkemde gönül rahatlığıyla dolaşamadım, hiçbir dönem burada çatışmasızlıkortamında, bir şiddetsizlik ortamında olduğu hissine kapılmadım. Onun içinçatışmasızlık, şiddetsiz bir ortam deyince bunu çift yönlü düşünmek lazım,Kürdlere karşı negatif ayrımcı bir bakışla silah derken sadece birkaç bin Kürdpartizanının elindeki silahları görmek gerçekçi de değildir devrimci dedeğildir. Çözüm üretmez eğer böyle bakarsak.

Af mücrimlere istenir, biz genel af talebine sahip değiliz

İki üç nokta var bitiriyorum hemen. Şimdi genel af talebi var, dün dekonuşmacılardan biri özellikle PKK dışı çevrelerin Öcalan’ın serbestbırakılması için çağrıda bulunmaları gerektiğini söyledi. Biz TEVKURD olarakgenel af talebine sahip değiliz. Biz zindandaki, dağlardaki, yurtdışında ikameetmeye zorlanan hiçbir Kürd politikacısını mücrim olarak görmüyoruz. Afmücrimlere istenir, biz genel af talebine sahip değiliz. TEVKURD’ ÜN talebişudur, zindandaki bütün siyasi tutuklular serbest bırakılmalıdır. Devlet’inbunu genel Af olarak formüle edip etmemesi devlet’in işidir. Biz kendi işimiziyapacağız. Devlet kendi işini yapacak. Ben yıllardır Avrupa’da yaşamaya mahkumedilmiş hiçbir Kürd siyasetçisi için af talebinde bulunmadım, bulunamam çünküonlar mücrim değil, onlar yurtsever Kürdistanlı siyasetçilerdir, onun için eğerçalıştayımız bu konuda bir şey diyecekse?

Birincisi Kürdistan’daki bütün siyasi tutukların koşulsuz serbestbırakılmasını talep etmelidir. İkincisi siz PKK silahlı mücadele yapmasındiyorsanız Partiya Karkerên Kürdistan var, Partiya Sosyalist a Kürdistan var,Partiya İslami Kürdistan var, bunların açık alanda siyasal mücadeleyapmalarının yolunu açacak mısınız açmayacak mısınız? Siz bu yolları açmazsanızbu çatışmasızlık ortamını nasıl kalıcı hale getireceksiniz? PKK, PSK, PRK,Kürdistan Komünist Partisi kendi siyasi programını açık alanda savunamıyorsasiz onları şiddete mahkum ediyorsunuz. O zaman çalıştayımız Kürdistanlı bütünsiyasi partilere, bütün siyasi kadrolara serbest siyaset hakkını savunmalıdır.Bunun yolu genel af değildir, bunun yolu bu tarafı anlamaktır. Kürd tarafını,Kürdistani tarafı anlamaktır.

Çalıştayımız muhataptır, peki bunun muhatabı kimdir?
Muhatap meselesi çok ciddi bir meseledir, muhataplık konusunda da Kürdlerenegatif ayrımcılık yapılıyor. Kürdlerin bir devleti yoktur, Kürdlerin siyasiörgütleri vardır. Evet, Kürd hareketinin en önemli eksikliğidir bir ulusaltemsil kurumu yaratamamak. Bir ulusal temsil kurumu üretememek Kürd tarafının,Kürd siyasetinin en önemli problemidir. Kürd siyaseti bunu çözmelidir. Bir deşunu niye kimse sormuyor, bizim muhatabımız kimdir? Türk Devletinin derinimidir muhatabımız, Türk Devletinin yüzeyi midir muhatabımız, Milli GüvenlikKurulu mudur, CHP’midir, AKP’midir, MHP’midir? Karşımızda bir devlet var ve budevletin bize muhatap olarak gösterebileceği bir yer yok, gösterdiği bir yeryok şimdiye kadar. Diyelim ki AKP bir yasa çıkardı, yarın CHP hükümete geldi buyasayı ortadan kaldırdı. Her şeye karşılıklı bakılmalı ve artık Kürd tarafıkendisine güvenli olmak zorundadır. Çalıştayımız muhataptır, peki bununmuhatabı kimdir MGK mıdır, derin devlet midir, yüzeysel devlet midir, ötekimidir, beriki midir?

Kürd siyasetçileri kendilerine güvenle siyaset yapmalıdırlar. Çatışmasızlıkortamının kalıcılaşmasının tek yolu da Kürd siyasal hareketlerinin bu özgüvenledavranmalarıdır. Bu öz güvenle davrandığımız ölçüde siyasal programımızı açıkalanda silahsız siyasal mücadeleyle yürütebildiğimiz oranda bu ortamsağlanabilir. Kürd hareketi de günümüzde artık siyasal taleplerini siyasalprogramını silahsız siyasal mücadele ile de yürütebilecek, bunu muhataplarınakabul ettirebilecek birikime, kadrolara ve genişliğe sahiptir. Çatışmasızlıkortamının garantisi de bence budur.

Teşekkür ediyorum.

