Fuad Önen
DIVÊ KURD YEKÎTÎ Û SERXWEBÛNA KURDISTANÊ JI XWE RE BIKIN MIJARA MAN Û NEMANÊ
Fuat Önen
Diplomasî, sîyaseta nazenîn e. Ji bo diplomasîyeke baş, berî her tiştî siyasteke baş, yekgirtî û Kurdistanî pêwîst e. Li başûrê welatê me mixabin siyaseteke bi v&icir...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (222)


Dewleta Tirkan nikare bi serê xwe li Qendîl ê operasyoneke leşkeri bimeşîne
Fuat Önen
Qendîl rêzeçîya ye û di sêkoşeya başûr, bakur û rojhilatê Kurdistanê de dimîne. Dagirkirina wê derê ne ew çend hêsan e. TC çima di vê deme de qal...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (481)


HILBIJARTINA TIRKAN, HDP Û HELWESTA HIN PARTÎYÊN KURDAN
Fuat Önen
Em nabêjin ku hilbijartina Tirkan me aleqedar nake, em dibêjin ku ev hilbijartina dewleteke dagirker e, hebûna dewleta Tirkan li Kurdistanê ne rewa ye, ev dewlet bi hemû dam û dezgehên xwe dagirker e û ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (447)


HILBIJARTINÊN DEWLETÊN DAGIRKER Û HELWESTA KURDAN
Fuat Önen
Ne xwezayî ye ku sîyasetmedarên Kurdan wek yên Tirkan bipeyivin, nakokîyên di nav sîyaseta Tirkan de mezin bikin û di nav sîyaseta Tirkan de ji xwe re li cîyekî bigerin. Divê s&i...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (501)


TÊKÇÛNA ŞERÊ CEBHEYA KERKÛKÊ
Fuat Önen
Şerê li cebheya Kerkûkê rû da, bersîva dewletên dagirker û parêzerên sistemê ye. Di vê cebheyê de em têkçûn. Berpirsê vê têkçûyi...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1184)


YEKÎTÎYA KURDAN Û YA PARTÎYÊN KURDAN JI HEV CUDA NE
Fuat Önen
Di nav tevgerên rizgarîya neteweyî de kesî bi qasî tevgera rizgarîya neteweyî ya Kurdan nîqaşên teorîk nekiri ye. Em di nivîsarên Ho Shi Min, Amilcar Cabral, Mahatma Ghandi, Fide...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1704)


TC ÇIMA JI YEKÎTÎYA AXA ROJAVAYÊ KURDISTANÊ DITIRSE?
Fuat Önen
Ez ne di wê bawerîyê de me ku TC yê karibe Efrînê dagir bike û li wir pêşî li Kurdan bigire. Bi sedem ku TC nikare bakurê Kurdistanê wek berê bi rêve bibe, anuha her nav&cc...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1310)


   «   [1]  2  3  4  5  6  »      
  
16

 Kürd sorununda şiddetsiz çözüm

 
Kavramlar düşünme araçlarıdır. Belli bir düşünce sisteminde anlam kazanırlar. Aynı kavram farklı düşünce sistemlerinde farklı anlamlar kazanır. Göründükleri kadar masum değildirler. Bugünkü tartışmamızın temel kavramları olan ‘Kürd sorunu’ ve ‘şiddetsiz çözüm’ kavramları da böyle ele alınmalıdır.
 
Tartıştığımız sorun, son dönemlerde ‘Kürd sorunu’ ve ‘Kürdler ne istiyor?’ başlıkları altında gerek Kürdler gerek Türkler arasında yoğunlukla ele alınıyor. Yıllardan beri Kürd ve sorun sözcüklerinin birlikte kullanılması insanların bilinçaltında Kürdlerin sorun olduğu ya da sorunun Kürdlükten kaynaklandığı yanılsamasına yol açmakta belki de bu amaçlanmaktadır. Buna ‘Kürdler ne istiyor?’ sorusu ile devam edilince de Kürdlerin rahat durmadıkları, huzursuzluk yarattıkları, ortalığı karıştırdıkları izlenimi doğmaktadır.
 
