Ramanên Li Ser Mîr Bedirxanî
İsmail Beşikçi
Saturday, June 15, 2013
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (4356)
Daxuyanîya raman an hestekî Mîr Bedirxanîku vê ramanê sererast bike tune ye. Ez wek kesekî difikirim ku dibe ramanekewiha hebe. Em vî...
Ewropa, Kurd û Nasnameya Kurdan
İsmail Beşikçi
Monday, September 10, 2012
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3167)
Heqîqetek e ku li Ewropayê girseyeke mezin ya kurdan dijî. Lê, li welatên Ewropayê yên wek Almanaya,  Frensa, Îngîltere, ...
Dînamîkên Hundir-Dînamîkên Derve
İsmail Beşikçi
Monday, August 27, 2012
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3109)
Di ‘eslê xwe de cudakirina pêvajoyên civakî sîyasî wek dînamîkên derve, dînamîkên hundir nerast e. &Ec...
Çima Aşîtî Pêk Nayê?
İsmail Beşikçi
Thursday, August 30, 2012
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3073)
Divê bi baldarî li ser vegotina ku Serokwezîr Recep Tayyip Erdoğanî, ji bo ‘Erebên Filistînî, ji bo Herêma Xwesera Filist&icir...
Zanist, Hiqûq, Heqîqet
İsmail Beşikçi
Saturday, September 1, 2012
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3135)
Li Tirkiyeyê, zanîngeh, nesaziyeke ku li heqîqeta civakî digere. Berevajî vê, saziyeke ku bi awakî sîstematîk dixebite ji bo h...
Komeleya Zanistên Civakî ya Tirkan | İsmail Beşikçi
İsmail Beşikçi
Friday, August 31, 2012
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3040)
Helwesta bingehîna ku dê rê bide pêşketina zanistên civakî, rexneya îdeolojiya fermî ye. Divê îdeolojiya fermî bi ...
Zarokên Agir û Rojê
İsmail Beşikçi
Friday, August 31, 2012
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3299)
Dîrok çi ye? Di dîrokê de bi hezaran bûyer diqewimin. Ji vanan ancax yên bala mirovan, bala lêkolîneran dikşînin, yên t...
Li Hember Sîstema SiyasiyaTirkan Pêwendiyên Zanistî û Îdeolojiya Fermî*
İsmail Beşikçi
Saturday, September 1, 2012
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3125)
Li gor qen’eta min saziya herî girîng a sîstema siyasî ya Tirkan, a rejîma siyasî ya Tirkan îdeolojiya fermî ye. Îdeoloj...
Rexneya Îbrahîm Guçluyî
İsmail Beşikçi
Thursday, March 22, 2012
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2977)
Paşê İbrahim, behsa nîqaşeke ku di 1990î de  hatiye kirin dike. Ev nîqaş, nîqaşeke ku xwedî naverokeke civakî û sîyas&ici...
Li Ser “Zimanê Şaristaniyê”
İsmail Beşikçi
Thursday, March 22, 2012
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3084)
Di cihekî hevpeyvînê de, nûçegihan ji nivîskar pirsên li ser wêje û weşana Kurdî dipirse. Wek mînak, tu çi...
'Tirkiye Dostê Me ye'
İsmail Beşikçi
Thursday, February 9, 2012
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2923)
Li Ewropa, îro, dewletên ku serjimara wan li dor 30-40 hezarî ne hene. Ev endamên Konseya Ewropa û NYê ne jî. Andorra, San Marino, Monaco,...
Çavdêriyên Li Ser Universiteya Tirk / İsmail BEŞİKÇİ
İsmail Beşikçi
Thursday, March 22, 2012
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2608)
Va li vir jî aliyekî girîng î têkildar bi metoda ramana zanistî re heye. Serokê îqtîdara desthilatdar, Serokê Komî...
Azaedîya îfadeyê, Sansûr-Otosansûr
İsmail Beşikçi
Thursday, March 22, 2012
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3412)
Di çandiniyê de hinek tiştên bizirar hene. Wek kurmê sîn, qimil, kulî, hêrîşa mişkan, hişkayî(tunebûna baranê)......
“Kurd Otonomîyê Naxwazin”
İsmail Beşikçi
Friday, February 12, 2010
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (3964)
Heger ku li Tirkîyê li ser Kurdan, pirsgirêka Kurdan zulm bi giranî berdewam bike, zêdeyî hezar zarokên ku keviran davêjin polî...
Di Civaka Kurd de Polîtîkayên Guhertin û Rêvekirinê
İsmail Beşikçi
Wednesday, February 3, 2010
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (4177)
Perçekirin û parvekirinê îskeletê Kurdistanê û mejîyê Kurdan ji hevdû xistîye. Vê pêvajoyê li s...
   «   [1]  2  3  »      
  