SONUÇ BİLDİRİSİ ÜZERİNE

Birincisi Kürd coğrafyası gibi belirsiz kavramlardan vazgeçip doğrudanKürdistan dememiz gerektiğini düşünüyorum. Konuşmamda nedenlerini belirtmiştim.İkincisi “PKK’nin siyasal yaşama katılmasının önündeki engellerin kaldırılmasıbölümünde” PKK kalabilir, PKK ve tüm Kürdistani örgütler dememiz lazım. Açıkalanda siyaset yapma hakkını PKK için istiyoruz da PSK için, PRK için KKP içinistemiyor muyuz? Bütün Kürdistani örgütlerin açık alanda siyasal mücadelevermelerinin önündeki engellerin kaldırılmasını istemeliyiz.

Aynı şey son paragrafta “PKK, DTP, A.Öcalan, sivil toplum örgütleri, kanaatönderleri” olarak geçmiş. DTP’nin dışında da Kürd partileri var. O partileri dezikretmemiz lazım. Öyle bir metin olmuş ki Kürdistan’daki sivil toplumörgütlerinin söylediklerini dikkate alalım ama siyasi örgütlerin söylediklerinidikkate almayalım gibi olmuş. Oraya diğer Kürd, Kürdistani partileri de eklemeklazım.

Öcalan’ın üzerinde çalıştığı yol haritası konusunda, önümüzde olmayan biryol haritası konusunda nasıl düşünce belirtilebilinir? Böyle bir çalışma olduğusöyleniyor, bunu biliyoruz. Ama bu yol haritası önümüzde değil. Bu yol haritasıbelki benim burada söylediklerimden çok daha radikal şeyler söyleyecek bendestekleyeceğim, siz karşı çıkacaksınız. Belki de bu yol haritası benim hiçbirşekilde desteklemeyeceğim bir yol haritası olacak. Yani önümüzde olmayan birşey için nasıl bir kanaat belirtebiliriz?
Sonuç Bildirisi’ndeki bu ifade bence yeterlidir: “Öcalan, PKK, DTP, diğer Kürdpartileri, sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri kısaca bütün Kürdleridikkate almayan ya da muhatap almayan bir çözüm, çözüm değildir.” Bu ifadedensonra önümüzde olmayan bir harita hakkında düşünce belirtilmesinin doğruolmadığını düşünüyorum.

* Fuat Önen, Demokratik Toplum Kongresi Çalıştayı, Diyarbakır, 25-26 Temmuz2009

Posted in: tirki

Comments

There are currently no comments, be the first to post one!

Post Comment

Name (required)

Email (not required)

Website

CAPTCHA image
Enter the code shown above:

  
Irak ve Kürdistan Gelişmeleri Üzerine Röportaj
Fuat Önen
Her dış mücadele bünyesinde bir iç mücadele barındırır. Dışarının içimizdeki operasyonuna dönüşmediği ve ulusal kurtuluş hedefinin önüne geçmediği müddetçe, iç iktidar mü...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (385)


HDP, Türkiyedeki Kürt azınlığın partisi olsun
Fuat Önen
Bence genel olarak Kürt seçmeni ya da Kürtlerin seçimde ne yapacaklarını sormak yanlıştır. En başta Kürdistanlılar ile Türkiye’deki Kürt azınlığını birbirinden farklı değerlendirmek lazımdır. Kürdista...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (508)


5’Lİ KÜRT BLOKU’NUN SEÇİM VE HDP’YE KARŞI TAVRI*
Fuat Önen
2009’dan bu yana Kürdistani Birlik, Kürdistan Ulusal Konferansı gibi konular gündemdedir. Her ne hikmetse seçim zamanları bu birlik konusu gündeme geliyor. Eğer ülkemizin toprakları işgal ediliyorsa, binlerce gen...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (493)


SEÇİME HAZIR OLMAK
Fuat Önen
24 Haziran seçimlerine de Kürdistan’dan katılmanın meşru bir yolu var mıdır diye düşündüğümde şu önerinin tartışılabileceğini düşünüyorum. Yani bu seçimi yine referanduma dönü...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1210)


EFRÎN
Fuat Önen
58 gün önce 72 savaş uçağı ile Efrini işgal operasyonunu başlattınız. Savaş uçaklarınıza tanklarınız, toplarınız, savaş helikopterleriniz, İHA’larınız, SİHA’larınız,termal kameralarınız eşlik etti.  Binlerce ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (797)


Afrin operasiyonunu Türkiye devletinin Kürdistan dönük seferlerinin bir parçasıdir
Fuat Önen
Şimdi bunun doğru anlaşılması için şunun iyi görülmesi lazım. Türkiye devleti Afrin e, Hewlere, yada Mahabada  Ankara dan bakmıyor. Türkiye devleti Afrine de, Hewlere de, Kamışlıya da, Mahabada da, Sanadaja da Diyarbak...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (858)


KÜRDİSTANİ PARTİLERİN TEMEL STRATEJİK HEDEFİ KÜRDİSTAN’IN BAĞIMSIZLIĞI VE BİRLİĞİ OLMALIDIR
Fuat Önen
Sırrı Süreyya Önder kimi temsil ederek İmralı-Ankara-Kandil üçgeninde bu kadar tur attı? Önder’in Türkiye’de temsil ettiği bir kitle mi var? Bana göre devleti temsil ediyor. Yapılan yanlış bir işin kof...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2453)


   «   [1]  2  3  4  5  6  7  8  9  10  »      
DESTPÉK      Tarix-belge      TEVKURD      Aslan Kaya -Baz      Fuad Önen      Media