Dikkat çekici bir nokta da, bu soruların Türkler için sorulmaması, Türklüğün sorgulanmamasıdır. Burada kastettiğim Türklük, Türkiye Türklüğüdür, Orta Asya Türklüğü, Özbek, Tatar, Türkmen, Moğol Türklüğü değildir. Bu anlamda Türklük yüzyıllardır coğrafyamızın en belalı kavramıdır. İbraniler hariç, coğrafyamızın bütün halkları (Kürd, Acem, Arap, Grek, Ermeni…) açısından belalı, sorunlu bir kavramdır Türklük. Tarifi, başı sonu belli olmayan bir kavramdır. Bu kavrama şimdiye kadar bulunabilen tek tarif “T.C. ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” şeklindedir. Bu tarif ise hem sorunlu hem de sorun doğurucudur. Sorunludur çünkü bu tarifin sahipleri, Bulgaristan’da, Kıbrıs’ta, Yunanistan’da ve daha birçok yerde Türklerden söz etmekteler ve bunlar T.C. vatandaşı değillerdir. Sorun doğurmaktadır, Çünkü T.C. ne vatandaşlık bağı ile bağlı olup Türk olmayan, kendisini bu tarife bağlı saymayan milyonlarca insan en başında da Kürtler var. Sorunun bir kaynağının Türklüğün bu totaliter toptancı tarifi olduğunu söylemek mümkündür. Türklük ve Türk sorunu tartışılmadan sorunun Kürd sorunu olarak tartışılması hem haksız hem de sorunun anlaşılmasını engelleyen bir tutumdur…
 
‘Kürd Sorunu’nun kapsamı
 
Kürd, Kürdistan sorunu geniş kapsamlı, çok yönlü, karmaşık bir sorundur. Anlaşılır olmak ve doğru tartışabilmek için kapsamı açık seçik hale getirilmelidir. Sadece İstanbul’da 2-3 milyon Kürd olduğu biliniyor. Türkiye metropollerinde zora dayalı siyasi, askeri baskılar ve bunun yol açtığı ekonomik sıkıntılar nedeniyle yurtlarından göçertilmiş, göç etmiş milyonlarca Kürd yaşamaktadır. Kürd sorunu derken kastedilen bu Kürdler ise bu azınlık hakları, bireysel hak özgürlükler, kültürel haklar konusudur.
 
Ankara-Konya hattında Osmanlılar döneminde göçertilmiş, belli bölgelerde çoğunluk oluşturan Kürdler ayrı bir kategoridir ve bence burada sorun yerel özerklik, özerk bölge konseptinin konusudur.
 
TES’nin Kürdlerin yurt gerçekliklerini ortadan kaldırmak için uydurduğu ‘Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya gelirsek sorun çok daha farklı boyutlardadır. Anadolu (Anatolia), Grek-Romen dilinde güneşin doğduğu yer, doğu anlamına gelir. İstanbul’un doğusu, İzmit, İznik, Düzce’dir. Yönleri zorlayıp Konya’ya Ankara’ya kadar uzatsanız bile Van’a, D.Bakır’a, Hakkâri’ye, ulaşamazsınız. Burası Kürdistan’dır, Kürdlerin kadim yurdudur. Kürdler bu coğrafyanın otokton halkıdırlar. İzaddi’ye göre bu bölge Kürdistan’ın % 43’ünü oluşturmakta ve Kürdler tarafından Kuzey Kürdistan ya da Kürdistan’ın Kuzeyi olarak adlandırılmaktadır. Buraya geldiğimizde sorun Kürdistan sorunudur ve bizce bu self-determinasyon konusudur.
 
Sorunun bunlarla bitmediği de biliniyor. Bölüşülüp parçalanarak, siyasi statüden yoksun bırakılan Kürdistan’ın doğusu İran, Güney batısı Suriye, Orta güney kısmı ise Irak devletinin egemenliğindedir. Bu devletler ve Dünya düzleminde yer aldıkları bağlaşıklıklar göz önüne alındığında Kürdistan sorunu devletlerarası bir sorun, neredeyse bütün dünyanın sorunudur. Zaten sorunun kendisi de Birinci Dünya Savaşının ertesinde kurulan Dünya düzeninin sonucudur. Savaşın galipleri özellikle İngiltere’nin damgasını taşıyan yeni Ortadoğu siyasi haritası bu sorunun temel kaynaklarından biridir. Arap coğrafyasını parçalayıp irili ufaklı 20 ye yakın devletle yöneten savaşın galipleri Kürdistan’ın bölünmüş, parçalı ve siyasi statüden yoksun olmasını tercih etmişlerdir. 1916-26 yılları arasında kotarılan çeşitli anlaşmalarla Kürdistan siyasi statüsüz ve Beşikçi Hoca’nın deyimiyle sömürge bile olmayan bir durumda tutulmuştur. Bir başka söyleyişle bir ülke göz göre otokton halklarından çalınmıştır. Bu sorunun 21.YY a sarkmasının esas nedeni bu yapıdır.
 