10

Türk devletinin Kürt sorununu çözme niyeti yok. Niyet olmadığı için bu konuda yetenek geliştirmesi de söz konusu değil. Kürtlerin kazanımları fiili kazanımlar olacaktır. 20-25 yıl öncesini düşünelim. Kürtler ve Kürtçe inkar ediliyordu. Kürtler, Türk; Kürtçe, Türk dilinin ilkel bir şivesi sayılıyordu. Aksini iddia etmek, yazmak, konuşmak çok ağır idari ve cezai yaptırımlar getiriyordu. Ama gerilla mücadelesi sürecinde, devlet artık bu tür iddialarda bulunamıyor. Kürtler artık fiilen kabul ediliyor. Bu artık, fiili bir kazanımdır.."

Hasan Bildirici: Türklerle Kürtlerin bir arada yaşaması zorlaşıyor diyorsunuz. Bu görüşü doğrulayan bir çok örnek var bir önceki cevap içinde. Bir zamanlar bu topraklarda Rumlar ve Ermeniler de vardı. Bugün Kürtlere yapılanların aynısı geçmişte onlara da yapılmıştı. Bu demektir ki, Türk ırkçılığına dayalı devlet sisteminin böyle bir özelliği var. Nüfusla birlikte şehirleri, kasabaları, köyleri ve mülkiyeti de Türkleştirmek... Bun da en çok da Türklük iddiasında olan göçmenleri kullanıyor. Göçmenlik arayıştır, alan edinmek için yerlilerden daha atılgan ve fanatik davranmaktır. Hele bu Türk göçmenler için daha çok böyledir. Türkiye’nin dört bir tarafındaki ırkçı saldırılara rağmen Kürt siyasetçileri ve aydınları çok iyimser. Belirttiğiniz gibi hala kardeşlikten söz ediyorlar... Bu durum bana biraz, İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar bize saldırmaz diyen Rusların durumunu hatırlatıyor. Hitler birlikleri öyle ani bir saldırılar başlatmışlardı ki, binlerce kilometrelik alandaki Rus askerleri ve silahları bir santim bile kıpırdamadan yerle bir olmuştu. Bir gün sanırım Kürtler Türk ırkçılığı karşısındaki iyimserliğin bedelini ağır ödemek durumuyla karşı karşıya kalabilirler. Batı illerindeki servetlerini kaybettiklerinde, Kürdistan yoksulluğu onları ne kadar sarıp sarmalayabilir?.. Aslın da bunun da cevabını vermişsiniz. Kürtlerin Kürdistan’dan kopmaması ve batı illerindeki varlıklarına çok umut bağlamamaları gerekir diyorsunuz. O zaman şöyle bir soru çıkaralım buradan: Türk devletinin Kürt sorununu çözme niyet ve yeteneği yok. Hiçbir zaman da olmayacak. Yani Kürt sorununu uluslar arası koşullar mı çözecek artık? Türk sisteminin çözüm güç ve niyetinden Kürtler kesinlikle umut kesmelidir diyebilir miyiz?