Bütün bunları bir an için bir tarafa bırakıp Türkiye’de ‘Kürd sorunu’ kavramına dönersek: Kürd sorunu Türk egemenlik sisteminin bu anlamda Türk düşüncesinin bir kavramıdır. TES’nin Kürdlerle Kürd halkıyla bir sorunu var. Kendi varlığını Kürd halkının ulus ülke gerçekliğinin yokluğuna dayandırmıştır. Böyle bakıldığında sorun Kürdlerin ulus ülke gerçekliklerine sahip çıkmaları, kendi topraklarında iktidar talebinde bulunmalarıdır. Ancak TES’nin bu sorunu adlandırması 80 yıllık cumhuriyet döneminde sürekli değişikliklere uğramıştır. 1924-1954 arası dönemde sorunun irticai bir sorun olduğunu söylemeyi uygun bulmuşlardır. Geçenlerde Avni Özgürel de yazdı, 1925 ayaklanması döneminde basının ayaklanmayı Kürd ayaklanması, ulusal hareket olarak değil, irtica hareketi olarak tanımlamasını istemişlerdir. TES şapka, harf, kıllık kıyafet gibi ‘büyük devrimlerle’ Kürtleri Türkleştirip modernleştirmeye çalışırken, ‘geri ve gerici’ Kürdler bu modern atılımlara irticai tepkiler göstermiş, katliamlara, mecburi iskânlara tabi tutulmayı hak etmişlerdir!
 
1954-74 arası dönemde sorun geri kalmışlık, cehalet, feodalite sorunu olarak tanımlanmış, Kürdlere ‘medeniyet’ götürülerek, Türkleşmeleri sağlanarak çözülmek istenmiştir. 1968 sonrası sorun komünizm ve bölücülük sorunudur artık. 1980’lerden sonra özellikle de Sovyetlerin çözülmesi sonrasında sorun yeni bir tanıma kavuşmuştur. Terörizm ya da son dönemdeki nitelemeyle etnik terörizmdir yeni tanım.
 
Dünya düzeninin çözülmesi, Dünya ve Ortadoğu siyasi haritasının değişmeye başlamasıyla TES de çözülme sürecine girmiştir. Kürdlerin eskisi gibi yönetilemeyeceğini, egemenliğin sürdürülmesinin yeni yol ve yöntemler gerektirdiğini anlayan bir kısım Türk siyasileri Kürdlerin varlığının kabul edilmesi gerektiğinden hareketle sorunu Kürd Sorunu olarak tanımlamaya başlamışlardır. İnönü-Demirel ikilisinin “Kürd realitesini kabul ediyoruz”, Mesut Yılmaz’ın “AB’nin yolu D. Bakır’dan geçer”, T.Özal’ın “federasyonu da tartışabilmeliyiz”, T.Erdoğan’ın “Kürd sorunu vardır ve bu benim de sorunumdur” açıklamaları bu yeni eğilimin sonucudur. Ancak bütün bu açıklamalar soruna bir çözüm projesi üretmek şöyle dursun, sorunu tanımlamaya da ulaşamamıştır.
 
TES Kürdlerden ne istiyor ve bu anlamda ‘Türkler ne istiyor?’
 
Bu sorunun yanıtı için Genel Kurmay Başkanı Y. Büyükanıt’ın 07-10-2007 tarihli Milliyet gazetesinde yayınlanan şu açıklaması öğreticidir. Bu konuşma Kürd savaşında yaşamlarını yitiren askerlerin yakınları ve yaralanan askerlere verilen iftar yemeğinde yapılmıştır. Genelkurmay jargonunda bunlar şehit yakınları ve gazilerdir. Şöyle diyor Büyükanıt: “Bu insanlar o toprak parçasını vatan, o insan grubunu millet yapmak için, seve seve canını ülkesi için feda etmek için yemin etmişlerdir, hepimizin ettiği gibi. Ve onlar o mertebeye ulaşmışlardır, şehit olmuşlardır, gazi olmuşlardır.”
 