Kürtlerin kazanımları fiili kazanımlar olacaktır

İsmail Beşikçi:
Türk devletinin Kürt sorununu çözme niyeti yok. Niyet olmadığı için bu konuda yetenek geliştirmesi de söz konusu değil. Kürtlerin kazanımları fiili kazanımlar olacaktır. 20-25 yıl öncesini düşünelim. Kürtler ve Kürtçe inkar ediliyordu. Kürtler, Türk; Kürtçe, Türk dilinin ilkel bir şivesi sayılıyordu. Aksini iddia etmek, yazmak, konuşmak çok ağır idari ve cezai yaptırımlar getiriyordu. Ama gerilla mücadelesi sürecinde, devlet artık bu tür iddialarda bulunamıyor. Kürtler artık fiilen kabul ediliyor. Bu artık, fiili bir kazanımdır. Devlet artık, bu tür yazıları, konuşmaları, iddiaları görmezlikten, duymazlıktan gelmektedir. Yine bu mücadelenin bir aşamasında, Ekim 1991 de, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, “Kürt realitesini tanıyoruz” demişti. Süleyman Demirel bunu sadece bir defa söylemiş olsa da, bu sözün bu kabulün gereklerini hiç yerine getirmemiş olsa da, bunun, Kürt-Türk ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası olduğu söylenebilir. Mücadelenin boyutlanması ise fiili kazanımı daha da güçlendirmiştir.

Türk devleti Kürtlerle masaya oturmaz

Devletin Kürtlerle, Kürtlerin temsilcileriyle masaya oturması, soruna birlikte çözüm aranması mümkün görünmemektedir, kanısındayım. Çünkü, Kürtler, dünyada bir eşi daha bulunmayan inkarcı, imhacı ve ırkçı bir politika ile, sistematik bir uygulamayla karşı karşıyadır. Bir Kürt’ün kendisine “Kürdüm” demesini devlet, Türlüğe hakaret, devlete hakaret olarak algılamaktadır. Dünyanın başka bir yerinde, ulusal kurtuluş mücadelelerinde, toplumsal mücadelelerde, Kürt-Türk ilişkilerindeki bu inkarcı duruma rastlamak mümkün değildir. Bu ifadenin bir abartma olarak değerlendirilmemesi gerekir. Bu bakımdan, Kürtlerin kazanımları fiili kazanımlar olacaktır. Bu da başta Kürt diline sahip çıkmak, Kürtçe’yi işlevsel bir hale getirmekle mümkün olacaktır. En sağlıklı çözüm arayışı Kürtçe’ye sahip çıkmaktır. Daha ileri çözümlere yol açacak tek yol budur. Geçen yıl Diyarbakır’da, Sur Belediyesi çok dillilik çalışmalarından dolayı, idari ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya kaldı. Belediye Başkanı görevden alındı. Kürtlerin yönettiği bu tür belediyeler çoğaldığı zaman, çok dillilik benzeri çalışmalar çoğaldığı zaman bu hak da fiilen kazanılma yoluna girebilir. Bu tür çalışmalarından dolayı, başka belediyeler de idari ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalabilir. Ama, Diyarbakır’da, Mardin’de, Van’da, Hakkari’de, Muş’ta, Bitlis’te, Ağrı’da, Batman’da, Bingöl’de vs. bu girişimler çoğaldığı zaman, sivil itaatsizlik eylemleri geliştiği zaman, devletin bu süreçte davalarla baş etmesi zorlaşacaktır. Devletin bütün engellemelerine rağmen, fiilen kazanılmış bir hak, daha sağlam, daha kalıcı olmaktadır.

Mahalli idarelerde, örneğin belediyelerde, Kürtlerin ağır basmasının çok önemli olduğu kanısındayım Hasan. Bunun, Ankara’da, TBMM’de Kürtlerin temsil edilmesinden daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bunun için belediye seçimlerine önem vermek, iyi hazırlanmak gerekir .