İstenen çok açıktır ve belki ilk defa bu açıklıkla ifade edilmektedir. Burada kastedilen toprak parçası Kürdistan ve kastedilen insan grubu da Kürdlerdir. Büyükanıt’a göre Kürdistan Kürdlerin vatanı değil, toprak parçasıdır ve vatan yapılması yani Türk vatanına dönüştürülmesi gerekmektedir. Yine oradaki insan grubu bir millet olmadıkları gibi, herhangi bir milletin parçası da değildirler, onların da millet yapılmaları yani Türk milletinin bir parçasına dönüştürülmeleri gerekmektedir. Bu hedefe ölüm pahasına ulaşmak için birlikte yemin edildiğini de bu konuşmadan öğreniyoruz. Bu kısa açıklama TES’nin 80 küsur yıllık hedefinin net ve özet ifadesidir. Kürdlerden istenen budur. Bu hedefe ulaşmayı engelleyecek her tür davranıştan uzak durmaları ulus, ülke gerçekliklerinden vazgeçmeleri, yüce Türk ulusunun bir parçası olarak Türk vatanında Türküm diyerek mutlu olmaları istenmektedir. Bunun çok yoğun bir şiddet olduğunun kabul edileceğini umuyorum. Tartıştığımız sorun bakımından şiddetin esas kaynağı budur ve bu çok zalimane bir hedeftir. Bitirmeden üç noktaya daha dikkatinizi çekmek istiyorum. Birincisi söyleyen asker olsa da bu hedefler askeri değil siyasi hedeflerdir ve Türk siyasileri tarafından paylaşılmaktadır. Resmi sıfatı genelkurmay başkanı olsa da Y. Büyükanıt gerçekte Türk Silahlı Kuvvetler Partisi’nin (TSKP) başkanıdır. Bu parti cumhuriyet dönemi boyunca iktidarın açık, gizli ortağı ya da sivil iktidarların tepesinde Demoklesin Kılıcı olmuştur. İkincisi bu konuşmaya ciddi hiçbir tepki gelmemiştir. Ne ‘Kürdler ne istiyor?’ diye sorup duranlardan ne de ‘Kürd sorunu vardır’ diyenlerden. Türkiye’de bir askerin böylesine dehşet verici, zalimane tehditler savurabilmesinin ilerici, eşitlikçi, özgürlükçü Türk kamuoyu bakımından üzücü olduğunu kaydederken, ‘şiddetsiz çözüm’ arayanların işlerinin zorluğuna işaret etmiş oluyorum. Üçüncüsü belirtilen hedeflerin ‘terörle mücadele’ ile ilgisi olmadığı gibi, bir halkın ulus, ülke gerçekliğinin ortadan kaldırılmasının hedeflendiği, tam anlamıyla ‘terörizm’ yapıldığı itiraf edilmektedir.
 
TES Kürdler bakımından bir şiddet jeneratörüdür
 
Şiddetin esas kaynağını böyle tesbit ettikten sonra ‘şiddetsiz çözüm’ kavramına geçebiliriz. Bundan kastedilen silahsız çözüm olmalıdır. Çünkü şiddetin tek biçimi silahlı olanı değildir. Şiddetin silahsız sayısız biçimi vardır ve yıllardır Kürd halkına uygulana gelmektedir. Kürd halkı şiddetin hedefi ve mağdurudur, sebebi ve sorumlusu değil. Yukarıda belirtilen hedefin gerçekleşmesi için yıllardan beri, Kürd halkı, yoğun bir şiddet altında tutulmaktadır. Bu şiddet yaşamın her alanında ve sayısız biçimler altında uygulanmaktadır. Yeryüzünde Kürdlerden başka, yurdundan söz edeceği zaman sağa sola bakıp kendini sağlama alma ihtiyacı duyan başka bir halk olduğunu sanmıyorum. Bunun ne büyük bir şiddet olduğunu da yurt bilincine sahip Kürdlerden daha iyi bilen olmadığı gibi. Bir anlamda TES Kürdler bakımından bir şiddet jeneratörüdür. Sürekli şiddet üreten ve bunu baskı araçlarıyla (ideolojik, siyasi, askeri, ekonomik) uygulayan bir jeneratör.
 