Dış güçler çözüm sağlayamaz

Dış güçlerin, örneğin, uluslar arası kurumların Kürt sorununu çözmek için girişim başlatması kanımca olası görünmemektedir. Bu, doğru da değildir. Bu, uluslar arası kurumların anti-Kürt yapılarıyla yakından ilgilidir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Milletler Cemiyeti’de, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan Birleşmiş Milletler de anti-Kürt bir yapıya sahiptir. Milletler Cemiyeti döneminde kurulan statüko, Birleşmiş Milletler döneminde daha da olumsuz bir yapıya büründürülerek korunmaktadır. Birleşmiş Milletler, Milletler Cemiyeti döneminden gelen birçok olumsuz yapıyı düzeltmiş, değiştirmiştir. Ama, Ortadoğu’nun ortasında kurulun statüko, yani Kürdistan’a yönelik statüko değiştirilmemiştir, aynen korunmaktadır. Öte yandan, Kürtlerin bu yoldaki söylemleri de sağlıklı değildir. “Bir şey istemiyoruz, sınır çizmek, bayrak vs. düşünmüyoruz, kardeşçe bir arada yaşamak istiyoruz” söylemleri uluslar arası kurumları, uluslararası güçleri Kürtlerin lehine harekete geçirmez.

Türk devleti ırkçıdır

Dikkat edersen, Türk devleti için, inkarcı, imhacı sıfatları yananda, ırkçı sıfatını da kullandım değerli Hasan. “Irk devleti” diyerek sen de bu kavramı kullanıyorsun ve çok isabetli kullanıyorsun. Burada, bu kavramla ilgili küçük bir açıklama ve değerlendirme yapma gereğini duyuyorum. Türk düşüncesi, Türk aydını, devletin, ırkçı olmadığını ısrarla ileri sürerler. “Irkçı devlet asli tebaası, yani asli uyruğu saydığı insanlarla ‘ötekiler’ arasına, asli uyruğu ile daha ‘düşük’ dediği ‘ırklar’ arasına aşılmaz duvarlar koyar. Böylece ‘ötekiler’in, asli uyruğu ile karışmasını önler. Türkiye’deyse böyle bir durum yoktur. Bilakis halkların birbirine karışması teşvik edilir.” denir. Bu çok yaygın bir görüştür. Türk sağı, Türk solu, Türk liberali, Türk siyasal İslamı bu görüşü yoğun bir şekilde destekler. Üniversite, yargı gibi devletin temel kurumları, basın, sendikalar, siyasal partiler, genel olarak sivil toplum kurumları, yine bu görüşü destekleyen tavır ve davranışlar sergiler. Bu oturmuş, geçerli, toplumda çok büyük kabul görmüş düşünceyi irdelemekte yarar vardır.

1960’larda, 1970’lerde. 1980’lerde, Güney Afrika için, “dünyanın en ırkçı devleti denirdi. Burada beyaz yönetim yerlilere şöyle söylüyordu: “Sizin renginiz siyah. Siz bizim içimize, beyazların içine karışmayın. Sizin mahalleleriniz, okullarınız, hastaneleriniz, parklarınız, otelleriniz, plajlarınız, eğlence yerleriniz ayrı olsun.” Bunun için “Bantustan” denen, dikenli tellerle çevrili çok geniş alanlar kurmuşlardı. Yerliler buralarda yaşıyorlardı. Ama özerkliklerini koruyarak yaşıyorlardı. Dikenli tellerle çevrili bu geniş alanlarda fiziki altyapı çok yetersizdi. Su, elektrik sık sık kesilirdi. Kanalizasyon sistemi çok olumsuzdu. Yollar, okullar, hastaneler, konutlar pek çok olumsuzluk içeriyordu. Fakat buralarda yerliler özekliklerin koruyarak, kendileri olarak yaşıyorlardı. Beyazlarla yerliler arasında aşılmaz duvarlar vardı. Buna Apartheid sistemi deniyordu.