Silahlı çözümün, savaşın alternatifi diyalog ve uzlaşmadır. Aslına bakılırsa her savaş eninde sonunda savaşan tarafların diyalogu ile biter. Diyalog tarafların karşılıklı birbirini kabulü ve sorunları çözmek için uzlaşma iradesi göstermeleriyle mümkündür. Kaldı ki bugün Kürd özgürlük hareketinde silahlı mücadeleyi savunan, çözümü silahın namlusunda gören bir parti ya da siyasi çevre de yoktur. 5 bin civarında silahlı üyesi olduğu söylenen PKK, 1999’dan bu yana silahlı mücadeleyi savunmadıklarını, silah bırakmaya hazır olduklarını söyleyegelmektedirler. Diyalog için iki tarafın varlığı ve tarafların birbirlerinin varlığını kabul etmeleri gerekir. Bu konuda Kürd siyasi çevrelerinin sorun çıkardığını iddia etmek haksızlıktır. Yine Kürd siyasi çevrelerinin ne istediklerinin belli olmadığı da doğru değildir. Legal alandaki Kürd partilerinden Hak-Par ve Kadep çözüm için federasyon önermekte, DTP ise son demokratik toplum kongresinde özerk bölgeler ve yerel iktidarların güçlendirilmesini, Ankara’da merkezileşen yetkilerin giderek yerel yönetimlerle paylaşılmasını (devolution) talep etmektedir. Yine KCK silah bırakmak için taleplerini 7 maddede toplamış ve deklere etmiştir. Diğer legal, illegal Kürd örgütleri de bu sorunun çözümünün self determinasyon konusu olduğunu söylemekte ve federal, konfederal, bağımsız Kürdistan önerilerine sahip gözükmekteler. Türk tarafında ise bazı marksist parti ve çevrelerin Kürd ulusunun kendi geleceğini belirleme hakkını savunmalarını saymazsak hiçbir çözüm önerisi ve projesi gözükmemekte, Kürd tarafı ile diyalog, uzlaşma ihtiyacı red edilmektedir. Çünkü Fiilen var olmasına ve bu coğrafyada kendi topraklarında çoğunluğu oluşturan tek halk olmasına rağmen Kürdler resmen yokturlar. TES’nin yöneticileri, ideologları ve yöneten partileri Kürd tarafı ile diyalog ve uzlaşmadan yana tavır almak bir yana, resmi yoklukla fiili varlık arasındaki çelişkiyi zor ve asimilasyonla gidermeye çalışmaktadırlar. Şiddetin kaynağı ve ‘şiddetsiz çözümün’ önündeki temel engel budur. Diyalog ve uzlaşmanın bu anlamda ‘Kürd sorununda şiddetsiz çözümün’ ön şartı Kürd halkının ulus ve ülke gerçekliklerinin kabulü ve bu temel üzerinden Kürdlerin hak ve özgürlüklerinin tanınmasıdır. Bize göre bu self determinasyon konusudur. Burada bu sorunu çözüyor değiliz, sorunun şiddet sarmalının dışında ele alınmasının yollarını ve bunun için atılabilecek adımları konuşuyoruz. Bu çerçevede güncel bazı konulara değinerek konuşmamı bitirmeye çalışacağım.
 
Yeni anayasa
 
20 yıldır savunanı olmayan 1982 anayasası hala yürürlüktedir. Son dönemde anayasa konusundaki tartışmalar da yeni bir anayasa hedefinden sapmış ve 1982 anayasasında değişiklik çerçevesinde kalmıştır. Anayasanın dibacesi ve ilk 4 maddesinin değiştirilmeyeceği anlaşılmaktadır. Oysa tartıştığımız sorun bakımından değiştirilmesi zorunlu olan da bunlardır. Çünkü dibace Atatürk milliyetçiliğine ve ilk 3 madde ‘tek ulus, tek devlet, tek bayrak, tek devlet dili’ mantığına dayalıdır. 4. madde de, ilk 3 maddenin değiştirilmesi bir yana değiştirilmesinin teklif dahi edilmesini yasaklamaktadır. Burası böyle kaldığı müddetçe dünyanın en ileri anayasa metni eklenerek de değiştirilse bu anaysa bu sorunu çözen bir anayasa olmaz. ‘Şiddetsiz çözüm’ için Kürd halkının ulus, ülke gerçekliğini gören, hak ve özgürlükleri bu kabul üzerinden tanımlayan yeni bir anayasa yol açıcı olacaktır.
 
Üniter devlet
 
Bu konuda DTP yetkilisine katılmıyorum, tartıştığımız sorun üniter devlet içinde çözülemez. Üniter devlet üniform toplum varsayımına dayalıdır. T.C. nin egemenlik sahası ise üniform olmaktan uzaktır. Ermeni, Asuri, Suryani, Keldani, Pontus toplumlarının tasfiyesi bu toplumu üniform yapmaya yetmemiştir. Ulusal varlıklarını her türlü zora, asimilasyon çabasına rağmen koruyan Kürd halkı oyunu bozmuştur. Osmanlı bakiyesinden ulus yaratma projesi ve bunun için uniform toplum yaratma operasyonu başarısız olmuştur. Deniz Baykal’ın T.C. projesini her gün yeniden kurmalıyız çağrısı sonuç vermiyecektir. Üniter devlet dışı, federal, konfederal, ayrı devlet projelerinin tartışılabileceği bir yasal demokratik ortamın oluşturulması ‘şiddetsiz çözüm’e katkı sağlayacaktır.
 
Türk ordusunun ‘sınır’da konuşlanması, PKK’nin silah bırakması
 
Türkiye’de silah denilince akla PKK’nin 5 bin civarında olduğu söylenen silahlı kadroları geliyor. Bunların silah bırakması talep ediliyor. Ancak bu talebin arkasında sorunu çözümleyici bir proje de bulunmuyor. Türk ordusunun ‘resmi devlet sınırının’ ötesine berisine 200 bin civarında asker konuşlandırdığı biliniyor. Ağır silahlarla techizatlandırılmış bu askeri güç, savaş uçakları, helkopterleriyle desteklenmektedir. ABD’nin ırak işgalinde kullandığı asker sayısının 160 bin civarında olduğu göz önüne alındığı zaman, Kürdistan’ı Kuzey ve Güney diye ikiye bölen bu sınıra yığılan savaş gücü dikkat çekicidir. Bu yığınağın Kandil’de konuşlu PKK güçlerine karşı yapıldığı da inandırıcılıktan uzaktır. Kürdlerin devletleşmesini, dünyanın herhangi bir coğrafyasında siyasi statü kazanmasını kendisi için beka sorunu olarak algılayan ve savaş sebebi sayan TES’nin bu yığınağının hedefi PKK değil, Kürdistan’ın bütün parçalarındaki Kürd halkı ve onun hak ve özgürlükler mücadelesidir. Mesaj açıktır: Kürdistan’ın herhangi bir parçasında Kürdlerin siyasal statü kazanması, kendi topraklarında kendilerini yönetmeye başlamaları TES’nin çözülmesi olarak görülmekte ve savaş tehdidinde bulunulmaktadır. Kürdlere dönük topyekün savaş hazırlığı konseptiyle davranan TSKP (Türk Silahlı Kuvvetler Partisi) savaşın ve askerliğin şu kuralını işletmeye çalışmaktadır. “ Gücünü göster ki kullanmana gerek kalmasın”. İki yıla yakındır gündemden düşürülmeyen teskere tartışmalarıyla toplumu sınır ötesi manyağı haline getiren TES’nin amacı budur. Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasında bu kuralı işlettiklerini ve sonuç aldıklarını düşünenler, bu kez Güney Kürdistan yönetimini hedefe koymuştur. Bundan Güney ve Kuzey’de Kürd siyasi iradesini kırmayı ve Kürdleri birbirine karşı konuşlandırmayı hedeflemektedirler. “Papazın her zaman pilav yemediğini” unutmuş gözüküyorlar! Esas evine dönmeleri gerekenler bu askerlerdir. ‘Şiddetsiz çözüm’ önerenler bu savaş gücünün geri çekilmesini de istemelidirler.
 