1950’lerde, 1960’larda, 1970’lerde, ABD’de de benzer bir sistem vardı. Zenciler, beyazların girip çıktığı kahvehanelere giremezlerdi. Zencilerin çocukları beyazların çocuklarının devam ettiği okullara alınmazlardı. Beyazlarla zenciler arasındaki duvarlar aşılmazdı.

1990’larda ne oldu? Güney Afrika’da, yerlilerin kararlı mücadelesi sonunda, Afrika Ulusal Kongresi Lideri Nelson Mandela, cezaevinden çıkarıldı. 1994 yapılan seçimler sonunda Cumhurbaşkanı oldu. Nelson Mandela’yı 27 yıl cezaevinde tutan beyaz yönetimin lideri De Klerk cumhurbaşkanı yardımcılığına, Nelson Mandela’nın yardımcılığına getirildi. Dikenli tellerle çevrili, Bantustan denilen ve fiziki alt yapısı çok olumsuz alanlarda yaşayan, fakat kendileri olarak ve özerkliklerini koruyarak yaşayan yerliler başarıya ulaşmışlardı. Burada, “dünyanın en ırkçı devleti” denilen yerde, resmi görüşün nasıl esnek olduğuna da dikkat etmek gerekir. Afrika Ulasal Kongresi Lideri Nelson Mandela’yı 27 yıl cezaevinde tutan yönetimin, 1994’den sonra, O’nun yardımcılığını kabul etmesini, başka türlü nasıl değerlendirmek gerekir? 1960’llarda, 1970, lerde, 1980’lerde, Afrika Ulusal Kongresi’nin terörist bir örgüt, Nelson Mandela’nın da bir terörist olarak kabul edildiği biliniyor.

Türkiye’de durum nasıl? Kürtlerin yaşantılarında, beklentilerinde bir değişiklik oldu mu? İnkarcı, imhacı ve ırkçı görüşler hala, Türk siyasal hayatının temel görüşleridir. Kürtlere söylenen şudur: “Türklüğün değerlerini kabul edersen, Kürtlükten tamamen koparsan, örneğin Türkçe öğrenir konuşursan, Kürtçe’yi kamu hayatının tamamen dışına atarsan, kapılar sana açıktır. Türklüğün değerlerini kabul ederek, bu değerleri yaşayarak kamu yönetiminin bütün alanlarında görev alabilirsin, kamu yönetiminde, devlet bürokrasisinde yükselebilirsin. Kendi özel işini kurup geliştirebilirsin. Ama, Kürt kalarak, Kürtlüğün değerlerini koruyarak, bunlar için mücadele ederek hiçbir kazanç elde edemezsin.” Bu bakımdan bu söylemi, aslında bir dayatma olarak kabul etmek gerekir. Türk düşüncesi, Türk aydını, devletin ırkçı olmadığını, birlikte yaşamanın söz konusu olduğunu, Kürtlerin, Türklerin birbirine karıştığını söylüyor ama, bunun temel koşulundan söz etmiyor. Daha açık bir ifadeyle Kürtlere dayatılan şudur: “Sen benimle birlikte yaşayacaksın, ama bana benzeyerek yaşayacaksın. O ilkel dili, o ilkel değerleri unutacaksın. Başka seçeneğin yoktur.” Türkiye’de hızla değişen bir toplum hiç değişmeyen bir resmi ideoloji ile yönetiliyor. Soruların temel kaynağı budur.

Türk ırkçılığı ağır bir ırkçılıktır

Kişi olarak, “sen benimle birlikte yaşayacaksın, ama bana benzeyerek yaşayacaksın, o ilkel dili, değerleri unutacaksın, başka seçeneğin yok” ırkçılığının, “sen benim dışımda yaşa, benim içime karışma” ırkçılığına göre çok daha ağır, çok daha çürütücü olduğunu düşünüyorum. Çünkü yerliler,”dünyanın en ırkçı devleti” denen yerde, “kendileri” olarak yaşamışlar, “kendileri” olarak mücadele etmişler, başarıya ulaşmışlardır. Kürtler ise “kendileri” olarak değil, hep devletin istediği biçimde, egemen devlet için yaşamışlar, “kendileri” olarak hiçbir şeyin, hiçbir değerin sahibi olamamışlardır. Kürt değerleri bu süreçte çürümeye yüz tutmuştur. Halbuki doğal olan, insani olan, doğru olan kişilerin, toplumların, “kendileri” olarak yaşamalarıdır. İnsani olan, doğal olan, doğru olan budur.

Kürtlerin Türklerin için karışması neden isteniyor? Elbette asimilasyon için. Kürtlerin Türklüğe asimilasyonu, devletin, Cumhuriyet’in, temel politikalarından biridir. Devlet, Kürtlerin asimilasyonunu sağlayabilmek için ekonomik, politik, toplumsal, kültürel her önlemi almakta, uygulamaktadır. Bulgaristan’daki Türklerin, Batı Trakya’da ki, Kerkük’deki Türklerin, Kuzey Kıbrıs’taki, Kosova’daki Türklerin, Almanya’daki Türk işçilerinin asimilasyonuna kaşı çıkan devlet, Kürtlerin Türklüğe asimilasyonunu gerçekleştirmek için yoğun bir çaba içindedir.

“Kendileri” olarak yaşamanın nasıl değerli olduğunu, Türk düşüncesi, Türk aydını, 1985-1988 arasında, Bulgaristan’da, isim değiştirme sürecinde göstermiştir. Bu yıllarda, Bulgaristan yönetimi, orada yaşayan Türklere, Türk azınlığa, “eğer Türk ismini bırakıp Bulgar ismi alırsanız yaşamınız kolaylaşır. Bulgaristan Komünist Partisi’nde ve Bulgaristan devlet yönetiminde yer alır, bu yönetimlerde yükselme olanakları bulursunuz. Aksi halde, Bulgaristan’daki yaşamınız çok zorlaşır” diyorlardı. Bulgaristan yönetiminin Türk azınlığa bu dayatması, başta Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Başbakanlık, hükümet, kamu yönetimi olmak üzere, basın tarafından, üniversite ve yargı organları tarafından, siyasal partiler, işçi ve işveren sendikaları, sivil toplum kurumları tarafından, dinsel kurumlar ve spor kurumları tarafından… yoğun bir şekilde eleştirilmişti. Bulgaristan yönetimi ırkçılık ve sömürgecilik yapmakla, emperyalist olmakla, gericilikle ve çağdışı olmakla suçlanmıştı. Uluslar arası kurumlardan, bu yönde harekete geçip Bulgaristan yönetimini eleştirmeleri ve uygulamalarından geri adım atmasının sağlanması istenmişti. İkili ilişkiler çerçevesinde, Türkiye’deki her kurum, muadili kurumla ilişkiye giriyor, Bulgaristan yönetiminin eleştirilmesini ve bu çağdışı uygulamayı bırakması için baskı yapmasını istiyordu. Bu süreçte, “kendileri” olarak yaşamanın ne kadar değerli olduğu açıkça anlaşılıyor.