PKK ideolojik konumlarını, temel siyasi hedeflerini bırakmış ama silah bırakmamıştır
 
Geçerken şunu da belitmeliyim ki, PKK, KCK çevresinin ve bu arada İmralı’dan Öcalan’ın sorunun çözümü için önerdikleri program esas itibariıyla bir reform paketidir. Sorunu toprak temelinden ayrı ele alan, Misak-ı milliye, devletin üniterliğine itirazı olmayan Kürdistani değil Türkiye’li bir programdır. Ulus devlet dönemi bitmiştir savıyla Kürdlerin kendi topraklarında iktidar olma hakkını yadsıyan bu anlayış özü itibariyle entegrasyonalisttir. Tecritin kalkması, siyasi af talepleri eşliğinde silahlı mücadele savunusu anlaşılır olmaktan uzaktır ve halkımızın özgürlük mücadelesine zarar veren kör şiddete yol açmaktadır. Söz konusu talepler silahlı mücadelenin değil, miting, yürüyüş, afiş, bildiri türü mücadelenin konusu olmalıdır. PKK ideolojik konumlarını, temel siyasi hedeflerini bırakmış ama silah bırakmamıştır. Bu anlamda PKK nin silah bırakması ‘şiddetsiz çözüm’ sürecine katkıda bulunacaktır. Belirtmeye gerek yok ki, burda silah bırakma ‘ pişmanlık yasası ya da eve dönüş yasası’ na konu edilmemektedir. Evlerine dönmeleri gereken evlerinden binlerce km. ötede konuşlandırılmış Türk askerleridir. Bunun için de yasaya gerek yoktur!
 
Şiddetin kitleselleşmesi
 
TES terör, şehit edebiyatıyla Türk toplumunu reorganize etme çabasındadır. Cumhurbaşkanı seçimi ve eşinin türbanı vesile edilerek başlatılan tartışmalar döneminde düzenlenen cumhuriyet mitingleri dikkat çekicidir. Laiklik,şeriat ekseninde başlatılan tartışmaların orta yerinde TSKP başkanının “Ne mutlu Türküm Diyene demeyenler bu cumhuriyetin düşmanıdırlar ve öyle de kalacaklardır” açıklamasıyla hedefin Kürdler olduğu, Türk toplumunun Kürd karşıtlığıyla ama terör bahanesiyle reorganize edilmeye çalışıldığı anlaşılmıştır. Askerin düşman tanımlaması savaş ilanıdır. Orda “ne mutlu türküm diyene demeyen” düşmanlar varsa (ki bu Kürd halkıdır) bununla savaşılacaktır. Kitlelerin bu hedef etrafında birlşetirilmesi bu savaşa hazırlıktır. Sonrasında Türkiye’nin her yerinde ve bu arada Kürdistan’ın bir çok ilinde yüz binlerce bayrak eşliğinde ‘kitlesel terör’ estirilmiştir. Burda askeri anlamda bayrağın düşmana gösterildiği ve bu düşmanın Kürdler olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Görünürdeki hedefinin gizli din devleti gündemli AKP olması bizi yanıltmamalıdır. Zaten hemen sonrasında AKP de yüz binlerce bayrak göstermiş ve Erdoğan’ın ağzından ‘tek millet, tek bayrak, tek devlet’ savunusuna geçmiştir. Bunu teröre karşı kitlesel refleks çağrısıyla yeni bir saldırı kampanyası izlemiştir. Bu kez hedef daha açıktır. Metropollerdeki Kürdler günlerce kitlesel ırkçı saldırılara, tehditlere maruz bırakılmıştır. İstanbul, İzmir, Bursa, Aydın vb yerlerde gece yarılarına kadar Kürdlerin yaşadığı mahalleler ve evler abluka altına alınmış, Kürdistan illerinden gelen otobüsler durdurularak yolcular zorla indirilerek ‘istiklal marşı’ okutulmuş tam bir terör estirilmiştir. Sonrasında TSKP’si başkanının bu eylemleri mükemmel bulduğunu açıklamasıyla ve kontrollü bir şekilde geri çekilinmiştir. Bütün bunların kendiliğinden eylemler olmadıkları bir merkezden yönlendirildikleri açıktır. Bu eylemlerin arkasında militer, paramiliter örgütlerin varlığı, sivil görünümlü bu eylemlerin gerçekte askeri bir manipulasyon sonucu olduğu gözlerden uzak tutulmamalıdır. Bu dönem boyunca metropollerde ‘Kürd-Türk’ çatışmasının olmaması sevindirici bir nokta olarak not edilirken, bu eylemlerin ‘gücünü kullanmaya gerek kalmaması için göstermelisin’ ilkesine göre yürütüldüğü unutulmamalıdır. Asıl önemlisi bu kitlesel ırkçılığa karşı ilerici, eşitlikçi, özgürlükçü Türk aleminin kitlesel sessizliğidir. Bu ‘şiddetsiz çözüm’ açısından vahim bir durumdur. ‘Şiddetsiz çözüm’ü mümkün kılacak en önemli faktör Kürdlere karşı yürürlüğe konan bu topyekün savaşın Türk ilericiliğince karşılanması ve durdurulmasıdır.
 
Bütün bu hengamede çözüm için hiçbir siyasi projeye sahip olmadan; tanklar, toplar ve ağır silahlarla techiz edilmiş, savaş uçakları ve helikopterleriyle desteklenen 200 bin kişilik Türk yığınağını görmeden; Kuzey’de, Güney’de sürdürülen bombardımanı, savaş tehdidini duymazlıktan gelen barış çağrılarının samimi ve sonuç alıcı olacağını söylemek mümkün değildir. ‘şiddetsiz çözüm’ için yapılması gereken ilk şey Kürdlere dayatılan bu topyekün savaşa karşı çıkmaktır.
 
Bu platformda söz söyleme olanağı sağladıkları için, Bilge hanımın şahsında Yeşiller Hareketine, dikkatlerinizden ötürü hepinize teşekkür ediyorum.
 
TURKIYE YESIL DIYALOG TOPLANTISI
14-16 ARALIK 2007 – TAXIM HILL OTEL, ISTANBUL

 

Posted in: tirki

Comments

There are currently no comments, be the first to post one!

Post Comment

Name (required)

Email (not required)

Website

CAPTCHA image
Enter the code shown above:

  
Irak ve Kürdistan Gelişmeleri Üzerine Röportaj
Fuat Önen
Her dış mücadele bünyesinde bir iç mücadele barındırır. Dışarının içimizdeki operasyonuna dönüşmediği ve ulusal kurtuluş hedefinin önüne geçmediği müddetçe, iç iktidar mü...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (376)


HDP, Türkiyedeki Kürt azınlığın partisi olsun
Fuat Önen
Bence genel olarak Kürt seçmeni ya da Kürtlerin seçimde ne yapacaklarını sormak yanlıştır. En başta Kürdistanlılar ile Türkiye’deki Kürt azınlığını birbirinden farklı değerlendirmek lazımdır. Kürdista...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (502)


5’Lİ KÜRT BLOKU’NUN SEÇİM VE HDP’YE KARŞI TAVRI*
Fuat Önen
2009’dan bu yana Kürdistani Birlik, Kürdistan Ulusal Konferansı gibi konular gündemdedir. Her ne hikmetse seçim zamanları bu birlik konusu gündeme geliyor. Eğer ülkemizin toprakları işgal ediliyorsa, binlerce gen...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (487)


SEÇİME HAZIR OLMAK
Fuat Önen
24 Haziran seçimlerine de Kürdistan’dan katılmanın meşru bir yolu var mıdır diye düşündüğümde şu önerinin tartışılabileceğini düşünüyorum. Yani bu seçimi yine referanduma dönü...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1209)


EFRÎN
Fuat Önen
58 gün önce 72 savaş uçağı ile Efrini işgal operasyonunu başlattınız. Savaş uçaklarınıza tanklarınız, toplarınız, savaş helikopterleriniz, İHA’larınız, SİHA’larınız,termal kameralarınız eşlik etti.  Binlerce ...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (783)


Afrin operasiyonunu Türkiye devletinin Kürdistan dönük seferlerinin bir parçasıdir
Fuat Önen
Şimdi bunun doğru anlaşılması için şunun iyi görülmesi lazım. Türkiye devleti Afrin e, Hewlere, yada Mahabada  Ankara dan bakmıyor. Türkiye devleti Afrine de, Hewlere de, Kamışlıya da, Mahabada da, Sanadaja da Diyarbak...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (854)


KÜRDİSTANİ PARTİLERİN TEMEL STRATEJİK HEDEFİ KÜRDİSTAN’IN BAĞIMSIZLIĞI VE BİRLİĞİ OLMALIDIR
Fuat Önen
Sırrı Süreyya Önder kimi temsil ederek İmralı-Ankara-Kandil üçgeninde bu kadar tur attı? Önder’in Türkiye’de temsil ettiği bir kitle mi var? Bana göre devleti temsil ediyor. Yapılan yanlış bir işin kof...
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2444)


   «   [1]  2  3  4  5  6  7  8  9  10  »      
DESTPÉK      Tarix-belge      TEVKURD      Aslan Kaya -Baz      Fuad Önen      Media