Türkler kendileri için istedikleri hiç biri şeyi Kürde layık görmüyorlar

Buradan hareketle Türk ırkçılığının başka bir özelliğini daha görüyoruz. Milli değerlere sahip olmak, örneğin anadili özgürce kullanmak Türkler için çok değerli. Türkler, bunu her yerde, her koşulda istiyorlar, savunuyorlar. Fakat Türkler, kendilerin layık gördükleri, kendileri için istedikleri bu değerleri başkaları için örneğin Kürtler için layık görmüyorlar, Kürtleri için istemiyorlar. Kendinize layık gördüğünüz, kendiniz için istediğiniz bazı şeyleri başkaları için istemiyorsanız, başkalarına layık görmüyorsanız, başkalarını o değerlere sahip olmak için, o değerlere kavuşmak için yaptıkları mücadeleyi bastırmaya çalışıyorsanız, bu düşüncede, bu eylemde ve bu niyetlerde ırkçılık var demektir. Türk devlet ve hükümet yöneticileri, TBMM, hükümet, kamu yönetimi, üniversite, yargı organları, Türk siyasal partileri, işçi sendikaları, sivil toplum örgütlerinin çok büyük bir kısmı, Türk din kurumları, Türk spor kuruluşları vs. örneğin Bulgaristan’daki Türkler için istedikleri hakları Kürtleri için layık görmüyor, Kürtler için istemiyor. Kürtlerin bu doğrultuda yaptıkları mücadeleye karşı duruyor. İşte ırkçılık budur. Kaldı ki, Bulgaristan’daki Türklerin konumlarıyla, Ortadoğu’daki örneğin Türkiye’deki Kürtlerin konumları çok farklıdır. Kürtler, binlerce yıldır kendi toprakları üzerinde yaşamaktadır. Bulgaristan’daki Türkler ise, Bulgaristan’ın Osmanlılar tarafından fethinden sonra, yani 1376-1387 yılları arasında, Anadolu’dan kaldırılarak, oraya yerleştirilen Türklerdir. Oğuz boylarının Ortasya’dan Anadolu’ya akınlarının ise, onbirinci yüzyılın ortaları olduğu bilinmektedir. Bu gelişmelerde şu sonucun vurgulanması da önemlidir. Bulgaristan yönetimi sözü edilen bu uygulamayı ta, 1988 yılında bırakmıştır. Bugün oradaki Türkler, Türk azınlığı, kendi siyasal partileriyle, Haklar ve Özgürlükler Partisi’yle Bulgaristan hükümetinde yer almaktadır. Türkiye’deyse, şunca fedakar ve vefakar mücadeleye rağmen, Kürt, Kürtçe gibi adlar bile kabul edilmemiştir. Örneğin, Kürtçe yerine, “Türkçe’den başka diller, mahalli diller”, “Kürdistan Bölgesel Yönetimi” yerine, Kuzey Irak’taki oluşum” denilmektedir.

Bu ilişkilerin başka bir boyutu daha vardır. Türk düşüncesinde, “Türklerin başka halkları yönetmesi” gibi bir boyut da vardır. Türkler, kendilerini üstün görüyorlar, başka halkları yönetmek gibi bir beceriye sahip olduklarını söylüyorlar. Türkler bunu ilahi bir hak olarak algılıyorlar. Türk sağında, muhafazakar düşüncede bu çok yaygın, daha belirgin bir şekilde ifade ediliyor. Bu arada, Kürtlerin “düşük” bir ırktan geldikleri, bu bakımdan kendi kendilerini yönetemediklerini, Kürtleri hep başlarının, Arapların, Farsların, Türklerin vs. yönettiğini söylüyorlar. Bunlar elbette ırkçı niyetler, ırkçı düşüncelerdir. Irkçılık daha başka nasıl ifade edilebilir?

Kaynak: Kurdistan Post

Posted in: tirki

Comments

There are currently no comments, be the first to post one!

Post Comment

Name (required)

Email (not required)

Website

CAPTCHA image
Enter the code shown above:

  
30 Eylül’de Seçim
İsmail Beşikçi
Wednesday, September 5, 2018
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (108)
16 Ekim 2017 de ne oldu, sorusuna bir kere daha dönmek gerekiyor. 16 Ekim’de, Referanduma karşı olan Kürd güçler, Irak yönetimi, Haşdi Şabi gibi ha...
Geleceğini Belirleme Hakkı ve Kürdler
İsmail Beşikçi
Tuesday, February 13, 2018
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (707)
Peşmerge, siyasal partilere bağlı. Kürdistan Demokrat Partisi’nin ve Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin,  yüzbinleri aşan peşmergeleri var. Hantal b...
Afrin savaşı uzun sürecek
İsmail Beşikçi
Saturday, January 27, 2018
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (560)
Afrin’de yaşayan Kürdler, kendi yaşadıkları alanları, yaşadıkları toprakları savunmaktadırlar. Afrin, Kerkük gibi olmayacaktır. Kerkük, bütün devletl...
Düşmanlarını Sevindiren Bir Halk…
İsmail Beşikçi
Friday, October 27, 2017
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (669)
Kendi halkına bu kadar hasım kalmak, düşmanına aşık olmak ancak eğitimle olur. Bu Talabanilerin eğitim süreçleri incelenmelidir. Bafil Talabani nasıl bir eğitim al...
Kürdler Zoru Başardı
İsmail Beşikçi
Friday, September 29, 2017
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (563)
Bu koşullarda Referandumun gerçekleştirilmiş olması başlı başına bir başarıdır. Irak’a, Türkiye’ye, İran’a, Suriye’ye rağmen, PKK’ye rağme...
Güvenlik...
İsmail Beşikçi
Monday, August 7, 2017
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (741)
Son yıllarda, gerek Türkiye’de, gerek dış basında, Kürd/Kürdistan sorunları yoğun olarak gündeme getirilmekte ve tartışılmaktadır. Ama bu tartışmalar, hep...
Bir Kürd
İsmail Beşikçi
Thursday, March 16, 2017
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1416)
Bölünmüş, parçalanmış, paylaşılmış uluslar, ülkeler, bu tarihsel operasyonların bilincine vardıkları zaman, ulusal mücadelenin çok hızlı ve y...
İki Kürd...
İsmail Beşikçi
Monday, March 6, 2017
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1440)
Yahudiler, Avrupa’da, 1930’larda, 1940’larda çok büyük soykırım yaşadı. Almanya’da, Fransa’da Polonya’da, Avusturya’da, M...
Üç Kürd
İsmail Beşikçi
Tuesday, February 28, 2017
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1390)
Üç Kürd’ün Kürd/Kürdistan sorunlarıyla ilgili olarak çok farklı tutumlarının eğitimle çok yakından ilişkisi vardır. Eğitim, K&uu...
Ermeniler, Kürdler…
İsmail Beşikçi
Tuesday, January 24, 2017
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1322)
Hamidiye Hafif Süvari Alayları denildiği zaman, üç aşiret ve bu üç aşiretin reisi hemen öne çıkmaktadır. Miran Aşireti ve Reisi Mustafa Paş...
Hayatımdan Kesitler
İsmail Beşikçi
Tuesday, December 27, 2016
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1547)
Receple arkadaşlığımız,  dostluğumuz, 1974’den sonra da devam etti. Komal, Rizgari sürecinde ve daha sonraki süreçlerde beraberdik. Sormadan edemiyorum...
Peşmergelik Yüce Bir Değerdir
İsmail Beşikçi
Monday, November 21, 2016
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1752)
Doktor Sait Çürükkaya, politik düşünceleri, sezgileri, öngörüleri gelişkin bir arkadaşımızdı. Stratejik taktik askeri planları askeri biri...
Kaderine Küsmek
İsmail Beşikçi
Friday, November 11, 2016
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1601)
Kürdleri/Kürdistan’ıni bölünmesinin, parçalanmasının, paylaşılmasının, önemli bir etkisi sonucu da siyasal partilerin, örgütlerin b&...
Suriyeli Mülteciler
İsmail Beşikçi
Wednesday, October 26, 2016
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (1643)
Suriyeli mültecilerin, daha konforlu bir yaşam sürmek için Avrupa’yı tercih ettikleri ileri sürülebilir. O zaman da şu çok önemli bir s...
28 Devlet Bağımsız Kürdistan’ı Tanımayacak...
İsmail Beşikçi
Saturday, September 3, 2016
Hejmara şirova (0)   Lê nerin (2038)
“Şu kadar devlet bağımsız Kürdistan’ı tanımayacak” demek, Kürdleri/Kürdistan’ı değil, Kürdistan’ı müştereken baskı altında tu...
   «   [1]  2  3  4  5  6  7  8  9  »      
DESTPÉK      Tarix-belge      TEVKURD      Aslan Kaya -Baz      Fuad Önen      Media